Yazar

Hayvan Çiftliği, George Orwell

Her şey çok güzel başlamıştı, uzun yıllar boyunca, ataları da dahil karın tokluğuna köle gibi çalıştırılan maraba sınıfı, karınlarına gireni bile kısarak kendi yaşam kalitesini daha fazla artıran, kendilerini sefalete sürükleyen efendilerine karşı ortak hareket etme kararı almışlardı.

Kendilerine bir de lider belirlemişlerdi.

Kendi haklarını belirtir kati yasalarını hep birlikte belirlemişler, hep birlikte ezberlemişlerdi, herkese de ezberletmişlerdi.

Kim dost? Kim düşman? ayrımını yapmışlar, maraba sınıfındaki küçüklü büyüklü herkesin okuma yazma öğrenmesini sağlayarak uyanık olup oyuna gelmemelerini, her şeyden haberdar olmalarını sağlamayı amaç edinmişlerdi.

Efendileri bu işi nasıl yapıyordu? Bu işi bizzat yapan bireyler olarak mevcutta yaptıkları işlerini yapmaya hem kendileri de bu kazancın ortağı olacakları için, devam ettikleri takdirde başarılı şekilde kazançlarını arttırarak her şeyin üstesinden gelebileceklerine inançları tamdı.

Her şey güzel gidiyordu.

Taaaaa ki lider olarak belirledikleri yoldaşları, efendileri gibi olmaya özenerek kendisinin ve yardakçılarının çıkarlarını ön plana çıkarana kadar.

Kendisini koltuktan kimse kolay kolay indiremesin diye kolluk kuvvetleri teşkilatını kurdu. Kendisine rakip olarak gördüklerini sınırlarının dışına uzaklaştırdı.

Daha fazlasını elde edebilmek için eskiden köleliğini yaptığı efendileri ile anlaşma masasına oturdu, anlaşmalar imzaladı.

Bu yola birlikte çıktığı maraba yoldaşlarını, bu sefer kendisini onların efendisi rolüne girerek, kendisi ve kendi mahiyetindeki ekibini şatafat içerisinde yaşatmak için, eskisinden pekte farklı olmayan köle düzenlerinde çalıştırmaya başladı.

Lider ve yardakçısı beyin takımı, tüm yoldaşların birlikte belirledikleri yasaları kendi çıkarları doğrultusunda değiştiriyor, minareyi çalan kılıfını hazırlar misali her yaptıklarına kılıf uyduruyorlardı artık.

Uygulamalara karşı çıkanlar ise kolluk kuvvetleri tarafından tehdit edilerek ya da ibreti âlem cezalar ile susturuluyorlardı.

Teknolojinin tüm nimetlerinden sonuna kadar faydalanarak, artık birlikte ve özgürlük amacı ile çıktıkları arkadaşlarını birer yoldaş olarak değil, eskiden olduğu gibi yine maraba sınıfı olarak görüyor ve bu tebaa üzerinde büyük korku unsuru oluşturuyorlardı.

Eskisinden hiçbir farkları kalmamıştı.

Aç, kemikleri sayılacak derecede açtı.

Tok, çatlayacak derecede toktu.

…

George Orwel’ın hayvanları doğadaki yaşam tarzlarına göre büyük bir itina ile insanlaştırdığı kitabı olan Animal Farm ( Hayvan Çiftliği )’ da bizim pekte yabancısı olmadığımız, hatta şimdiki zamanda bile yaşamakta olduğumuz siyasi düzeni okuyacaksınız.

Domuz domuzluğunu yapıyor, köpek köpekliğini, koyun koyunluğunu, eşek eşekliğini…

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği büyükler için olduğu kadar çocuklar içinde hem eğlendirici ve hem de eğitici bir kitap.

Bülbülü Öldürmek, Harper Lee

Adalet mülkün temelidir.

Adalet önünde; rengi, ırkı, parasal durumu, siyasi görüşü, dünya görüşü, dili, dini ne olursa olsun herkes eşit olmalıdır.

Adaletin amacı; gerçek suçluyu, suçu nasıl ve neden işlediğini ortaya çıkarmak ve suçun karşılığı ceza ne ise o cezayı vermek olmalıdır.

Seni gerçeğin ortaya çıkarılması için takındığın tutum ve olduğun taraftan dolayı eleştirenler çıkacaktır; “unutma suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur.” korkma, geri adım atma, gün gelecek seni tarih yazarken, diğerleri toprak altında çürüyecektir.

Hem de öyle ki bir daha benzer suçlar işlenmemesi için gerekli tüm önlemler alınmalı ve cezalar verilmelidir.

Ama adaletin tecelli etmesinde; suçlayan, suçlu, tanıklar, kanıtları hazırlayan bilirkişiler, hem suçlayanın hem suçlunun avukatları, savcı, jüri, hakim, basın… tek amaçları gerçek olmalıdır. Hatta bunlar, 12 öfkeli adan filmindeki gibi; dışarıdan izole bir ortamda beyin fırtınası ile sonuca ulaşmaya çalışmalıdırlar. Kendilerine menfaat sağlayacak tarafın hoşuna gidecek kararlar için çaba sarf edilmemeli, yönlendirme yapılmamalıdır. Gerçeğin farklı olduğunu bildiği halde gerçeğin üstünü örtende en üst seviyeden ceza almalı, hatta meslekten men edilmelidir çünkü gerçek çok farklı olduğunda, haksız yere ceza verilen kişinin tüm hayatı etkilenecektir.

Taraflı olarak suçsuz birisinin suçlu ilan edilerek ceza verilmesi, gerçek suçlunun elini kolunu sallaya sallaya ortada dolaşmasına ve yeni suçlar işlemesine ve bir sürü günahsız kişinin daha mağdur olmasına sebep olabilecektir. Böyle bir durumun ortaya çıkması durumunda hatalı karara imza atanların tamamı suçlu ilan edilerek günahsız birinin mağduriyetinde gerçek suçlu ile birlikte yargılanmalıdır.

Her insan ile, en azından yaratanın aynı olmasından dolayı sohbet et, herkesin bir hikayesi vardır; belki onların yaşadıklarından, sen yaşamadan tecrübe elde edebilirsin ve bir gün senin başın sıkıştığında bir kere bile selam vermediğin birisi tarafından kurtarıldığında utanmazsın, yüzün kızarmaz.

Adalet ile ilgili yazdığımız bu kadar şeyden sonra kitabın sonunda gerçekleşen olay sonucundaki takınılan tutum, sizin de kafanızda bir sürü soru işaretleri oluşturacağına eminim.

Bu harika ötesi bir kitaptan uyarlama harika bir de film var…

Aşağıdaki linki tıklayarak kitabın filminin yorumuna ulaşabilirsiniz

Bülbülü Öldürmek, To Kill A Mockingbird, Uğursuz Kuş

Aeden, Akilah, Azra Kohen

İnsan görünümlü olarak doğuyoruz.

Bir amacımız var.

Yaradan boşuna yaratmaz.

Ama hayat mücadelesinde, sadece aylık geçimini sağlayacak para için tüm gücü alınan, başka hiç bir şeye zaman ayıramayacak, sesini çıkaramayan, çünkü kovulunca yerini bir başkasının itiraz etmeden hemen dolduracağı, patronların kölesi işçilere dönüşüyor çoğumuz.

Çok azımız yaradılışına uygun cesurca hareket ediyor ama arkadan destek gelmeyince, bir de algı ile terörist ilan edilince, algısı kapalı kölelerde terörist deyince gürültüden ibaret kalıyor haklı haykırışlar…

Ama daha önceleri başarmıştık!

Şimdi neden başarmayalım?

Azra Kohen’den, okuyucusuna, ne için yaratıldığını, ama şimdi ne yaptığını sorgulatan,

Yeni dünya düzeninin kazananlarının nasıl kazandığını, kaybedenlerinin nasıl kaybettiğini çok güzel özetleyen,

Ufuk açıcı harika bir kitap.

Kitabın ilk sayfalarından sıkılabilirsiniz ama devam edin…

Kitaptan benim aldığın notlar:

  • Evrende tesadüf diye bir şey yoktur.
  • Bir canın acısından zevk alan birinin yaşama hakkı yoktur.
  • Bir şeyin en güçlü olduğu yer, merkez, aynı zamanda o şeyin en zayıf noktasıdır.
  • Korkunun olduğu yerde taraflar ancak var olabilir.
  • Verdiğiniz savaştan eminseniz pes etmeyin. Önce pes eden kaybeder.
  • Uyanışta olan bir organizmik bütünlükte ilk elenenler, uyanışı engellemek isteyenlerdir.
  • Bir varlığa seçenekleri olduğunu, hayatın olasılıklar içinde var olduğunu göstermek onu özgürleştirmektir.
  • Sahip olmanın ilk koşulu, kültürü ayrıştırmak ve ayrışımdan kaynaklanan o karmaşanın içinde halkın vergileriyle hayat verdikleri kurumların başkalarının eline geçmesiyle başlar…
  • Deneyimi engelleyen, dönüşüme itiraz eden, varoluşu hak edemez.
  • Kaderinin efendisi ol.
  • Olmaktan, doğmaktan, düşünmekten yoksunma.
  • Gerçeğin korunaklı katmanlarını aşabilenleri devrimler ve keşfedilmemiş fikirler bekler. O yüzden size dikte edilmeye çalışılan bilgilere mahkum olmayın. Bilginin hep daha fazlasını hep nedenini isteyin, sorgulayın.
  • Asla umudunu yitirme; isterse kış olsun; güneş var olduğu sürece, ışık var olmaya, en karanlık günde bile güneş doğmaya devam edecektir.
  • Bilincin ne kadarsa, anlayışın, fark edebildiklerin de ancak o kadardır.
  • Bir şeyi korumak için harekete geçmiş insanları susturmanın en iyi yolu, onların ruhlarına şüphe düşürmektir. Korumaya geçmiş birini, koruduğu konuda paranoyak hissettirebilmek, koruma kalkanında açılan ilk gedik gibidir.
  • Reverse Psychology: İnanılan şeyi beceriksiz bir şekilde savunarak kişiyi inandığı şeyin tam aksine inanmaya gizliden teşvik etmek.
  • Devletin planları ile halkın ihtiyaçları çelişmemelidir.
  • Hayatın yanında olabilmek için kendi hayatını feda etmeye hazır insanlara ya da hayatı umursamamayı önemsizleştirecek enginlikte, hayata hükmedebilen adamların emirlerine saygı göstermek? Doğrusu hangisidir? İşte bütün mesele bu!
  • Doğru teşhis, her karanlığın güneşidir.
  • İğrençliğin, toplumun normali olması engellenmelidir.
  • Yaptığı şey ne kadar düşüncesizce yapılmış olursa olsun doğru olanı yapan birine kızılmaz.
  • Doğru olanı yaptığın için özür dilenmez.
  • Egemenlik verilmez alınır.
  • Yetki, kayıtsız şartsız milletindir. Kimdir millet? İnsandır, halktır! Bankalar, markalar ve onların uşağı olmuş politikacılar değildir millet. Bu dünyada gördüğümüz pislikleri millet yapmıyor, sadece parçası olmak zorunda kalıyor. Müdahale edemediğimiz, çarklarından kurtulamadığımız bir mekanizma kurmuşlar, biz içine doğuyoruz ve bu mekanizmanın yakıtı gibi hepimiz harcanıyoruz. Mekanizmanın içinde tüm değerlerimiz ile birlikte yok oluyoruz. Nasıl insan olunur artık bilmiyoruz bile.
  • Birisi için ölmeyin. Hepimiz için yaşayın. Savaşımızda, ölümlere değil yaşatılmışlıklara ihtiyacımız var. Çünkü yaşamı destekleyebildiğimi kadar zafere yakın olacağız.
  • Korku, korkakların sopasıdır. Saygı cesaretin suyudur.
  • Gücün nedir? Etrafına saldığın korku mu? Etrafında uyandırdığın saygı mı?
  • Hayat hepimizden daha akıllıdır. Bize, sadece ihtiyaç duyduğumuz deneyimleri sunar. Deneyimin içinde kaybolabilir ya da ona sahip olabiliriz. Seçim bizim. Zamanı gelince.
  • Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına emin olduğunda, hiçbir şeyin bilindiği gibi olmadığını keşfetmeye başlarsın.
  • Tuhaflıklarımız üstünlüğümüz olabilir. Kendimize emek vermeden bilemeyiz.
  • Deneyimin bekaretini bozmak, bir insana yapılacak en kötü şeydir. Hayatı başkasından dinlemek yerine herkes kendisi keşfetmelidir.

Hayal Kahramanları, Sunay Akın

Hayal Kahramanları;

Yaratıcısının,

Genelde çevresindeki insanları,

Olaylara karşı kendi yapamadığı keşkelerini hayal gücünün sınırı ölçüsünce kağıda aktarması ile hayat bulur.

Bazı çizgi roman kahramanları gerçekten hiç var olmamıştır, keşke öyle olsalardı istenmiştir;

Neredesin Süpermen filmini izlemenizi tavsiye ederim; Iraklı iki çocuğun, sinemada Süpermen’i izledikten sonra, ülkelerindeki kötülere cezalarını versin diye Süpermen’e gitmeye karar vermelerini ve yola koyulmalarını anlatan bir film.

Bazı kahramanlar, ülkesi ve/veya insanlık için yaptıklarına karşı duyulan minnettarlıktan dolayı kahraman ilan edilip, birazda hayal ile çeşitli güçler katarak çizgi romanlarda ölümsüzleştirilmiştir.

Bazı hayal kahramanları ise gidenin arkasından onu yaşatma arzusu ile oluşturulmuştur.

…

Bazı gerçek kahramanlar şanssızdır, gerçekten var olmalarına, ülkelerine/insanlığa ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen, yaşadıkları zamanın adeta kahramanı olmalarına rağmen bir kaç kişi dışında kimse tarafından bilinmez olmuşlardır.

Batının hayal kahramanlarının karşısında, biz Türklerin tarihi gerçek kahramanlar ile doludur.

Örneğin; fazla eskiye gitmeyelim, 1915 Çanakkale’ye uzanalım; batılı bir çizgi hayal kahraman çizeri Seyit Onbaşı’yı nasıl çizerdi sizce? Ya Nusret Mayın Gemisi’ni nasıl abartırdı?, Bombasırtı olayını nasıl anlatırdı? vs. vs. vs.

İzmir’de düşmana ilk mermiyi sıkan Hasan Tahsin,

Anadolu’da mücadele eden Kuvayı Milliye kahramanları hiç unutulur mu?

Filmi dahi çekilmemiş Mustafa Kemal Atatürk’e nasıl bir yüce gücü uygun görürdü?

Bunlar sadece ders kitaplarında okunduğunda çocuklarımıza sıkıcı gelebilir, çizgi roman olarak her olayın kare kare anlatıldığını düşünsenize ne kadar ilgi çekici ve öğretici olurdu değil mi; çocuklar  batılı hayal karakterlerini değil de gerçek kahramanları tanımış olurdu.

Ama unutulması, hatırlanmaması düşmanlarımızın işine geldiğinden, çok okumayan bir toplum olarak biz Türkler gerçek kahramanlarımıza vefa göstermeyen nadir toplumlardan olmuşuzdur.

Zararın neresinden dönersek kardır!!!

Şeytan, İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü, Tolstoy

Kuranı Kerim, İbrahim Suresi 22. Ayeti’ni okuyalım.

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”

Bu ayette şeytan konuşturulmaktadır.

Şeytan, insanlara yalan vaatlerde bulunup onları aldattığını itiraf etmektedir. Bununla birlikte şeytan, doğru yolda gitmek isteyenleri zorla yoldan çıka­racak gücünün bulunmadığını, insanlara sadece vesvese yoluyla telkinde bulundu­ğunu, onların da bunu kabullendiğini ifade ederek şeytanı değil, insanların kendilerini kına­maları gerektiğini söylemektedir. Çünkü şeytan dünyada insanlara ancak vesvese ve ayartma yoluyla ulaşabilmekte, onların işlediği günahları kendilerine sadece güzel göstermeye, kendi heveslerine uymada ahlaken bir sakınca olmadı­ğına onları inandırmaya çalışmaktadır. Yani asıl şeytan, in­sanın kendi nefsi, arzu ve hevesleridir. İnsan nefsinde şehvete, boş ve bâtıl inanç­lara önceden bir eğilim ve yatkınlık olmasaydı bu şeytanî vesvese ve ayartmalar etkili olamazdı. İşte şeytan “Beni kınamayın, kendinizi kınayın.” diyerek bu gerçe­ğe de işaret etmek istemiştir.

Tolstoy, Şeytan’ın hilelerini, Şeytan: İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü hikayesi ile çok güzel örneklendirmiştir.

Şeytanın, Hz. Muhammed’e (Allah’ın selamı O’nun üzerine olsun) anlattığı hilelerini www.omurokur.com/2014/07/seytan-hz-muhammede-hilelerini-anlatiyor/ adresinden okuyabilirsiniz.

Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman

Stratejik olarak ne kadar önemli konuma sahip olduğunu haritadan görebilirsiniz, tam burnumuzun dibi, ayrıca Suriye’yi ve Lübnan’ı da cepheden gören konumda…

Silahlandırıldığını bir düşünün!

Ya da kıta sahanlığı ile Suriye ve Lübnan gemi geçişlerindeki harika kontrol edilebilirliğini!

Yavru Vatan Kıbrıs

Kimseye bırakılamazdı

Bırakılmadı da!

Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan aldıkları destek ile, adanın tamamına sahip olabilmek için, Türklere karşı soykırım yapmaya başlamışlardı, çoluk çocuk kadın yaşlı demeden vahşice can alıyorlardı. En acımasız canlı insandır sözünü doğrular nitelikteydiler. Vampir kana susamıştı bir kere.

1922nin intikamı da işin içindeydi Yunanlılar için

Birleşmiş Milletler, NATO hangi zor zamanlarımızda yanımızda oldu ki, hem kuyruk acıları var neden olsunlar ki!

Biz bizeydik

Dünya üzerinde en iyi Türk ölü Türk’tür anlayışına karşı bizde de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur deriz bizde!

Dünyanın en iyi ve kurallarına göre savaşan bir milletiyiz; bizimle savaşanla savaşırız; kadın, çocuk, yaşlı veya teslim olan ile değil!

Ama kanı bozuk Rumlar, Ermeniler, Yunanlılar, insan hakkı diyen ama kendilerinden olmayanın hakkını yiyen Batılı Ülkeler…

Ama hepsi 1974 yılında gördü Türklerin sabrı taşarsa ne kadar iyi savaşçı olduklarını…

Gelmiş geçmiş en iyi, en az zaiyatlı deniz kuvvetleri ada çıkarmasını, hava kuvvetlerinin indirmesini, deniz, kara ve hava kuvvetlerinin en iyi organizasyonunu…

Bu kitap ile daha iyi anlıyor insan;

Milli üretiminiz olmadan topal olacağımızı, kendi kendimize bile yetemez olduğumuzda dış mihrakların ilk fırsatta köpeklerini üzerimize salacağını…

Mesela silahın var mermisi yok. OLMAZ,

Aracın var yakıtın yok. OLMAZ

Rütbelilerin var liyakat yok. OLMAZ

Hedefin var planın yok. OLMAZ

Bütün bunları işte Kıbrıs Barış Harekatını anlatan bu kitabı okurken yaşıyoruz.

Kıbrıs Barış Harekatı; Kıbrıslı Türk Soydaşlarımız, Mücahitlerimiz, Kıbrıslı Türk Liderlerimiz, Türkiye Politikacıları, Erimizden Generalimize kadar Askerimizin hem cephede, hem masada kazandığı bütün bir zafer olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizden Allah razı olsun.

Bu kitabı yazarak bizlere Kıbrıs’ı anlatan Turgut Özakman’dan da Allah razı olsun.

Tarihi olaylar sosyal medyada bir cümle ile anlatılabilecek olmaktan daha derindir.

Yaşandığı zamana göre, giriş gelişme sonuçları öğrenilmeden tarihi olaylar, tarihi şahsiyetler hakkında yorum yapmak, ileride hatalı kararlar almaya sebep verir.

Tarihimizi doğru öğrenelim.

Böylece hainleri kahraman, kahramanları da hain ilan etmemiş oluruz.

Yunanlıların şimdilerde dibimizdeki adalarını silahlandırmaları boşuna değildir. Yine bir ütopyanın peşinde olabilirler, dikkatli uyanık olmalıyız, bizim bizden başka dostumuz yok, her an hazır daima hazır bulunmalıyız!

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı

Tarih; sosyal medyada, bir cümlede anlatılabilecek, bir cümleden anlaşılabilecek bir tane olaydan ibaret değildir.

Tarih; başlangıcı, gelişimi, sonuçları, nelerden tetiklendiği, neleri tetiklediği olaylarının bir harmanıdır.

Tarih; zamanının şartları ile değerlendirilmelidir.

Tarih; çeşitli tarihçilerden bütün detayı ile okumalıdır.

Siyasetçilerin, taraflı tarafsız tarihçileri bir araya getirmesi, atılacak adımlarda onların bilgisine danışması sağlıklı olacaktır.

Çünkü güçlü ülkelerin politikası değişmez, ama zayıf ülkeler rüzgarda dalından kopacak sonbahar yaprakları gibidir.

İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri kitabında, birikimini okuyucusuna aktarmayı başarıyor…

Okudukça, neden bu hallerdeyiz daha iyi anlayacaksınız!

Gör Beni, Akilah, Azra Kohen

Azra Kohen’in Gör Beni kitabı, yaklaşık 600 sayfa olmasına rağmen, o kadar akıcı bir dil ile yazılmış ki; bir sonraki cümleyi, paragrafı, sayfayı merak ettirerek kısa sürede kendini okutturuyor…

Azra Kohen, “Gör Beni” diyerek, Bir insanın ve bir ulusun doğru düşüncelere ulaşıp, doğru adım atması; farklı düşüncelere de “ya doğruysa” diye ifade hakkı tanıması ile mümkün olabileceğini ispatlamaya çalışmıştır.

Kitaptan notlar:

  • Bir şey ancak onu her şeye rağmen korursan değerlidir.
  • Etrafında olan oyunu fark etmeden savaşa giren, sadece kendisi ile savaşır.
  • Bir nesli yok etmek beş sene sürüyor beş nesli bitmiş bir kültür teslimdir.
  • Kadınlarla yaşamak duyguların dört mevsimini bir güne sığdırmaktır.
  • Toplumları halk yapan şey ortak geçmişleridir. Ortak geçmişlerinin yeniden yazabilirsen onları istediğin yere güdebilirsin. Eğer nereden geldiklerini bilmezlerse, gittikleri yerin daha iyi mi, kötü mü olduğunu ölçemezler. Ölçümün olmadığı yerde şikayet olmaz, .sorumlu aranmaz. Güdersin.
  • İlk insanlık belirtisi: Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğar.
  • Kutuplaşma sonucu birlik duygusunu kaybetmiş insanlar güçlü bir ülke kuramazlar.
  • Koruyacak değerleri olanlar daima hazırdır.
  • Acizler için imkansız, korkaklar için inanılmaz gözüken şeyler, kahramanlar için idealdir.

Darağacında Üç Fidan, Nihat Behram

60lı yılların sonu 7oli yılların başı,

Köylünün, işçinin, memurun, üreticinin fakirliğe sürüklendiği,

Birilerinin köylünün, işçinin, memurun, üreticinin sırtından yine çok zengin yaşadığı,

Politikaların dışarıya bağlandığı,

Dış ülkelere imtiyazlar tanındığı yıllar…

Ununu eleyip eleğini asmışlar suspus,

Zengini görmesine rağmen fakirliğine şükredenler suspus,

Aman bana dokunmasın da; devletimiz en iyisini bilir diyenler suspus…

Gençler ise tüm ezilenler için meydanlarda,

Kurtuluş Savaşını, birileri halkı ezsin diye mi verdik?

Bu mu Cumhuriyet Yönetimi? yönetimi al, sonra da yöneteme, ama iktidarım de!

Ne kadar da bugünlere benziyor değil mi?

Koca koca adamların ülkeyi ne hale soktuğuna bakılmadı da,

20li yaşlarında gençler; karşı görüşten olanlara verilen silahlarla, kolluk kuvvetlerine verilen emirlerle öldürtüldü, yakalananlar sistemin köleleri tarafından cellatlara boğdurtuldu!

6 Mayıs 1972 akşamı bir şeyler değişebilirdi…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idam cezalarının infaz edileceği gece,

İnfaz kararını verenler ve uygulayacak olanlar panik havası ile acele ediyorlardı,

Tüm devrimciler yürüseydi infaz yerine,

Hangi güç engel olabilirdi, hangi silah hangi mermi yeterdi?

Değişirdi çok şey belki o günden!

Ama kölelik ağır bastı!

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Jeff Bezos (Amazon), Elon Musk (Tesla), Bill Gates (Microsoft), Mark Zuckerberg (Facebook), Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Michael Jordan, Kobe Bryant, Tiger Woods, Ayton Senna, Michael Schumacher, Lewis Hamilton, Andre Agassi, Serena Williams, Edison, Nikola Tesla, Isaac Newton, İbni Sina, Hezarfen Ahmed Çelebi, Alparslan, Mustafa Kemal Atatürk…

Sıradan yazdım;

En zenginler, en ünlü sporcular, bilim adamları, siyaset adamları…

Şanslı yerlerde, şanslı zamanlarda, şanslı ailelerde doğanlar vardı içlerinde, talihsiz şartların kendilerini popüler yaptıkları da!

Ama hepsinin tek ortak noktası; kendilerine rakip olabilecek kişilerin uyuduğu zamanlarda onların çalışıyor olmalarıydı.

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Direksiyon, Üstün Dökmen

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında bilinç altımıza mesajı gönderiyor;

Direksiyon senin elinde, nereye gitmek istiyorsan oraya çevir!

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

O kadar güzel hicvediyor ki güncel Türkiye’mizi; Türkiye’mizi bu hale getirenlerin ve buna çanak tutanların, varsa, utanma duygularını, Türkiye’mizi bu durumdan çıkarmak isteyenlerinde cesaretlerini ortaya çıkarmayı başarıyor…

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

Eğitim alıp, daha yüksek puan almasına rağmen, yerine iş bilmez torpilli biri atandığı için, herkesin yapabileceği bir işte geçimini sağlamaya çalışan diplomalı işsizlerden bahsetmektedir,

Geçmediğimiz köprüler için, tüm Türkiye’ce ödediğimiz Deli Dumrul ücretlerinden bahsetmektedir,

Devlet eli ile organik tarımımızın nasıl bitirildiğinden, çiftçimizin nasıl fakirleştirildiğinden, tohum konusunda bile nasıl dışarıya bağımlı hale geldiğimizden bahsetmektedir,

Gerçek sanatçının köle olmayacağından, susmayacağından bahsetmektedir,

Uzaktan izlemek yerine, yurtdışından örnekler aramak yerine, vatandaşın içine karışıp, tebdili kıyafet, vatandaşa danışıldığında çözümün ve uygulanabilirliğinin vatandaşın kendisinde çok basit olduğunun görülebileceğinden bahsetmektedir.

Ve daha bir sürü güncel konuya değinmektedir.

Hem de oldukça akıcı, yormayan, farkındalık uyandıran bir dil ile!

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabından bazı alıntılar;

  • Her dediğine kuyruk sallayan bir dost, sana arada itiraz eden bir arkadaştan her zaman daha tehlikelidir.
  • Bazen aşağı yukarı bilmek, hiç bilmemekten daha kötüdür. Hastasının hastalığını aşağı yukarı bilen bir veteriner, genelde hastasını öldürür.
  • İnsanları köleleştirmek, sansürlemek, sesini kesmek, okutmamak, cahil bırakmak, işsiz bırakmak, hadım etmenin başka bir türüdür, insafsızca önünü kesmektir. Eski imparatorluklarda hadım edilen zenci çocukların 10 tanesinden 1i yaşarmış.
  • Trol ne demek? İnternet ortamında, inandığı fire değil de, sürekli inandığı kişiye kuyruk sallayana Trol denir.
  • Ummak; geleceğe ilişkin kaygılarımızın görünmeyen ilacıdır.

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabı herkes için tavsiyemdir.