izleyelim

Karakol Baskını, Nefes, Vatan Sağolsun

Terörist şeytanın uşağıdır.

Ama “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” adı altında teröristlere af getiriliyor; hatta siyaset bile yapabilecekler…

Teröristlere karşı çarpışırken vahşice şehit edilen vatandaşlarımız,

Bir uzvunu vatan toprağı için kaybeden gazilerimizin hakları ne olacak?

Böyle bir yasa ile onlar haklarını bize helal ederler mi?

“Teröristin temizi, iyisi olmaz! En iyi terörist ölü teröristtir.”

karakol baskınının ne demek olduğunu bilmeyen, boş boş konuşan, ahkam kesen siyasi ve yandaşlarını bilinçlendirmek amacı ile nefes ( vatan sağolsun) filminden karakol baskını sahnesi.

Cam Sehpa Filmi Yorumu: Küçük İhmallerin Büyük Sonuçlarını Anlatan Etkileyici Bir Hikâye

Eğlenceli vakit geçirmek için açtığım bir filmdi.

Ancak birkaç dakika içinde kendimi, basit bir dikkatsizliğin nasıl telafisi zor sonuçlara dönüşebileceğini anlatan oldukça etkileyici bir hikâyenin içinde buldum.

Film, sıradan görünen bir ev kazasının insan hayatını nasıl tamamen değiştirebileceğini başarılı bir şekilde hissettiriyor.

Baş karakterin yaşadığı çaresizliği izlerken, olayları sanki kendi başıma geliyormuş gibi hissettim.

Hayatta her ayrıntıya takılıp yaşamak elbette doğru değil. Ancak “Bir şey olmaz.” diyerek geçiştirdiğimiz küçük ihmaller bazen çok büyük bedellere dönüşebiliyor.

Bu film bana bir kez daha şunu hatırlattı: Hayatın akışını değiştiren olaylar çoğu zaman büyük felaketlerle değil, önemsenmeyen küçük ayrıntılarla başlıyor.

İzledikten sonra evinizde ve günlük hayatınızda fark ettiğiniz küçük risklere farklı gözle bakabilirsiniz.

Bir Koyun Polisiyesi: Sürüden Ayrılma Cesareti

Hepimiz zaman zaman “sürü psikolojisi” dediğimiz şeyin içine kapılıyoruz. Herkes aynı şeyi söylüyor, aynı şekilde düşünüyor, aynı yolu seçiyor. Oysa Bir Koyun Polisiyesi, bazen gerçeği ortaya çıkarmak için sürüden ayrılan bir kişinin bile yeterli olabileceğini hatırlatıyor.

Film bana bir kez daha şunu düşündürdü: İnsanı geliştiren şey sadece hatırladıkları değil, yaşadığı tecrübelerden çıkardığı derslerdir. Unutmak doğaldır; önemli olan aynı hataları tekrar etmemektir.

Hayatın bazı dönemlerinde her şeyi geride bırakıp yalnız kalmak istersin. Bu kaçmak değildir; bazen kendini yeniden bulmanın en doğru yoludur. Tarihe baktığımızda da birçok düşünürün, filozofun ve peygamberin en değerli fikirlerini sessizlikte ve yalnızlıkta şekillendirdiğini görürüz.

Bu hayata bir isim bırakmak için geldin. O ismi sıradan bir kalabalığın içinde kaybetme. Sana doğru gelen, başkalarına da fayda sağlayacak bir yol varsa, insanların ne diyeceğinden korkup vazgeçme.

Film bana kitapların değerini de yeniden hatırlattı. Çünkü kitaplar, başkalarının yıllar süren tecrübelerini birkaç günde öğrenebilme fırsatı sunuyor. Her okunan kitap, hayata farklı bir pencereden bakmayı öğretiyor.

Bir başka önemli mesaj ise şu oldu: Kimseyi küçümseme. Bir kişiye anlatılan doğru, onun hayatını değiştirebilir. O kişinin değişimi ise belki onlarca, yüzlerce insanın hayatına dokunabilir. Büyük değişimler çoğu zaman tek bir kişinin cesaretiyle başlar.

Ve son olarak…

Hayatta her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin. Kendi düşüncelerine güven ama başkalarının anlatmak istediklerini de gerçekten dinle. Farklı bakış açıları çoğu zaman göremediğin ayrıntıları gösterir. Çünkü bazen bir el yetmez; iki el bir araya geldiğinde hem sorunlar daha kolay çözülür hem de gerçek daha net görünür.

Sürüyle hareket etmek kolaydır. Asıl cesaret, gerektiğinde doğru bildiğin yolda tek başına yürüyebilmektir.

Koyun Polisiyesi’nin en sevdiğim yanı, polisiye kurgusunun arkasına kişisel gelişimle ilgili küçük ama etkili mesajlar yerleştirmesi oldu. Filmi izlerken aklımda “katil kim?” sorusundan çok, “Biz gerçekten kendi kararlarımızı mı veriyoruz, yoksa sürüyü mü takip ediyoruz?” sorusu kaldı.

Jüri 2 Film Yorumu: Adalet Mahkemede mi, Vicdanda mı Başlar?

12 Angry Men – 12 Öfkeli Adam filmini izlediyseniz, Jüri 2’yi izlerken hikâyenin ruhuna yabancılık çekmezsiniz. İzlemediyseniz de mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü her iki film de adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanın vicdanında da verildiğini anlatıyor.

12 Öfkeli Adam’da, verdikleri karar sonucunda bir insanın idam edilip edilmeyeceğine karar verecek olan 12 jüri üyesini izliyoruz. Hepsinin yetişmesi gereken işleri, dönmesi gereken hayatları ve kişisel öncelikleri vardır. Çoğu için dava, bir insanın hayatından çok bir an önce sonuçlanması gereken bir dosyadan ibarettir. Ancak içlerinden biri, “Bir insan bu kadar kolay suçlu ilan edilemez.” diyerek süreci sorgulamaya başlar ve olayların yönü tamamen değişir.

Jüri 2 ise benzer bir vicdan muhasebesini çok daha kişisel ve karmaşık bir noktaya taşıyor. Bu kez mesele yalnızca bir sanığın suçlu olup olmadığı değil; gerçeği bilen bir insanın kendi vicdanıyla nasıl mücadele edeceğidir.

Film boyunca izleyiciye sürekli şu soru yöneltiliyor: Hukuken doğru olan ile vicdanen doğru olan her zaman aynı şey midir?

Jüri 2’nin en güçlü tarafı da burada ortaya çıkıyor. Film, adalet kavramını kanun maddelerinin ötesine taşıyarak insan karakterini sorguluyor. Çünkü bazen en zor kararlar, herkesin gözü önünde verilenler değil; kimsenin görmediği yerde verilenlerdir.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında film, dürüstlüğün ve karakterin gerçek anlamını hatırlatıyor. İnsanların çoğu doğruyu söylemenin kolay olduğu zamanlarda dürüst olabilir. Asıl mesele, yanlışın size avantaj sağladığı bir durumda bile doğruyu savunabilmektir.

Jüri 2 bana şu düşünceyi hatırlattı: Adalet, yalnızca mahkemelerin verdiği kararlarla değil, insanların vicdanlarında verdikleri kararlarla da ayakta kalır. Çünkü kimsenin görmediği yerde bile eğriye “eğri”, doğruya “doğru” diyebiliyorsanız, adalet önce sizin için anlam kazanmıştır.

Sonuç olarak Jüri 2, bir suç hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor. İzleyiciyi “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusuyla baş başa bırakan, vicdan, sorumluluk ve adalet üzerine düşündüren etkileyici bir film.

İfşa Günü Film Yorumu: Evrende Yalnız mıyız, Yoksa Kendimizi Fazla mı Önemli Görüyoruz?

İfşa Günü (Disclosure Day)

Kâinatın yaklaşık 13,8 milyar yıllık bir geçmişe sahip olduğu, Dünya’nın ise yaklaşık 4,5 milyar yıldır varlığını sürdürdüğü düşünülüyor. Bu rakamları zihnimizde canlandırmak bile oldukça zor. NASA’nın yayınladığı uzay görüntülerine baktığımızda, yaşadığımız gezegenin evren içerisindeki yerini daha net fark ediyoruz. Bizim için kocaman görünen Dünya bile, kozmik ölçekte küçücük bir nokta gibi duruyor.

İşte tam da bu noktada insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Böylesine büyük ve gizemlerle dolu bir evrende gerçekten yalnız olabilir miyiz?

Elbette bu sorunun kesin cevabını bugün için bilmiyoruz. Ancak insanlığın doğasında merak etmek, araştırmak ve bilinmeyeni anlamaya çalışmak var. Bizler daha kendi güneş sistemimizin sırlarını tam olarak çözememişken, milyarlarca yıldız ve gezegen barındıran evren hakkında kesin yargılara varmak da kolay görünmüyor.

İfşa Günü, tam da bu merak duygusunu besleyen bir yapım. Film, yalnızca uzaylı yaşamı ihtimalini tartışmıyor; aynı zamanda insanlığın kendisine dışarıdan bakabilmesini de sağlıyor. Çünkü bazen en önemli sorular, evrende başka yaşam olup olmadığından çok, bizim kendi dünyamızda nasıl yaşadığımızla ilgilidir.

Tarih boyunca insanlar; güç, kaynak ve üstünlük uğruna birbirleriyle mücadele etti. Medeniyetler kuruldu, medeniyetler yıkıldı. Bugün bile dünyanın farklı bölgelerinde savaşlar, çatışmalar ve ayrışmalar devam ediyor. Oysa evrene yukarıdan bakabilseydik, hepimizin aynı küçük gezegeni paylaştığını ve aslında ne kadar benzer olduğumuzu fark edebilirdik.

Filmin bana verdiği en önemli mesajlardan biri de buydu: İnsan, sahip olduğu bilgi ve teknoloji arttıkça daha mütevazı olmalı. Çünkü bildiklerimiz arttıkça, bilmediklerimizin ne kadar büyük olduğunu da fark ediyoruz.

Belki evrende yalnızız, belki değiliz. Belki bir gün başka yaşam formlarıyla karşılaşacağız, belki de karşılaşamayacağız. Ancak kesin olan bir şey var: Bu küçük mavi gezegen üzerinde birbirimize karşı daha anlayışlı, daha adil ve daha sorumlu davranmak zorundayız.

Çünkü evrenin büyüklüğü karşısında hepimiz küçüğüz; fakat birbirimizin hayatına etkimiz düşündüğümüzden çok daha büyük. İnsanı gerçekten ileri taşıyan şey de bilinmeyeni araştırırken, sahip olduğu gücün ve varlığının sınırlarını unutmamasıdır.

İfşa Günü, uzaylılar ve bilinmeyenler üzerine bir film olmanın ötesinde; insanın evrendeki yerini, merak duygusunu ve tevazu sahibi olmanın değerini sorgulatan düşündürücü bir yapım.

Babil (Babel) Film Yorumu: Kelebek Etkisi ve Hayatlarımızın Görünmez Bağları

Matematikçi ve meteorolog Edward Norton Lorenz tarafından ortaya konulan Kaos Teorisi’nin en bilinen kavramlarından biri olan “Kelebek Etkisi”, küçük bir olayın zamanla beklenmedik ve çok büyük sonuçlara yol açabileceğini anlatır. Bir sistemin başlangıcındaki küçücük bir değişiklik, ilerleyen süreçte bambaşka sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle bir kelebeğin kanat çırpmasının, dünyanın başka bir yerindeki hava olaylarını etkileyebileceği metaforu kullanılır.

Babel ise bu teoriyi bilimsel bir kavram olmaktan çıkarıp insan hayatlarının içine taşıyor.

Filmde uzun bir süre boyunca Japonya’da, Fas’ta, Meksika’da ve Amerika’da yaşayan insanların birbirleriyle hiçbir bağlantıları yokmuş gibi görünüyor. Ancak olaylar ilerledikçe, bir kişinin aldığı kararın, söylediği bir sözün veya yaptığı küçük bir davranışın binlerce kilometre ötede yaşayan insanların hayatlarını nasıl etkileyebildiğine şahit oluyoruz.

Babil’in verdiği en önemli mesaj; Hayatta yaptığımız hiçbir şey tamamen önemsiz değildir.

Bazen bir yardım eli, bazen söylenen bir cümle, bazen verilen bir karar ya da ertelenen bir adım; hiç tanımadığımız insanların hayatlarında bile beklenmedik etkiler oluşturabilir. Çoğu zaman bunun farkına varamayız çünkü sonuçlarını anında göremeyiz. Ancak hayat, görünmeyen bağlantılarla birbirine bağlı milyarlarca insanın oluşturduğu dev bir ağ gibidir.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında film, bireyin kendi değerini küçümsememesi gerektiğini hatırlatıyor. Dünyada yaklaşık 8 milyar insanın arasında yalnızca bir kişi olmanız, önemsiz olduğunuz anlamına gelmez. Tam tersine, her bir insanın davranışları çevresinde dalga dalga yayılan etkiler oluşturur.

Bu yüzden attığınız her adımın, kurduğunuz her ilişkinin ve verdiğiniz her kararın bir anlamı vardır. Belki bugün yaptığınız küçük bir iyilik, yıllar sonra hiç beklemediğiniz bir yerde büyük bir değişimin başlangıcı olacaktır.

Babil, farklı kültürleri ve hayatları anlatan bir film olmanın ötesinde; hepimizin görünmez bağlarla birbirine bağlı olduğunu, küçük eylemlerin büyük sonuçlar doğurabileceğini ve hiçbir insanın sandığı kadar önemsiz olmadığını hatırlatan güçlü bir yaşam dersi sunuyor.

Belki de hayatın en önemli gerçeği şu: Bir kişinin değiştirebileceği şeylerin sınırını çoğu zaman o kişi bile bilemez. Bu nedenle sizi değersiz göstermeye çalışanlara değil, ortaya koyduğunuz etkinin gücüne odaklanın. Çünkü kelebek etkisinde olduğu gibi, bazen dünyayı değiştiren şey çok küçük görünen bir başlangıçtır.

Kadınlar Önden Film Yorumu: Liyakat mı, Önyargı mı?

Kariyerinde ilerlemek isteyen ancak hak ettiği fırsatları bulamayan kadın ya da erkek fark etmeksizin her çalışanın kendinden bir şeyler bulabileceği, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü bir film.

Film, erkek egemen iş dünyasında yeteneklerine rağmen yeterince değer görmeyen bir kadının hikâyesini anlatırken, aynı zamanda güç dengelerinin değiştiği bir dünyada rollerin nasıl tersine dönebileceğini mizahi ve ironik bir dille gözler önüne seriyor.

Bir tarafta kadın çalışanların potansiyelini görmezden gelen yöneticiler, diğer tarafta ise benzer önyargılarla karşılaşan erkek çalışanlar var. Film bu karşıtlığı kullanarak önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Sorun gerçekten kadınlar mı, erkekler mi; yoksa gücü eline geçirenlerin liyakati ikinci plana atması mı?

Kadınlar Önden, iş hayatındaki fırsat eşitsizliklerini anlatırken izleyiciyi yalnızca güldürmüyor; empati kurmaya da davet ediyor. Çünkü çoğu zaman insanlar, karşı tarafın yaşadığı zorlukları ancak roller değiştiğinde fark edebiliyor.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında filmin en değerli mesajı şu: Başarıyı cinsiyetler üzerinden değil, yetkinlik, emek ve katkı üzerinden değerlendirmek gerekir. Bir kurumda en doğru kişinin yükselmesi sadece o çalışan için değil, ekip, şirket ve hatta toplum için de en sağlıklı sonuçları doğurur.

Sonuç olarak Kadınlar Önden, kadın-erkek rekabetinden çok, önyargılarla liyakat arasındaki mücadeleyi anlatan; empati kurmanın ve insanları etiketleriyle değil yetenekleriyle değerlendirmenin önemini hatırlatan keyifli bir kişisel gelişim filmi.

Kadınlar Önden filmini https://www.netflix.com/tr/title/81001524 adresinden izleyebilirsiniz.

Swapped Filmi Yorumu: Empati, Dayanışma ve Farklılıkların Gücü

Bazı kötü dönemler yaşanır, sona erer ve tarihin sayfalarındaki yerini alır. Ancak yaşanan acılar tamamen yok olmaz; nesilden nesile aktarılan birer hatırlatmaya dönüşür. Kimi zaman bir öcü hikâyesi gibi anlatılır, kimi zaman da insanların konfor alanlarını terk etmemeleri için kullanılan bir uyarı olarak karşımıza çıkar.

Oysa zorbalık, ayrımcılık ve güçlünün zayıfı ezme isteği geçmişte kalmış sorunlar değildir. Fırsat bulduklarında yeniden ortaya çıkabilecek kadar canlı ve dirençlidirler. Bu yüzden adalet, eşitlik ve özgürlük yalnızca birilerinin koruyacağı değerler değil; toplumun her bireyinin sahip çıkması gereken ortak sorumluluklardır.

Swapped, bu gerçeği farklı bir bakış açısıyla hatırlatan filmlerden biri. Her bireyin farklı yeteneklere, farklı güçlü yönlere ve farklı mücadelelere sahip olduğunu gösteriyor. Bir kişinin eksik kaldığı noktayı başka bir kişi tamamlayabilir. Bu nedenle gerçek güç, tek başına üstün olmaktan değil; farklılıklarımızı bir araya getirerek ortak bir amaç doğrultusunda hareket edebilmekten doğar.

Film aynı zamanda empati kavramının önemini güçlü bir şekilde vurguluyor. Gerçek hayatta bir başkasının bedenine girip onun yaşadıklarını birebir deneyimleme şansımız yok. Ancak onun duygularını anlamaya çalışabilir, yaşadığı zorlukları dinleyebilir ve olaylara kendi penceremizin dışından bakmayı öğrenebiliriz.

Belki de daha adil, daha huzurlu ve daha güçlü bir toplumun temelinde tam olarak bu yatıyor: İnsanların birbirlerini değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmaları. Çünkü empati, yalnızca başkalarının hayatını değil, kendi geleceğimizi de daha sağlıklı ve daha güvenli hale getiren en değerli becerilerden biridir.

Swapped, farklılıkların çatışma nedeni değil, dayanışmanın gücü olduğunu; kötülüğe karşı verilecek en etkili mücadelenin ise birbirini anlayan insanların birlikte hareket etmesiyle mümkün olduğunu hatırlatan sıcak ve düşündürücü bir hikâye sunuyor.

Adile Naşit Filmi Yorumu, Bir Gülüşün Ardındaki Mücadele

Türk sinema ve televizyon tarihinin unutulmaz isimlerinden biri olan Adile Naşit’in başarıya giden yolculuğunu izlerken sadece bir sanatçının hikâyesine değil, hayata dair önemli derslere de tanık oluyoruz.

Dışarıdan baktığımızda Adile Naşit denince aklımıza hep gülen yüzü, neşesi ve insanın içini ısıtan enerjisi geliyor. Ancak film bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İnsanların dışarıya gösterdiği yüz ile iç dünyalarında yaşadıkları çoğu zaman aynı değildir. Bir insanı gerçekten tanımak için onu uzaktan izlemek yetmez; dinlemek, anlamaya çalışmak ve kalbine dokunmak gerekir.

Film boyunca dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri ise özgüvenin başarıdaki rolü oldu. Hayatta birçok insan size “Senden olmaz” diyebilir. Ancak başarı çoğu zaman başkalarının size biçtiği sınırları değil, sizin kendinize çizdiğiniz hedefleri takip etmenizle gelir. Adile Naşit’in hikâyesi, “Ben yaparım” diyebilme cesaretinin insanı ne kadar ileri taşıyabileceğinin güzel bir örneği.

Film aynı zamanda yeteneğin doğru kişiler tarafından fark edilmesinin önemini de gösteriyor. Bazen insanların önüne çıkan engeller, yeteneksizlikten değil yanlış insanların değerlendirmesine maruz kalmaktan kaynaklanıyor. Gerçek değer, işi bilen ve gerçekten karar verme yetkisine sahip kişiler tarafından görüldüğünde ortaya çıkıyor.

Bir başka dikkat çekici mesaj ise dostluk üzerine. Hayatın iyi günlerinde yanınızda olan insan çoktur. Ancak gerçekten dost dediğiniz kişi, en zor zamanlarınızda sizi yalnız bırakmayandır. Film, dostluğun sözlerle değil, zor günlerde verilen destekle anlam kazandığını hatırlatıyor.

Sonuç olarak Adile Naşit, yalnızca bir biyografi filmi değil; özgüven, azim, dostluk, empati ve insanları yargılamadan önce anlamaya çalışmak üzerine güçlü mesajlar veren bir hayat dersi niteliğinde. Filmi izlerken bir sanatçının başarı hikâyesinden çok, insanın kendi potansiyeline inanmasının ve vazgeçmemesinin ne kadar değerli olduğunu hissediyorsunuz.

Not: Filmi, Adile Naşit ve dönemin birçok usta sanatçısını canlandırmanın ne kadar zor bir iş olduğunu düşünerek izlerseniz, filmde anlatılmak isteneni daha iyi anlarsınız.

Ölüme Koşan Adam’ın Rahatsız Eden Sorusu; Hayatta Kalmak İçin Ölümü Göze Alır mıydın?

Şöyle bir yarışmaya katılır mıydın?

Öyle bir yarışma ki sonunda büyük ihtimalle öleceksin.

Çoğumuz hiç düşünmeden:

“Hayır.”

deriz.

Peki ya sevdiğin bir insanın yaşaması için gereken parayı bulamıyor olsaydın?

Çocuğunun, eşinin ya da annenin tedavisi için gerekli ilacı karşılayamıyor olsaydın?

O zaman cevabın aynı kalır mıydı?

İşte film tam da bu sorunun peşinden gidiyor.

Aslında Ölüme Koşan Adam yalnızca ölümcül bir yarışmayı anlatmıyor.

İnsanların çaresizlik karşısında neleri göze alabileceğini anlatıyor.

Bugün çoğumuz fiziki olarak ölümcül bir yarış pistinde koşmuyor olabiliriz.

Ama ay sonunu getirme kaygısı, kredi kartı borçları, geçim sıkıntısı ve sürekli daha fazlasını üretme baskısı altında yaşayan milyonlarca insan da farklı bir yarışın içinde değil mi?

Filmin “Dünya Peşindeyken 30 Gün Hayatta Kal” sloganı da, 30 günde bir ücret/maaş alanların durumu için ayrı bir ironi niteliğinde!

Filmin en rahatsız edici tarafı burada başlıyor.

Çünkü kendimizi özgür zannederken ne kadar özgür olduğumuzu sorgulamaya zorluyor.

Günümüz dünyasında ekranlar hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda.

Televizyonlar, telefonlar, sosyal medya platformları ve artık yapay zekâ ile üretilen içerikler…

Bunların hepsi bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırırken aynı zamanda düşüncelerimizi etkileyebilme gücüne de sahip.

Bu yüzden karşımıza çıkan her bilgiyi doğru kabul etmek yerine sorgulamak zorundayız.

Kim söylüyor?

Neden söylüyor?

Bu bilgiden kim fayda sağlıyor?

Bunları sormayı bıraktığımız gün, başkalarının düşüncelerini kendi düşüncemiz sanmaya başlarız.

Film bana şunu hatırlattı:

Bir toplumun en büyük gücü, aynı şeyi düşünen insanlar değil; farklı düşünceleri sorgulayabilen insanlardır.

Bu yüzden sadece çoğunluğun ne dediğine değil, farklı düşünen insanların neden farklı düşündüğüne de kulak vermek gerekir.

Çünkü tarih boyunca birçok doğru fikir, ortaya çıktığında çoğunluk tarafından reddedilmişti.

Ölüme Koşan Adam yalnızca aksiyon dolu bir bilim kurgu filmi değil.

İnsan hayatının değeri, ekonomik eşitsizlikler, medya etkisi ve bireysel özgürlük üzerine düşündüren sert bir toplumsal eleştiri.

Film bittiğinde kendinize şu soruyu sormanız muhtemel:

Gerçekten özgür seçimler mi yapıyorum, yoksa bana sunulan seçenekler arasından seçim yaptığımı mı sanıyorum?

Gassal

Gassal dizisinin tüm bölümlerini, ilk yayınlanmaya başladığı hafta sonu, tek solukta izleyip bitirdim.

Yorum yapmayı hep düşünüyordum ama bir türlü toparlayamıyordum.

21 Ocak 2025 Salı günü, Bolu ili Kartalkaya ilçesi Grand Kartal Otelinde çıkan yangında, Gassal film yorumuna başlamadan az önce gelen son bilgiye göre 79 vatandaşımız hayatını kaybetti.

Gazeteci,

Profesör,

Mühendis,

Müdür,

Öğrenci,

Doktor,

Sporcu… farklı farklı mesleklerden

Bebek,

Çocuk

Dede,

Nine… her yaş grubundan,

Sömestr tatili için kayak yapmaya giden vatandaşlarımız,

Günlüğü, kişi başı 40bin TL civarı telaffuz edilen ödedikleri ücretlerine rağmen,

İşletme sahibinin, bu paradan, işletmesinin, işletmesine gelen para kaynağı müşterilerin güvenliğine yatırım yapmadıklarını,

Denetçilerin, böyle bir yerde kontrollerini ihmal ettiklerini veya denetlemede eksik görseler çalışmaya devam etmesini sağlayacaklarını düşünemezlerdi.

Düşünmek zorunda da değillerdi.

Çok para kazanma hırsı,

İhmalkarlık,

Liyakatsizlik,

Yetkili yetkisizlerin sorumluluklarını yapmamalarının bir araya gelmesi sonucu, sabah 3,30 civarı yani, uykunun en derin noktasında çıkan yangın tarafından kuşatıldılar.

Ve maalesef vatandaşlarımızdan 79 tanesi hayatını kaybetti.

Bu kader değil,

Hatalardan ders almayan, abartısız her yıl toplu ölümler izleyen biz Türkler için bizi yönetenler ne kadar vasıflı sorularını sormamızı sağlaması gereken ibretlik olaylardan birisidir.

Keşke herkes, Gassal filminde Ahmet Kural’ın canlandırdığı Gassal karakteri gibi akıbetinin ne olacağını sorguluyor olsa.

Ama biz Türkler öyle insanlar haline geldik ki; gavur dediğimiz insanlar her olaydan ders alarak adım atarken, biz bir kaç güne en acılarımızı bile unutur olduk!

Gassal;

“Hayat; biz onun için hayaller kurar, planlar yaparken başımıza gelen şeydir” dedirten bir dizi.

Gassal dizi fragmanı:

Gassal dizisi için IMDB puanı: 8,3 / 10
Gassal dizisi için benim puanım: 8 / 10
Gassal dizisini izleyebileceğiniz adres:

https://www.tabii.com/tr/detail/438813/gassal

Gassal dizisi posteri:

Gassal kimdir? https://www.ruhunaelfatiha.com/2016/01/09/gassal-olu-yikayici/

Cenaze nasıl yıkanır? https://www.ruhunaelfatiha.com/2016/01/07/cenaze-nasil-yikanir-sorular-ve-cevaplar/

Cenaze nasıl kefenlenir? https://www.ruhunaelfatiha.com/2016/01/07/cenaze-nasil-kefenlenir/

Dünyayı Ardında Bırak, Leave the World Behind

Dünyayı Ardında Bırak, Leave the World Behind gibi filmler çoğaldığına göre ve

Dünyanın en zenginlerinin diğer insanlardan izole ve yer altı sığınağına sahip evler yaptırdığı bilgisi ve

Pandemi gibi bir salgını da yakın zamanda yaşadığımızı dikkate aldığımızda

Kendini seçilmiş ilan eden insanların, dünya nüfusunu kafalarındaki sayıya indirebilmek için düğmeye bastıklarını söyleyebiliriz.

Bir sebep bulacaklar, bir sebep lazım ama bu sebep, seçilmişleri suçlu ve soykırımcı ilan etmeyecek şekilde dünya nüfusunu hızlıca azaltırken, seçilmiş insanlar içinde sonrasına yaşanılabilir bir halde kalmasını sağlayarak yapılmalı!

Bizim bilmediğimiz kapılar arkasına ne ürkütücü hesaplar yapılıyor düşünebiliyor musunuz?

Kendilerini seçilmiş ilan edenler, diğerlerini ise asalak olarak görüyor!

Yoksa kendilerini seçilmiş ilan eden insanlar mı haklı;

Dünya nüfusu bu kadar çok olmamalı mı?

Dünya nüfusunun yoğun olduğu yerlere bakıyorsunuz hep yokluk hakim, yok içinde bir deri bir kemik yaşama tutunmaya çalışan kişi neden cinsellik yaşamayı geri plana itmez de; yokluğu içine, yokluğu bölüşmek zorunda kalacağı bir yoksula daha sebep olur?

Bakın Türkiye’mize, ölüm korkusu ile savaştan ülkemize kaçıyorlar ama o korku içerisinde hadi son bir gayret organlarını birleştirerek çoğalma eylemini yerine getiriyorlar.

Sokak hayvanları nasıl kısırlaştırılıyorlarsa, bu tür insanlarında kısırlaştırılması mantıklı değil midir?

Dünyayı Ardında Bırak, Leave the World Behind Film Posteri:

Dünyayı Ardında Bırak, Leave the World Behind Film Fragmanı:

Benim Puanım: 8 / 10

IMDB Puanı: 6,4 / 10

Dünyayı Ardında Bırak, Leave the World Behind filmini https://www.netflix.com/title/81314956 adresinden izleyebilirsiniz.