Kitap

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Zengin ve çevresi hatırı sayılır insanlarla dolu ailesinin imkanlarını çok iyi değerlendirerek, dünyaya geliş gayesini bilgisine danışılan bir yer bilimci bilim adamı olan Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor adlı kitabında;

Kendisinin imkanlarına sahip olmayanların da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte sağlanan eğitimde fırsat eşitliği ile, köyde fakir bir ailede dahi dünyaya gelmişi olsa dahi, köylere kadar götürülen okullar sayesinde aldığı eğitim ile yeteneğinin el verdiği ölçüde, hayal ettiği seviyelere geldiğini, böyle bir sürü insanımız olduğunu anlatmıştır.

Ama, özellikle 2000 yılından sonra, sadece oy çalmaya yönelik gerçekleştirilen plansız programsız politikalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte her vatandaşına sağladığı fırsat eşitliklerini bir bir yok etmiştir.

Ne yapacağını bilemeyen çocuk, çevresinde itibar gören kişinin mesleği ne ise ona yönelmek isteyecektir. Herkesin üniversite okuması şart değildir. Önemli olan icra ettiği meslekte iyisi olmak olmalıdır. Çocuk becerisi doğrultusunda yönlendirilmelidir, imkan sağlanmalıdır, eğitilmelidir, işe yerleştirilmelidir, görevi konusunda imkanlar sağlanmalıdır, katma değeri ne ise ona göre de maaş verilmelidir…

Ama maalesef yaşadıklarımız; yıllar öncesinde “benim oyum ile çobanın oyu bir mi” diye söyleyince adeta aforoz edilen Aysun Kayacı’yı doğruladı.

Celal Şengör’ün de, dünyada yer bilimi alanında danışılan bir adam olmasına, yıllardır, “deprem geldi, geliyor, az kaldı, önlem alınması lazım, İstanbul’un ve çevresinin, sahip olduğu sanayi gücü, Allah korusun bir depremde ülkemizi şah mat edecek nitelikte olduğundan, ülke geneline yayılması lazım” demesine rağmen; dinsiz, Allah tanımaz, Atatürkçü özellikleri ön plana çıkarılarak sözleri kulak arkası, göz ardı edilmektedir.

Halbuki arkadaşlarla beyin fırtınası yapınca, Maraş Depremi bir fırsattı; ver teşviği, taşı sanayiyi deprem bölgesine!

İlber Ortaylı’da Celal Şengör’de “CAHİL” derken aslında bir kişinin cehaletinin ülkeyi domino taşı etkisi gibi yıkabileceğine değinmektedirler.

İşte Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında bunu çok güzel anlatıyor…

Düşünün, siz trafik kurallarına noktasına virgülüne uyan birisiniz; emniyet kemerinizi bir metre öteye giderken bile takan, yayalar yaya geçidinde olmasa dahi görünce yol veren, hız sınırlarının altında araç kullanan, aracının bakımını ihmal etmeyen birisiniz. Size cahil denmiyor.

Ama bir şekilde ehliyet almış, arabasının bakımlarını hep ihmal eden, trafik kuralları polis kontrol noktalarını görünce aklına gelen, hızlı araç kullanan birisinin sizin şeridinizde karşınızdan geldiğini düşünün… İşte o kişi cahildir. Ve sizin hayatınızı etkileyecek bir olayı size yaşatmak üzeredir.

Ya a şöyle düşünün düşman ile karşı karşıyasınız, elinizde tam dolu silahınız, bombanız, merminiz bitse en keskininden bıçağınız yani her şeyiniz var, buna rağmen siz gidiyorsunuz bu silahlarınızı bırakıyor ve duaya başlıyorsunuz… işte siz din cahilisiniz…

Evet maalesef deneyimler sonucu oluşan atasözünde olduğu gibi; “yarım doktor candan yarım hoca dinden” eder misali ülkemiz.

Cahiller, yaşamımızı etkiliyor.

Celal Şengör’e, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında çokça bahsettiği, “herkes eşit olamaz, olmamalı” düşüncesine katılıyorum. Ama eşitsizlikte Hindistan’daki gibi kast sistemi gibi de olmamalıdır tabi.

Ben yorumumu daha fazla uzatmayayım yoksa kitap gibi olacak, en iyisi siz Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabını okuyun.

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları, Muazzez İlmiye Çığ

1914 yılında, yani 1. Dünya Savaşı sırasında dünyaya gelen, dünyanın güç dengesinin bir kaç kere değiştiğine bizzat şahit olan, teknolojisiz dönem ile teknolojinin olmazsa olmaz dönemlerini yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni kurulan bir devlette, eski önemli uygarlıklardan Sümerler konusunda dünyanın sayılı bilim adamlarından Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ anlatmayacak da kim anlatacak değil mi; yaşadım demek için ne yapmalı ve hayatı güzelleştirme yollarını!

Muazzez İlmiye Çığ, Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları kitabında 100+ yıldır hayat süren biri olarak nasihatler veriyor.
Muazzez İlmiye Çığ’ın “Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları” kitabını okurken benim düşüncemde canlananlar;

İnsanlar, başkalarının hayatını anlamlandırmaya çalışarak kendi hayatlarına anlam kazandırırlar.

Sadece bende olan bilginin bir önemi yoktur. Bilgiyi paylaşmak gerekmektedir. Bilgi paylaşılmalıdır ki; o bilgiden ilham alan birileri daha ileri bilgilere ulaşabilsinler.

Çocuk sahibi olmak da bir şey yok; bakıyorsunuz ölüm korkusundan savaştan kaçan insanlar, kaçarken bile çiftleşmekten geri kalmayarak bu kaçtıkları ortama çocuk dünyaya getiriyorlar…

Her çocuk dünyaya bir anlam katmak için geliyor ama her çocuğun yaşam gayesinin anlamını kolayca bulabileceği bir ortam olmuyor her zaman.

Anlamını bulamadan yok olup giden bir sürü hayatı mezarlardan görebiliyoruz.

Binlerce insan aynı anda aynı şeyi düşünüyor ama sadece birisi o düşüncesini gerçekleştiriyor. Diğerleri bende düşünmüştüm dese de, imkansızlık gibi çeşitli sebeplerle geç hareket ettiklerinden bir başarı kazanmış sayılmıyorlar.

İşte burada, ülkeyi eşit şartlarda yönetmekle görevlendirilmiş devlet olgusunun devreye girmesi gerekiyor!

İnsanları, varoluş amacını bulabilmelerine yardımcı olması, onları yönlendirmesi için onlara yardımcı olacak bir sistem ile devletin işletilmesi gerekiyor.

Herkes birilerinin elinden tutup kendisini geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Boynuz kulağı geçmeden ülke diğer ülkeler ile rekabet edecek düzeye gelemez.

Bu kişi sporcu, bilim adamı, öğretmen, doktor, mühendis, teknisyen olabilir.

Bunların tespit edilip, iyi yönlendirme ile devletine iyi hizmetler eden ve dünyanın imrenerek izlediği kişiler olması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan kısa süre sonraki hamleleri ile bunları başarmıştı, Köy Enstitüleri ile bilginin ulaşmadığı köy kalmıyordu ama eğitimli kesimin varlığını tehdit olarak gören insanlar yüzünden işte yine eski cehalet dönemlerine geri döndük. Her köye yol götürüyoruz ama insanları nedense faydalı olacak şekilde eğitemiyoruz.

Ama ben ve benim düşünenler daha ölmedik.

Gelecek neslimizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği Türkiye Cumhuriyeti ideası için yetiştireceğiz.

Muazzez İlmiye Çığ gibi değerlerimizden öğreneceğimiz çok şey var.

Ve bu değerlerimizden öğrendiklerimizi uygulayacak gelecek nesilleri yetiştireceğiz.

Rezonans Kanunu, Pierre Franckh

Rezonans Kanunu kitabı ne anlatıyor?

Uğur Koşar, Allah de Ötesini Bırak 1 ve Allah de Ötesini Bırak 2 adındaki popüler kitaplarında, başarılı bir şekilde tevekkül ve Allah’a tam teslimiyetten bahsediyordu…

Sosyal medyada, muhakkak denk gelmişsinizdir; “neye sahip olmak istiyorsan, 1.000kere, hem de anlamadığın dil olan Arapça olarak hem de bilmediğin kelimeler olduğundan doğru telaffuz edip etmediğini de bilmeden şu duayı okuyun ve/veya dua zincirini kurun” gibi paylaşımlar yapılmaktadır…

Tevekkülün ve duaların mantığında yatan gerçek; Rezonans Kanunu kitabının temelini oluşturmaktadır;

Bir şeyi ne kadar çok istersen,

O şeyi de her şeyi yaratan olan Allah’tan istersen isteğine o kadar çok inanırsın,

Gerçekleşmesi için evrene pozitif enerji gönderirsin,

İnancın sonucunda, isteğini gerçekleştirmek için daha fazla gayret gösterirsin,

Bu gayret sonucunda da isteğinin sahibi olursun!

Rezonans Kanunu kitabı, “Dereyi görmeden paçaları sıvama” atasözünün negatiflemesini hayatınızdan çıkarıp “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” atasözündeki gibi olumlu yaklaşımı hayatınıza kazandırmaya çalışmaktadır.

Rezonans Kanunu kitabı;

Pozitif düşünürsen pozitif düşünceyi bulursun, çevren pozitif düşüncelerle dolar, pozitif bir hayatın olur!

Negatif düşünürsen negatif düşünceyi bulursun, çevren negatif düşüncelerle dolar, negatif bir hayatın olur!

Güdülemesini fizik bilimini kullanarak ispatlamaktadır.

Rezonans Kanunu kitabını okumanızı ve kitapta yazanları uygulamanızı tavsiye ederim; hayatınızdaki pozitif anlamda gerçekleşenleri gördükçe bir tarafınız iyi ki şimdi bu kitabı okudum diye düşünecek ve kendinizi şanslı hissedeceksiniz!

Hayal Kahramanları, Sunay Akın

Hayal Kahramanları;

Yaratıcısının,

Genelde çevresindeki insanları,

Olaylara karşı kendi yapamadığı keşkelerini hayal gücünün sınırı ölçüsünce kağıda aktarması ile hayat bulur.

Bazı çizgi roman kahramanları gerçekten hiç var olmamıştır, keşke öyle olsalardı istenmiştir;

Neredesin Süpermen filmini izlemenizi tavsiye ederim; Iraklı iki çocuğun, sinemada Süpermen’i izledikten sonra, ülkelerindeki kötülere cezalarını versin diye Süpermen’e gitmeye karar vermelerini ve yola koyulmalarını anlatan bir film.

Bazı kahramanlar, ülkesi ve/veya insanlık için yaptıklarına karşı duyulan minnettarlıktan dolayı kahraman ilan edilip, birazda hayal ile çeşitli güçler katarak çizgi romanlarda ölümsüzleştirilmiştir.

Bazı hayal kahramanları ise gidenin arkasından onu yaşatma arzusu ile oluşturulmuştur.

…

Bazı gerçek kahramanlar şanssızdır, gerçekten var olmalarına, ülkelerine/insanlığa ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen, yaşadıkları zamanın adeta kahramanı olmalarına rağmen bir kaç kişi dışında kimse tarafından bilinmez olmuşlardır.

Batının hayal kahramanlarının karşısında, biz Türklerin tarihi gerçek kahramanlar ile doludur.

Örneğin; fazla eskiye gitmeyelim, 1915 Çanakkale’ye uzanalım; batılı bir çizgi hayal kahraman çizeri Seyit Onbaşı’yı nasıl çizerdi sizce? Ya Nusret Mayın Gemisi’ni nasıl abartırdı?, Bombasırtı olayını nasıl anlatırdı? vs. vs. vs.

İzmir’de düşmana ilk mermiyi sıkan Hasan Tahsin,

Anadolu’da mücadele eden Kuvayı Milliye kahramanları hiç unutulur mu?

Filmi dahi çekilmemiş Mustafa Kemal Atatürk’e nasıl bir yüce gücü uygun görürdü?

Bunlar sadece ders kitaplarında okunduğunda çocuklarımıza sıkıcı gelebilir, çizgi roman olarak her olayın kare kare anlatıldığını düşünsenize ne kadar ilgi çekici ve öğretici olurdu değil mi; çocuklar  batılı hayal karakterlerini değil de gerçek kahramanları tanımış olurdu.

Ama unutulması, hatırlanmaması düşmanlarımızın işine geldiğinden, çok okumayan bir toplum olarak biz Türkler gerçek kahramanlarımıza vefa göstermeyen nadir toplumlardan olmuşuzdur.

Zararın neresinden dönersek kardır!!!

Şeytan, İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü, Tolstoy

Kuranı Kerim, İbrahim Suresi 22. Ayeti’ni okuyalım.

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”

Bu ayette şeytan konuşturulmaktadır.

Şeytan, insanlara yalan vaatlerde bulunup onları aldattığını itiraf etmektedir. Bununla birlikte şeytan, doğru yolda gitmek isteyenleri zorla yoldan çıka­racak gücünün bulunmadığını, insanlara sadece vesvese yoluyla telkinde bulundu­ğunu, onların da bunu kabullendiğini ifade ederek şeytanı değil, insanların kendilerini kına­maları gerektiğini söylemektedir. Çünkü şeytan dünyada insanlara ancak vesvese ve ayartma yoluyla ulaşabilmekte, onların işlediği günahları kendilerine sadece güzel göstermeye, kendi heveslerine uymada ahlaken bir sakınca olmadı­ğına onları inandırmaya çalışmaktadır. Yani asıl şeytan, in­sanın kendi nefsi, arzu ve hevesleridir. İnsan nefsinde şehvete, boş ve bâtıl inanç­lara önceden bir eğilim ve yatkınlık olmasaydı bu şeytanî vesvese ve ayartmalar etkili olamazdı. İşte şeytan “Beni kınamayın, kendinizi kınayın.” diyerek bu gerçe­ğe de işaret etmek istemiştir.

Tolstoy, Şeytan’ın hilelerini, Şeytan: İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü hikayesi ile çok güzel örneklendirmiştir.

Şeytanın, Hz. Muhammed’e (Allah’ın selamı O’nun üzerine olsun) anlattığı hilelerini www.omurokur.com/2014/07/seytan-hz-muhammede-hilelerini-anlatiyor/ adresinden okuyabilirsiniz.

Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman

Stratejik olarak ne kadar önemli konuma sahip olduğunu haritadan görebilirsiniz, tam burnumuzun dibi, ayrıca Suriye’yi ve Lübnan’ı da cepheden gören konumda…

Silahlandırıldığını bir düşünün!

Ya da kıta sahanlığı ile Suriye ve Lübnan gemi geçişlerindeki harika kontrol edilebilirliğini!

Yavru Vatan Kıbrıs

Kimseye bırakılamazdı

Bırakılmadı da!

Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan aldıkları destek ile, adanın tamamına sahip olabilmek için, Türklere karşı soykırım yapmaya başlamışlardı, çoluk çocuk kadın yaşlı demeden vahşice can alıyorlardı. En acımasız canlı insandır sözünü doğrular nitelikteydiler. Vampir kana susamıştı bir kere.

1922nin intikamı da işin içindeydi Yunanlılar için

Birleşmiş Milletler, NATO hangi zor zamanlarımızda yanımızda oldu ki, hem kuyruk acıları var neden olsunlar ki!

Biz bizeydik

Dünya üzerinde en iyi Türk ölü Türk’tür anlayışına karşı bizde de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur deriz bizde!

Dünyanın en iyi ve kurallarına göre savaşan bir milletiyiz; bizimle savaşanla savaşırız; kadın, çocuk, yaşlı veya teslim olan ile değil!

Ama kanı bozuk Rumlar, Ermeniler, Yunanlılar, insan hakkı diyen ama kendilerinden olmayanın hakkını yiyen Batılı Ülkeler…

Ama hepsi 1974 yılında gördü Türklerin sabrı taşarsa ne kadar iyi savaşçı olduklarını…

Gelmiş geçmiş en iyi, en az zaiyatlı deniz kuvvetleri ada çıkarmasını, hava kuvvetlerinin indirmesini, deniz, kara ve hava kuvvetlerinin en iyi organizasyonunu…

Bu kitap ile daha iyi anlıyor insan;

Milli üretiminiz olmadan topal olacağımızı, kendi kendimize bile yetemez olduğumuzda dış mihrakların ilk fırsatta köpeklerini üzerimize salacağını…

Mesela silahın var mermisi yok. OLMAZ,

Aracın var yakıtın yok. OLMAZ

Rütbelilerin var liyakat yok. OLMAZ

Hedefin var planın yok. OLMAZ

Bütün bunları işte Kıbrıs Barış Harekatını anlatan bu kitabı okurken yaşıyoruz.

Kıbrıs Barış Harekatı; Kıbrıslı Türk Soydaşlarımız, Mücahitlerimiz, Kıbrıslı Türk Liderlerimiz, Türkiye Politikacıları, Erimizden Generalimize kadar Askerimizin hem cephede, hem masada kazandığı bütün bir zafer olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizden Allah razı olsun.

Bu kitabı yazarak bizlere Kıbrıs’ı anlatan Turgut Özakman’dan da Allah razı olsun.

Tarihi olaylar sosyal medyada bir cümle ile anlatılabilecek olmaktan daha derindir.

Yaşandığı zamana göre, giriş gelişme sonuçları öğrenilmeden tarihi olaylar, tarihi şahsiyetler hakkında yorum yapmak, ileride hatalı kararlar almaya sebep verir.

Tarihimizi doğru öğrenelim.

Böylece hainleri kahraman, kahramanları da hain ilan etmemiş oluruz.

Yunanlıların şimdilerde dibimizdeki adalarını silahlandırmaları boşuna değildir. Yine bir ütopyanın peşinde olabilirler, dikkatli uyanık olmalıyız, bizim bizden başka dostumuz yok, her an hazır daima hazır bulunmalıyız!

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı

Tarih; sosyal medyada, bir cümlede anlatılabilecek, bir cümleden anlaşılabilecek bir tane olaydan ibaret değildir.

Tarih; başlangıcı, gelişimi, sonuçları, nelerden tetiklendiği, neleri tetiklediği olaylarının bir harmanıdır.

Tarih; zamanının şartları ile değerlendirilmelidir.

Tarih; çeşitli tarihçilerden bütün detayı ile okumalıdır.

Siyasetçilerin, taraflı tarafsız tarihçileri bir araya getirmesi, atılacak adımlarda onların bilgisine danışması sağlıklı olacaktır.

Çünkü güçlü ülkelerin politikası değişmez, ama zayıf ülkeler rüzgarda dalından kopacak sonbahar yaprakları gibidir.

İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri kitabında, birikimini okuyucusuna aktarmayı başarıyor…

Okudukça, neden bu hallerdeyiz daha iyi anlayacaksınız!

Gör Beni, Akilah, Azra Kohen

Azra Kohen’in Gör Beni kitabı, yaklaşık 600 sayfa olmasına rağmen, o kadar akıcı bir dil ile yazılmış ki; bir sonraki cümleyi, paragrafı, sayfayı merak ettirerek kısa sürede kendini okutturuyor…

Azra Kohen, “Gör Beni” diyerek, Bir insanın ve bir ulusun doğru düşüncelere ulaşıp, doğru adım atması; farklı düşüncelere de “ya doğruysa” diye ifade hakkı tanıması ile mümkün olabileceğini ispatlamaya çalışmıştır.

Kitaptan notlar:

  • Bir şey ancak onu her şeye rağmen korursan değerlidir.
  • Etrafında olan oyunu fark etmeden savaşa giren, sadece kendisi ile savaşır.
  • Bir nesli yok etmek beş sene sürüyor beş nesli bitmiş bir kültür teslimdir.
  • Kadınlarla yaşamak duyguların dört mevsimini bir güne sığdırmaktır.
  • Toplumları halk yapan şey ortak geçmişleridir. Ortak geçmişlerinin yeniden yazabilirsen onları istediğin yere güdebilirsin. Eğer nereden geldiklerini bilmezlerse, gittikleri yerin daha iyi mi, kötü mü olduğunu ölçemezler. Ölçümün olmadığı yerde şikayet olmaz, .sorumlu aranmaz. Güdersin.
  • İlk insanlık belirtisi: Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğar.
  • Kutuplaşma sonucu birlik duygusunu kaybetmiş insanlar güçlü bir ülke kuramazlar.
  • Koruyacak değerleri olanlar daima hazırdır.
  • Acizler için imkansız, korkaklar için inanılmaz gözüken şeyler, kahramanlar için idealdir.

Darağacında Üç Fidan, Nihat Behram

60lı yılların sonu 7oli yılların başı,

Köylünün, işçinin, memurun, üreticinin fakirliğe sürüklendiği,

Birilerinin köylünün, işçinin, memurun, üreticinin sırtından yine çok zengin yaşadığı,

Politikaların dışarıya bağlandığı,

Dış ülkelere imtiyazlar tanındığı yıllar…

Ununu eleyip eleğini asmışlar suspus,

Zengini görmesine rağmen fakirliğine şükredenler suspus,

Aman bana dokunmasın da; devletimiz en iyisini bilir diyenler suspus…

Gençler ise tüm ezilenler için meydanlarda,

Kurtuluş Savaşını, birileri halkı ezsin diye mi verdik?

Bu mu Cumhuriyet Yönetimi? yönetimi al, sonra da yöneteme, ama iktidarım de!

Ne kadar da bugünlere benziyor değil mi?

Koca koca adamların ülkeyi ne hale soktuğuna bakılmadı da,

20li yaşlarında gençler; karşı görüşten olanlara verilen silahlarla, kolluk kuvvetlerine verilen emirlerle öldürtüldü, yakalananlar sistemin köleleri tarafından cellatlara boğdurtuldu!

6 Mayıs 1972 akşamı bir şeyler değişebilirdi…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idam cezalarının infaz edileceği gece,

İnfaz kararını verenler ve uygulayacak olanlar panik havası ile acele ediyorlardı,

Tüm devrimciler yürüseydi infaz yerine,

Hangi güç engel olabilirdi, hangi silah hangi mermi yeterdi?

Değişirdi çok şey belki o günden!

Ama kölelik ağır bastı!

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Jeff Bezos (Amazon), Elon Musk (Tesla), Bill Gates (Microsoft), Mark Zuckerberg (Facebook), Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Michael Jordan, Kobe Bryant, Tiger Woods, Ayton Senna, Michael Schumacher, Lewis Hamilton, Andre Agassi, Serena Williams, Edison, Nikola Tesla, Isaac Newton, İbni Sina, Hezarfen Ahmed Çelebi, Alparslan, Mustafa Kemal Atatürk…

Sıradan yazdım;

En zenginler, en ünlü sporcular, bilim adamları, siyaset adamları…

Şanslı yerlerde, şanslı zamanlarda, şanslı ailelerde doğanlar vardı içlerinde, talihsiz şartların kendilerini popüler yaptıkları da!

Ama hepsinin tek ortak noktası; kendilerine rakip olabilecek kişilerin uyuduğu zamanlarda onların çalışıyor olmalarıydı.

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Direksiyon, Üstün Dökmen

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında bilinç altımıza mesajı gönderiyor;

Direksiyon senin elinde, nereye gitmek istiyorsan oraya çevir!

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

O kadar güzel hicvediyor ki güncel Türkiye’mizi; Türkiye’mizi bu hale getirenlerin ve buna çanak tutanların, varsa, utanma duygularını, Türkiye’mizi bu durumdan çıkarmak isteyenlerinde cesaretlerini ortaya çıkarmayı başarıyor…

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

Eğitim alıp, daha yüksek puan almasına rağmen, yerine iş bilmez torpilli biri atandığı için, herkesin yapabileceği bir işte geçimini sağlamaya çalışan diplomalı işsizlerden bahsetmektedir,

Geçmediğimiz köprüler için, tüm Türkiye’ce ödediğimiz Deli Dumrul ücretlerinden bahsetmektedir,

Devlet eli ile organik tarımımızın nasıl bitirildiğinden, çiftçimizin nasıl fakirleştirildiğinden, tohum konusunda bile nasıl dışarıya bağımlı hale geldiğimizden bahsetmektedir,

Gerçek sanatçının köle olmayacağından, susmayacağından bahsetmektedir,

Uzaktan izlemek yerine, yurtdışından örnekler aramak yerine, vatandaşın içine karışıp, tebdili kıyafet, vatandaşa danışıldığında çözümün ve uygulanabilirliğinin vatandaşın kendisinde çok basit olduğunun görülebileceğinden bahsetmektedir.

Ve daha bir sürü güncel konuya değinmektedir.

Hem de oldukça akıcı, yormayan, farkındalık uyandıran bir dil ile!

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabından bazı alıntılar;

  • Her dediğine kuyruk sallayan bir dost, sana arada itiraz eden bir arkadaştan her zaman daha tehlikelidir.
  • Bazen aşağı yukarı bilmek, hiç bilmemekten daha kötüdür. Hastasının hastalığını aşağı yukarı bilen bir veteriner, genelde hastasını öldürür.
  • İnsanları köleleştirmek, sansürlemek, sesini kesmek, okutmamak, cahil bırakmak, işsiz bırakmak, hadım etmenin başka bir türüdür, insafsızca önünü kesmektir. Eski imparatorluklarda hadım edilen zenci çocukların 10 tanesinden 1i yaşarmış.
  • Trol ne demek? İnternet ortamında, inandığı fire değil de, sürekli inandığı kişiye kuyruk sallayana Trol denir.
  • Ummak; geleceğe ilişkin kaygılarımızın görünmeyen ilacıdır.

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabı herkes için tavsiyemdir.