Vatandaşlık

Türk Kürt Ne Zaman Düşman Oldu?

Türk Kürt Ne Zaman Düşman Oldu?

PKK denen bölücü terör örgütü başı, bebek katili, adı batasıca kişi DEM Milletvekillerine mesaj göndermiş;

“Barış üzerine söz kurun, barışı sahiplenin ve anlatın” demiş

DEM’li Belediye Başkanlarına da “40 yıl önce Kürt’ün adı yoktu, bugün belediyeleri var. Süreci anlatın, barışı halka anlatın”

demiş.

Kürt diyerek; ayrışım belirten bir sözcüğü ağzıma almak istemiyorum.

44 yaşındayım.

Cahil değilim.

Okur yazarım.

Önyargılı değilim; bir kaynaktan olayları değerlendirmem bir kaç kaynaktan gerçeği öğrenmeye çalışırım.

Okuduklarımı, izlediklerimi anlayacak kapasitedeyim.

Üniversite mezunuyum.

Üniversitede bir sürü Doğu, Güneydoğu Anadolu bölgesinden okul arkadaşım oldu. Arkadaşlık yapmamazlık yapmadık. Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan herkes aldığı puana göre istediği bölüme yerleşebiliyor.

İş hayatımda Doğu, Güneydoğu Anadolu bölgesinden bir sürü kişi ile çalıştım/çalışıyorum çalışmamazlık yapmadık/yapmıyoruz.

Doğu, Anadolu bölgesinde doğup büyüyenlerden de her meslekten insan var.

Doğu, Güneydoğu Anadolu bölgesinden harika yetenekte sanatçıları dinlememezlik ve/veya filmlerini izlememezlik yapmadık/yapmıyoruz

…

O halde bu barışı anlatın ne demek?

Biz ne zaman düşmandık ki?

Biz PKK’ya, ülkenin insanlarını öldürenlere, dış mihrakların köpeklerine düşmandık/düşmanız.

Bu adı batasıca kendini ne zannediyor, bu adam hangi boyutta yaşıyor, bu ayrıştırıcı söylemleri söylemesine kim nasıl izin verebiliyor?

Türkiyemiz her insanı ile bir mozaik, bu mozaiği bozmalarına izin veremeyiz/vermeyeceğiz.

Millet Vekili Trafik Cezası Ödemeyecekmiş

Millet Vekili Trafik Cezası Ödemeyecekmiş

TBMM,

Yani milletin seçtiği vekillerin,

Ki bir çoğu zaten iş para pul sahibi insanlar,

Bir araya gelerek,

Ülke yararına çalışacakları toplanma yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde

Mevcut ve eski milletvekillerine trafik cezalarından ömür boyu muafiyet getirerek, artık vekillerin trafik kurallarını ihlal etseler dahi ceza ödemeyecekleri bir yasaya imza atmışlar.

Vay be, vatandaşta vekilim mecliste çalışıyor görsün.

İmam osurursa cemaat s.çar demişler.

Öncelikle milletvekili bütün kurallara uyacak,

Uymazsa cezasını alacak,

Cezası ne gerektiriyorsa çekecek,

Sonrasında vatandaştan bir şey isteyecek.

Yazık!

Teğmenlerimizin Yanındayız

Teğmenlerimizin yanındayız;

Teğmen Ebru Eroğlu,

Teğmen Talip İzzet Akarsu,

Teğmen Batuhan Gazi Kılıç,

Teğmen Deniz Demirtaş,

Teğmen Serhat Gündar disiplinsizlik suçu,

Alay Komutanı: Velili Albay Alper Topsakal

Tabur Komutanı: Yarbay Halit Türkoğlu

Bölük Komutanı: Binbaşı Murat Öztürk disiplinsizliğe göz yummak suçu

ile Türk Silah Kuvvetleri’nden  ihraç edildiler.

Yargılama devam ederken, terörist sayısı bitti derlerken, birden, Türkiye’yi bölmek için yıllarca silahlı mücadele veren, binlerce askerimizin ve vatandaşımızın kanını akıtan PKK terör örgütü başı Abdullah Öcalan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yapmak üzere, Türkiye’de Milliyetçi geçinen bir parti başkanı tarafından davet edildi.

Bu ne yaman çelişkidir.

Geri vites yapmayan teğmenlerimizi alınlarından öpüyorum.

Yalnız değilsiniz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Askerleriyiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi bekçileriyiz!

Sokaklara Çıkarsanız Karşınızda Bizi Bulursunuz

Sokaklara Çıkarsanız Karşınızda Bizi Bulursunuz!

Diyor iktidara yaranmak isteyen birileri,

Muhalif tarafa göz dağı vererek…

Neden insanlar durup dururken sokağa  dökülsün ki?

Bu aklıma şunu getiriyor;

Bu tehdidi savuracak ne halt işliyorsunuz, ne biliyorsunuz?

Bu ayrımcı dil neden?

İktidar partisini, sevmek zorunda değilim.

Başkana biat etmek zorunda değilim.

Neden ayrıştırıyorsunuz.

Ve tekrardan soruyorum;

Bu tehdidi savuracak ne halt işliyorsunuz, ne biliyorsunuz?

Söz konusu vatanda gerisi teferruattır!

Birlikte daha güçlü değil miyiz?

The 8 Show

The 8 Show dizisi fragmanı;

Hindistan’daki, insanları sınıflara ayıran kast sistemini hepimiz eleştiririz!

Ama yaşadığımız – vatan olarak benimsediğimiz, yüzde 99,9 gibi büyük bir kısmı Müslüman olan ülkemizde,

İçinde bulunduğumuz çevremizde,

Çalıştığımız iş yerinde bile,

Kendine has bir kast sisteminin uygulandığını göz ardı etmekteyiz çünkü bilinçaltımıza demokrasi ile yönetildiğimiz algısı hakimdir.

En tepelerde yer almıyorsan, silsileye göre, senin üstündekilerin sana biçtiği rolü yaşamakla mükellefsin!

Hayat kısa görünse de uzun da sayılır, ömrün boyunca belki bulunduğun konumdan daha üst bir mertebeye çıkman için bir fırsat eline geçer, işte burada geleceğin; senin vereceğin kararlar ve uygulayacağın eylemler ile şekillenir.

The 8 Show dizisi;

toplumsal sınıflandırmanın, insanların karşılarına çıkan fırsatlarda yaptıkları seçimler ve seçimlerinde kendilerine biçilen rolü yaşamaları ile ne kadar yakından ilintili olduğunu gözler önüne sererken aynı zamanda stratejinin insan hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğuna da ayrıca vurgu yapıyor…

The 8 Show dizisi;

Bir insan,

Bir vatandaş,

Bir seçmen,

Emek veren bir çalışan olarak hayata farklı bir bakış açısı ile bakmanızı sağlayacaktır.

Benim Puanım: 8 / 10

IMDB Puanı: 6,9 / 10

The 8 Show dizisini https://www.netflix.com/watch/81721118 adresinden izleyebilirsiniz.

Kübra 2

Kübra dizisinin 1 sezonunda KÜBRA‘nın ne anlama geldiğini öğrendik.
Kübra 2;

Hedefi gerçekleştirmek için; “ikna edilmişlerle değil inanmışlarla yola çıkılması gerektiğini” vurgulamaktadır.

İkna edilmiş olan; kafasında zaten soru işareti olan kişidir ve en ufak bir tereddütte ya ortadan kaybolacaktır ya da köstek olacaktır.

İnanmış olan ise; hedefe giden yolda, ne olursa olsun kendi görevini yapmaktan imtina etmeyecektir.

Bu diziyi izlerken, bir taraftan da  okumaya devam ettiğim, Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabındaki, bilgisi ve yetkinliği olmayan geniş halk kitlelerinin desteğini alan popülist siyasetçilerin devlet yönetiminde mutlak güç elde etmesiyle oluşan bir yönetim tabiri olan Oklokrasi aklıma geldi ve şunu düşündüm.

Çok kişinin desteklemesi demek, destekleyenlerin kim olduğu açık seçik bilinmediğinden, o kişinin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Ya destekleyenler, başkalarını değil de sadece kendi çıkarları için destekliyorsa!

Kübra 2 dizisi, bir taraftan;

Düzen yozlaşmışsa,

Vatandaşın seçtikleri, vatandaşın güvenliğini ve refahını sağlamak yerine kendi ve çevresinin güvenliğini ve refahını sağlama gayretindeyse,

Birileri daha ayrıcalıklı ise,

Birilerinin masasında kuş sütü bile varken birileri yatağa aç giriyorsa,

Birilerinin büyük suçları örtbas edilip elini kolunu sağlayarak dışarıda gezerken birileri sudan sebeplerle hapse atılıyorsa…

Vatandaşın üzerine düşen bu şartlara isyan edip sesini duyurmaktır,

İsyan çıkarsa ama sonuna kadardır,

İsyanın önderleri bu durumlarda iftiraya maruz kalacaklardır;

Kendisine inananların, liderlerine inanmışlarsa ve yaptığı da herkes için iyiyse, liderlerine ne derlerse desinler, lidere ne olursa olsun haklı isyanını sürdürmeleri gerekir…

Diyerek ezilenleri devlete karşı isyana teşvik etmekte iken;

Diğer taraftan;

Devletin elinde bulunan imkanlar sayesinde, devlete isyan etmenin nafile bir uğraşı olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır.

Ama ben bu iki düşünceyi bir araya getirerek, Kübra 2 dizisinin vurgulamak istediği noktayı;

İster oylarla seçilen ister atanan yönetici ol,

İster yöneticinin dudağı arasında kariyeri olan bir memur ol,

İstersen de sade bir vatandaş ol…

Eğer görevini, ne olur halim diye değil de herkesi eşit görerek yaparsan;

Bu toprakların nimeti herkese yeter, aksi durumda çatışma kaçınılmazdır.

Kübra 2 dizisini https://www.netflix.com/title/81681294 adresinden izleyebilirsiniz.

Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman

Stratejik olarak ne kadar önemli konuma sahip olduğunu haritadan görebilirsiniz, tam burnumuzun dibi, ayrıca Suriye’yi ve Lübnan’ı da cepheden gören konumda…

Silahlandırıldığını bir düşünün!

Ya da kıta sahanlığı ile Suriye ve Lübnan gemi geçişlerindeki harika kontrol edilebilirliğini!

Yavru Vatan Kıbrıs

Kimseye bırakılamazdı

Bırakılmadı da!

Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan aldıkları destek ile, adanın tamamına sahip olabilmek için, Türklere karşı soykırım yapmaya başlamışlardı, çoluk çocuk kadın yaşlı demeden vahşice can alıyorlardı. En acımasız canlı insandır sözünü doğrular nitelikteydiler. Vampir kana susamıştı bir kere.

1922nin intikamı da işin içindeydi Yunanlılar için

Birleşmiş Milletler, NATO hangi zor zamanlarımızda yanımızda oldu ki, hem kuyruk acıları var neden olsunlar ki!

Biz bizeydik

Dünya üzerinde en iyi Türk ölü Türk’tür anlayışına karşı bizde de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur deriz bizde!

Dünyanın en iyi ve kurallarına göre savaşan bir milletiyiz; bizimle savaşanla savaşırız; kadın, çocuk, yaşlı veya teslim olan ile değil!

Ama kanı bozuk Rumlar, Ermeniler, Yunanlılar, insan hakkı diyen ama kendilerinden olmayanın hakkını yiyen Batılı Ülkeler…

Ama hepsi 1974 yılında gördü Türklerin sabrı taşarsa ne kadar iyi savaşçı olduklarını…

Gelmiş geçmiş en iyi, en az zaiyatlı deniz kuvvetleri ada çıkarmasını, hava kuvvetlerinin indirmesini, deniz, kara ve hava kuvvetlerinin en iyi organizasyonunu…

Bu kitap ile daha iyi anlıyor insan;

Milli üretiminiz olmadan topal olacağımızı, kendi kendimize bile yetemez olduğumuzda dış mihrakların ilk fırsatta köpeklerini üzerimize salacağını…

Mesela silahın var mermisi yok. OLMAZ,

Aracın var yakıtın yok. OLMAZ

Rütbelilerin var liyakat yok. OLMAZ

Hedefin var planın yok. OLMAZ

Bütün bunları işte Kıbrıs Barış Harekatını anlatan bu kitabı okurken yaşıyoruz.

Kıbrıs Barış Harekatı; Kıbrıslı Türk Soydaşlarımız, Mücahitlerimiz, Kıbrıslı Türk Liderlerimiz, Türkiye Politikacıları, Erimizden Generalimize kadar Askerimizin hem cephede, hem masada kazandığı bütün bir zafer olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizden Allah razı olsun.

Bu kitabı yazarak bizlere Kıbrıs’ı anlatan Turgut Özakman’dan da Allah razı olsun.

Tarihi olaylar sosyal medyada bir cümle ile anlatılabilecek olmaktan daha derindir.

Yaşandığı zamana göre, giriş gelişme sonuçları öğrenilmeden tarihi olaylar, tarihi şahsiyetler hakkında yorum yapmak, ileride hatalı kararlar almaya sebep verir.

Tarihimizi doğru öğrenelim.

Böylece hainleri kahraman, kahramanları da hain ilan etmemiş oluruz.

Yunanlıların şimdilerde dibimizdeki adalarını silahlandırmaları boşuna değildir. Yine bir ütopyanın peşinde olabilirler, dikkatli uyanık olmalıyız, bizim bizden başka dostumuz yok, her an hazır daima hazır bulunmalıyız!

Körlük, Jose Saramago

Allah’a şükür görüyoruz

Keşke kör olsaydım da görmeseydim dediğimiz şeyleri de görüyoruz

Ya hiç bir şeyi görmeseydik

Hiç beklemediğiniz anda gözlerinizin hiç bir şey görmemeye başladığını düşünün

Kapatın gözlerinizi ve o ana kadar görerek yaptığınız şeyleri yapmaya çalışın

Ne yapıyorsunuz?

Nasıl yapıyorsunuz?

Bu nimet boşuna verilmedi

Ya gören körlere ne demeli

Kötülüğü gördüğü halde göz yumanlara

Gördüğü halde körmüş gibi davranarak hiç bir şey yapmayanlara ne demeli

Görenlerin görevi körlere destek olup doğru yere götürmek değil mi

Peki görenler, neden tek başınayken sürüden ayrılan koyundan farkı olmayan körü, kurtlara teslim ediyor?

Ben ikimize de göz olurum demek ve dediğini yapmak sadece peygamberlerin görevi mi!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı

Şartlar çok kötü olabilir…

Durum nereden bakılırsa her açıdan alehyte görünebilir…

İşin içinden nasıl çıkılabilir diye düşünen ekabirler bir umut kıvılcımı dahi gösteremiyor olabilirler…

Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanları işte böyleydi. Atalarının savaş meydanlarında en önde gittiğini unutan padişahlar, şatafatlı saraylarda, kendi hallerinde; atalarından kalan toprağın peyderpey düşmanların eline geçerken, halk açlıktan fakirlikten düşmanın zulmü altında ezilirken… yaşamlarını kendi çıkarları doğrultusunda anlaşmalara imzalar atarak sürdürmekteydiler.

Bu şartlarda bir sürü vatansever “vatan için ne yapabiliriz” diye sorular sorup zaman kaybetmekte iken Mustafa Kemal çoktan vatanın kurtuluşu için çalışmaya başlamıştı. Bu çalışma vatanın bağımsızlığı için düşünen diğer bir sürü insanı bir araya getirmiştir.

Saraylarda değil cephede, savaşan insanlarla birlikte mücadelesini sürdürmüştür. Sıfıra inen Osmanlı İmparatorluğu topraklarından, Türkiye Cumhuriyeti’ni elimizde tutarak bize yurtluk olmasını sağlamıştır.

Bazıları nefret edebilir, karşıda çıkabilir ama Mustafa Kemal Atatürk; Mete Han ne ise, Alp Arslan ne ise, Osman Bey ne ise, Çelebi Mehmet ne ise, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, 2. Mahmut… ne ise odur. Yani Türk tarihimizin önemli komutanları ile aynı seviyededir.

Yok efendim şöyle yapmış, böyle davranmış, nasıl yaparmışmış falan gibi, aslı astarı olmayan iddialar ortaya atarak Mustafa Kemal’i tarih sahnesine gömmeye çalışanlar günümüzde sayıca artmış vaziyettedir ama siyasi olarak yaşanılan her buhran, her defasında O’nun yaptıklarının doğruluğunu ispat etmektedir.

Bu yüzden İslam ve Türk tarihindeki her önemli şahsiyet gibi Mustafa Kemal Atatürk’ü de iyi öğrenmek gerekmektedir.

Bu kitapta, önemli tarihçimiz İlber Ortaylı, kendine has üslubu ile Mustafa Kemal Atatürk’ü, içinde yaşadığı şartlar ile birlikte anlatmaktadır.

Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda, Yılmaz Özdil

Bu kitap “Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda” Stephen King kitapları kadar gerici korkutucu, kitabın yazarı “Yılmaz Özdil” ise Agatha Christie’nin esrarengiz olayların üzerindeki sır perdesini ortadan kaldıran dedektif karakteri Hercule Poirot gibi.

Bu kitabın en ürkütücü tarafı; içinde yazanlar gerçek!

Okunması lazım, okutulması lazım özellikle de “alternatifi mi var mı ki, en azından Müslümanlar” diyerek, söylediklerinin/yaptıklarının, başka bir gün söylediğini/yaptığını sanki başkası yapmış gibi davranmasına rağmen, hepsinin doğru olduğuna inandıkları iktidar partisinin taraftarlarına…

Onlar bilgi sahibi olacakları bu tür şeylere para vermezler alın hediye edin! Ama onlar okumazlar da; Müslümanlığın kitabını anlayacakları dilden nasıl okumuyorlarsa ya da okusalar da Kuranı Kerimi nasıl işlerine geldiği gibi anlıyorlarsa işte o yüzden.

Ama yine de belki bir kaç tane doğruya önem veren kalmıştır aralarında. Denemeye değer.

Ama çocuklara okutun. Okullarda artık tarih diye safsatalar okutulmaya başlamadan önce bu kitabı okutun. Başka darbeler hakkında ahkam keserken yakın tarihin en büyük darbesinin sessiz sedasız yalanlarla dolanlarla nasıl yapıldığını öğrensinler.

Kitabı, yarısındayken bırakmak istedim çünkü; din maskesi altında şeytanların nasıl işler çevirdiğini gördüm. Ama daha neler yapmışlar diye devam ettim…

Bu kitap Türkiye’yi yönetenlerin sahip oldukları makamın yetkisini kendi çıkarlarına göre kullanarak minarelerine nasıl kılıf hazırladıklarını gözler önüne seriyor.

İktidar partisi, kendisine sadakati tescillenmiş ortaklarından öyle güzel bir saadet zinciri kurmuş ki; bu saadet zincirini bozmayı bırakın bozmak şüphesi içerisinde olan kim varsa ortadan kaldırmak için o kişinin geçmişine, kariyerine, gözünün yaşına bakmıyor.

Milyonlarca şehidin akan kanı ile düşman unsurlardan temizlenerek bağımsızlığını kazanan, Müslümanlığın İslamiyete layık yaşanası bir yer haline getirilen Türkiye’mizin bariz tuzaklara bilerek düşürüldüğü duruma o kadar sinirlendim ki gözlerimden yaş geldi.

İnsanın başına, vatan toprağının başına ne gelirse cehaletten gelir.

O kadar cahil insanımız var ki!

…

Mutlaka okuyun.

Mutlaka okutun.

Mutlaka öğrenin.

Mutlaka öğretin.