Okuyalım

Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman

Stratejik olarak ne kadar önemli konuma sahip olduğunu haritadan görebilirsiniz, tam burnumuzun dibi, ayrıca Suriye’yi ve Lübnan’ı da cepheden gören konumda…

Silahlandırıldığını bir düşünün!

Ya da kıta sahanlığı ile Suriye ve Lübnan gemi geçişlerindeki harika kontrol edilebilirliğini!

Yavru Vatan Kıbrıs

Kimseye bırakılamazdı

Bırakılmadı da!

Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan aldıkları destek ile, adanın tamamına sahip olabilmek için, Türklere karşı soykırım yapmaya başlamışlardı, çoluk çocuk kadın yaşlı demeden vahşice can alıyorlardı. En acımasız canlı insandır sözünü doğrular nitelikteydiler. Vampir kana susamıştı bir kere.

1922nin intikamı da işin içindeydi Yunanlılar için

Birleşmiş Milletler, NATO hangi zor zamanlarımızda yanımızda oldu ki, hem kuyruk acıları var neden olsunlar ki!

Biz bizeydik

Dünya üzerinde en iyi Türk ölü Türk’tür anlayışına karşı bizde de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur deriz bizde!

Dünyanın en iyi ve kurallarına göre savaşan bir milletiyiz; bizimle savaşanla savaşırız; kadın, çocuk, yaşlı veya teslim olan ile değil!

Ama kanı bozuk Rumlar, Ermeniler, Yunanlılar, insan hakkı diyen ama kendilerinden olmayanın hakkını yiyen Batılı Ülkeler…

Ama hepsi 1974 yılında gördü Türklerin sabrı taşarsa ne kadar iyi savaşçı olduklarını…

Gelmiş geçmiş en iyi, en az zaiyatlı deniz kuvvetleri ada çıkarmasını, hava kuvvetlerinin indirmesini, deniz, kara ve hava kuvvetlerinin en iyi organizasyonunu…

Bu kitap ile daha iyi anlıyor insan;

Milli üretiminiz olmadan topal olacağımızı, kendi kendimize bile yetemez olduğumuzda dış mihrakların ilk fırsatta köpeklerini üzerimize salacağını…

Mesela silahın var mermisi yok. OLMAZ,

Aracın var yakıtın yok. OLMAZ

Rütbelilerin var liyakat yok. OLMAZ

Hedefin var planın yok. OLMAZ

Bütün bunları işte Kıbrıs Barış Harekatını anlatan bu kitabı okurken yaşıyoruz.

Kıbrıs Barış Harekatı; Kıbrıslı Türk Soydaşlarımız, Mücahitlerimiz, Kıbrıslı Türk Liderlerimiz, Türkiye Politikacıları, Erimizden Generalimize kadar Askerimizin hem cephede, hem masada kazandığı bütün bir zafer olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizden Allah razı olsun.

Bu kitabı yazarak bizlere Kıbrıs’ı anlatan Turgut Özakman’dan da Allah razı olsun.

Tarihi olaylar sosyal medyada bir cümle ile anlatılabilecek olmaktan daha derindir.

Yaşandığı zamana göre, giriş gelişme sonuçları öğrenilmeden tarihi olaylar, tarihi şahsiyetler hakkında yorum yapmak, ileride hatalı kararlar almaya sebep verir.

Tarihimizi doğru öğrenelim.

Böylece hainleri kahraman, kahramanları da hain ilan etmemiş oluruz.

Yunanlıların şimdilerde dibimizdeki adalarını silahlandırmaları boşuna değildir. Yine bir ütopyanın peşinde olabilirler, dikkatli uyanık olmalıyız, bizim bizden başka dostumuz yok, her an hazır daima hazır bulunmalıyız!

Geceyarısı Kütüphanesi Kitap Yorumu: Keşkeler, Seçimler ve Hayatın Anlamı

Hayat, her gün verdiğimiz küçük ve büyük kararların toplamından oluşuyor. Seçtiğimiz yollar kadar vazgeçtiğimiz yollar da kim olduğumuzu şekillendiriyor. Bu yüzden çoğumuz zaman zaman dönüp geçmişe bakıyor ve “Acaba farklı bir karar verseydim hayatım nasıl olurdu?” diye düşünüyoruz.

Matt Haig’in Geceyarısı Kütüphanesi, tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Roman, farklı seçimler yaptığımız alternatif hayatların nasıl görünebileceğini hayal ederken, okuru kendi yaşamını sorgulamaya davet ediyor. Her tercih yeni bir ihtimal yaratıyor; her ihtimal ise farklı bir hayat hikâyesi yazıyor.

Ancak kitabın en güçlü mesajı; kusursuz bir hayatın var olmadığı gerçeği. Dışarıdan mükemmel görünen bir yaşamın içinde de pişmanlıklar, eksiklikler ve mücadeleler bulunabiliyor. Bu nedenle mutluluğun sırrı, geçmişte alınmayan kararların peşinden koşmakta değil; bugün elimizde olan hayatın değerini fark etmekte yatıyor.

Geçmişi değiştirme şansımız yok. Fakat geçmişten öğrenme ve geleceği şekillendirme şansımız her zaman var. Yaşadığımız deneyimler, yaptığımız hatalar ve verdiğimiz kararlar aslında bizi bugünkü halimize getiren öğretmenlerdir. Önemli olan, geçmişi bir yük olarak taşımak değil, bir ders olarak değerlendirebilmektir.

Geceyarısı Kütüphanesi; “belki başka hayatlarda farklı seçimler yapan başka “bizler” olabilir, ancak yaşayabildiğimiz tek hayat, şu an içinde bulunduğumuz hayat. Bu yüzden enerjimizi kaçırdığımız fırsatlara değil, önümüzde duran fırsatlara yöneltmek; keşkelere değil, bundan sonra vereceğimiz kararlara odaklanmak gerek” diyor.

Çünkü hayatın anlamı mükemmel seçimi bulmakta değil, seçtiğimiz yolu anlamlı hale getirmekte saklı.

Bilinçaltının Gücü, Joseph Murphy

Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında;

Düşüncenizi değiştirirseniz, kaderinizi de değiştirirsiniz demektedir

Yani;

Bilinçaltınızı ne ile beslerseniz, o olursunuz;

Nasıl mı?

İlk olarak dini inancı olan birisini ele alalım,

Her gün sosyal medyada bir sürü dua paylaşılıyor; bilmem kimin kaç kere söyledikten sonra Allah’ın istediğini verdiği duaymış… Arapçada olsa, içesinde ne yazdığından zerre bilgisi olmasa da ediyor…

Gördüğü rüyayı, kahvesini içtikten sonra geride kalan telvenin oluşturduğu şekilleri, avuç içini, Tarot kartlarını kararak kartların açılış sırasındaki tarot kartlarındaki şekilleri yorumlatarak veya doğduğu güne göre belirlenmiş burcunun günlük yorumunu okuyarak, günlerini, oralarda belirtilen doğruymuş gibi etkilenerek geçiriyor…

Neden?

Çünkü bilinçaltı şartlanıyor ve şartlandığı şekilde, beyni yönetmeye başlıyor.

Ya tereddüt varsa ne oluyor?

İşte o zaman olmuyor!

Nasıl yani geleceğimiz bizim kendi bilinçaltımızda mı şekilleniyor?

Evet!

Ben bizzat yaşadım;

Ne zaman istediğim bir şeyin olduğunu düşündüm, oldu!

Ne zaman ki basit bir şey için tereddüt ettim, olmadı!

….

Benim anlatmam ile olmaz,

Benim size bunu anlatmam için kitabı size okumam lazım,

Siz de en iyisi, Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabını okuyun!

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Zengin ve çevresi hatırı sayılır insanlarla dolu ailesinin imkanlarını çok iyi değerlendirerek, dünyaya geliş gayesini bilgisine danışılan bir yer bilimci bilim adamı olan Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor adlı kitabında;

Kendisinin imkanlarına sahip olmayanların da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte sağlanan eğitimde fırsat eşitliği ile, köyde fakir bir ailede dahi dünyaya gelmişi olsa dahi, köylere kadar götürülen okullar sayesinde aldığı eğitim ile yeteneğinin el verdiği ölçüde, hayal ettiği seviyelere geldiğini, böyle bir sürü insanımız olduğunu anlatmıştır.

Ama, özellikle 2000 yılından sonra, sadece oy çalmaya yönelik gerçekleştirilen plansız programsız politikalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte her vatandaşına sağladığı fırsat eşitliklerini bir bir yok etmiştir.

Ne yapacağını bilemeyen çocuk, çevresinde itibar gören kişinin mesleği ne ise ona yönelmek isteyecektir. Herkesin üniversite okuması şart değildir. Önemli olan icra ettiği meslekte iyisi olmak olmalıdır. Çocuk becerisi doğrultusunda yönlendirilmelidir, imkan sağlanmalıdır, eğitilmelidir, işe yerleştirilmelidir, görevi konusunda imkanlar sağlanmalıdır, katma değeri ne ise ona göre de maaş verilmelidir…

Ama maalesef yaşadıklarımız; yıllar öncesinde “benim oyum ile çobanın oyu bir mi” diye söyleyince adeta aforoz edilen Aysun Kayacı’yı doğruladı.

Celal Şengör’ün de, dünyada yer bilimi alanında danışılan bir adam olmasına, yıllardır, “deprem geldi, geliyor, az kaldı, önlem alınması lazım, İstanbul’un ve çevresinin, sahip olduğu sanayi gücü, Allah korusun bir depremde ülkemizi şah mat edecek nitelikte olduğundan, ülke geneline yayılması lazım” demesine rağmen; dinsiz, Allah tanımaz, Atatürkçü özellikleri ön plana çıkarılarak sözleri kulak arkası, göz ardı edilmektedir.

Halbuki arkadaşlarla beyin fırtınası yapınca, Maraş Depremi bir fırsattı; ver teşviği, taşı sanayiyi deprem bölgesine!

İlber Ortaylı’da Celal Şengör’de “CAHİL” derken aslında bir kişinin cehaletinin ülkeyi domino taşı etkisi gibi yıkabileceğine değinmektedirler.

İşte Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında bunu çok güzel anlatıyor…

Düşünün, siz trafik kurallarına noktasına virgülüne uyan birisiniz; emniyet kemerinizi bir metre öteye giderken bile takan, yayalar yaya geçidinde olmasa dahi görünce yol veren, hız sınırlarının altında araç kullanan, aracının bakımını ihmal etmeyen birisiniz. Size cahil denmiyor.

Ama bir şekilde ehliyet almış, arabasının bakımlarını hep ihmal eden, trafik kuralları polis kontrol noktalarını görünce aklına gelen, hızlı araç kullanan birisinin sizin şeridinizde karşınızdan geldiğini düşünün… İşte o kişi cahildir. Ve sizin hayatınızı etkileyecek bir olayı size yaşatmak üzeredir.

Ya a şöyle düşünün düşman ile karşı karşıyasınız, elinizde tam dolu silahınız, bombanız, merminiz bitse en keskininden bıçağınız yani her şeyiniz var, buna rağmen siz gidiyorsunuz bu silahlarınızı bırakıyor ve duaya başlıyorsunuz… işte siz din cahilisiniz…

Evet maalesef deneyimler sonucu oluşan atasözünde olduğu gibi; “yarım doktor candan yarım hoca dinden” eder misali ülkemiz.

Cahiller, yaşamımızı etkiliyor.

Celal Şengör’e, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında çokça bahsettiği, “herkes eşit olamaz, olmamalı” düşüncesine katılıyorum. Ama eşitsizlikte Hindistan’daki gibi kast sistemi gibi de olmamalıdır tabi.

Ben yorumumu daha fazla uzatmayayım yoksa kitap gibi olacak, en iyisi siz Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabını okuyun.

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları, Muazzez İlmiye Çığ

1914 yılında, yani 1. Dünya Savaşı sırasında dünyaya gelen, dünyanın güç dengesinin bir kaç kere değiştiğine bizzat şahit olan, teknolojisiz dönem ile teknolojinin olmazsa olmaz dönemlerini yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni kurulan bir devlette, eski önemli uygarlıklardan Sümerler konusunda dünyanın sayılı bilim adamlarından Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ anlatmayacak da kim anlatacak değil mi; yaşadım demek için ne yapmalı ve hayatı güzelleştirme yollarını!

Muazzez İlmiye Çığ, Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları kitabında 100+ yıldır hayat süren biri olarak nasihatler veriyor.
Muazzez İlmiye Çığ’ın “Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları” kitabını okurken benim düşüncemde canlananlar;

İnsanlar, başkalarının hayatını anlamlandırmaya çalışarak kendi hayatlarına anlam kazandırırlar.

Sadece bende olan bilginin bir önemi yoktur. Bilgiyi paylaşmak gerekmektedir. Bilgi paylaşılmalıdır ki; o bilgiden ilham alan birileri daha ileri bilgilere ulaşabilsinler.

Çocuk sahibi olmak da bir şey yok; bakıyorsunuz ölüm korkusundan savaştan kaçan insanlar, kaçarken bile çiftleşmekten geri kalmayarak bu kaçtıkları ortama çocuk dünyaya getiriyorlar…

Her çocuk dünyaya bir anlam katmak için geliyor ama her çocuğun yaşam gayesinin anlamını kolayca bulabileceği bir ortam olmuyor her zaman.

Anlamını bulamadan yok olup giden bir sürü hayatı mezarlardan görebiliyoruz.

Binlerce insan aynı anda aynı şeyi düşünüyor ama sadece birisi o düşüncesini gerçekleştiriyor. Diğerleri bende düşünmüştüm dese de, imkansızlık gibi çeşitli sebeplerle geç hareket ettiklerinden bir başarı kazanmış sayılmıyorlar.

İşte burada, ülkeyi eşit şartlarda yönetmekle görevlendirilmiş devlet olgusunun devreye girmesi gerekiyor!

İnsanları, varoluş amacını bulabilmelerine yardımcı olması, onları yönlendirmesi için onlara yardımcı olacak bir sistem ile devletin işletilmesi gerekiyor.

Herkes birilerinin elinden tutup kendisini geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Boynuz kulağı geçmeden ülke diğer ülkeler ile rekabet edecek düzeye gelemez.

Bu kişi sporcu, bilim adamı, öğretmen, doktor, mühendis, teknisyen olabilir.

Bunların tespit edilip, iyi yönlendirme ile devletine iyi hizmetler eden ve dünyanın imrenerek izlediği kişiler olması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan kısa süre sonraki hamleleri ile bunları başarmıştı, Köy Enstitüleri ile bilginin ulaşmadığı köy kalmıyordu ama eğitimli kesimin varlığını tehdit olarak gören insanlar yüzünden işte yine eski cehalet dönemlerine geri döndük. Her köye yol götürüyoruz ama insanları nedense faydalı olacak şekilde eğitemiyoruz.

Ama ben ve benim düşünenler daha ölmedik.

Gelecek neslimizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği Türkiye Cumhuriyeti ideası için yetiştireceğiz.

Muazzez İlmiye Çığ gibi değerlerimizden öğreneceğimiz çok şey var.

Ve bu değerlerimizden öğrendiklerimizi uygulayacak gelecek nesilleri yetiştireceğiz.

Yeşil Tırtıl, Giovanna Mantegazza

Giovanna Mantegazza’nin Yeşil Tırtıl kitabı;

Bir çocuk kitabı ama büyükler içinde geçerli bir öğretiye sahip;

Yapamazsın, yapma! derler ama neden yapmaman gerektiğini, yapmaman gereken şeyin yerine neyi yapabileceğini söylemezler…

Küçüklükten beri söylenen yapamazsın, yapma! komutu insanın hayatını da etkiler;

Bir durum karşısında, “acaba yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım?” diye, insanın en iyi bildiği şeyi bile yapıp yapmaması konusunda insanın düşüncelerini fare gibi kemirir durur.

Oysa;

Onu yapmazsın, yapma ama bunu yapabilirsin demek ise bu hikayede olduğu gibi bir sürüngen yeşil tırtılı harika uçan bir kelebeğe dönüştürüverir…

Sınırlar, John Townsend, Henry Cloud

Dr. John Townsend ve Dr. Henry Cloud Sınırlar adlı kitaplarında, daha öncesinde yazdığım aşağıdaki yazıya benzer bir çıkarımda bulunmaktadırlar;

Her bireyin kendisine ait bir çemberi vardır.

İki birey bir araya gelerek oluşturdukları ailenin de kendisine ait bir çemberi vardır.

Herkes kendisine ait çemberinde özgürce hareket edebilir.

Fakat herkesin çemberinin bir haddi vardır, bu haddin yarıçapı bir başkasına ait olan çemberin sınırlarına kadardır, teğet olabilir fakat değemez.

Eğer bir kişinin çemberi, bir başkasına ait olan bir çembere hiç hakkı yokken nokta dahi değerse, bu nokta da ihlale sebep olan kişinin kendi haddini aşıp, bir başkasına ait olan haktan faydalanmaya çalışması söz konusudur ki diğer bir tanımlama ile bu tecavüzdür; suçtur.

Bu nokta da karşı tarafın çıkarlarının gördüğü zarar nispetince müdahale hakkı vardır.

Bu durumda haklarına tecavüz edilen kişi de zararının tazmini için kendisine zarar veren kişinin çemberine müdahale edecektir ve bu da kaos’a sebep olacaktır.

Adalet kişiye verilen bir isim değildir,

Bu durumlara sebebiyet vermemek için, çok çok öncesinden, olabilecek her olayın masaya yatırılarak ince elenip sık dokunması zorunluluktur. Bunun için sonrasında karşılaşılabilecek kötü olaylara engel olacak adalet mekanizmasının kurulmalıdır ve hangi olayın sonucunda haddini aşan tarafa ne tür bir yaptırım uygulanacağının belirlenmiş olmalıdır.

Adalet mekanizmasının kim olursa olsun kişiye veya ne olursa her hangi bir sınıfa özel olarak değil, her insanoğlu için eşit olarak sağlanması zorunluluktur.

Yoksa herkes kendisinin çemberinin zarar görmesi ile yaşama alanına müdahale edilen bir hayvan bile nasıl içgüdüleri ile hareket ediyorsa o şekilde sahip olduğu intikam duygusunu ortaya çıkaracak ve kaybettiğinden daha fazlası olacak şekilde diğer kişinin çemberine zarar vermeye çalışacaktır.

Düşünen bir hayvan olarak bize düşen görev ise eğer karşımızda, haddini aşarak bir başkasının çemberine zorla girmeye çalışan birisini gördüğümüzde bugün başkasının çemberine girmeye çalışan yarın olur benim çemberime de girer empatisini kurarak müdahale etmeliyiz. Çünkü eğer oradaysak bu tesadüfi değildir. Orada olmamız ve yardım etmemiz gerektiği için oradayızdır. Hz. Ali’nin dediği gibi “Haksızlığa susan dilsiz Şeytandır.“

İnsan gibi insan olalım. 

Kutsal İsyan, Kutsal Barış, Hasan İzzettin Dinamo

Hasan İzzettin Dinamo’nun 5 ciltlik Kutsal İsyan ve 4 ciltlik Kutsal Barış kitabını;

Girdiği her savaşı kazanarak Mareşal rütbesini hak eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,  Kurtuluş Savaşı Öncesi ve Sonrasını yazdığı Nutuk adlı eserinde bahsi geçen durumların detaylandırılmış  baskısı olarak değerlendirebiliriz.

Mesela; Nutuk‘ta, Rum çetelerin, girdikleri Türk köylerinde işkence yaptıkları, köylüleri öldürdükleri yazarken, Hasan İzzettin Dinamo’nun 5 ciltlik Kutsal İsyan kitabında, yurtdışından gelen gözlemcilerin notlarına aldıkları şekilde, Rumların insanlık suçu işkence, tecavüz, soykırım seviyesinde öldürme yöntemleri okuyucuya detaylıca aktarılmaktadır.

Hasan İzzettin Dinamo’nun 5 ciltlik Kutsal İsyan kitabı;

Milli Kurtuluş Savaşımızı neden yapmak zorunda olduğumuzun gerçek hikayesini,

Hasan İzzettin Dinamo’nun 4 ciltlik Kutsal Barış kitabı ise; savaşı kazandıktan sonra attığımız adımları ve nedenlerini anlatmaktadır.

Kitapların cilt ve sayfa sayısının çok olması gözünüzü korkutmasın!

Hasan İzzettin Dinamo, o kadar akıcı ve merak uyandırıcı bir dil kullanmış ki; hiç yorulmuyorsunuz. Bir sonraki sayfayı iple çekiyorsunuz.

Hem, başlangıç ve bitiş arası bile 3 yıldan fazla süren, dışarıdan olduğu kadar içeriden de bir sürü düşman ile mücadele etmek zorunda kaldığımız Kurutuş Savaşımız için, kitapların cilt ve sayfa sayısı az bile!

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Rezonans Kanunu, Pierre Franckh

Rezonans Kanunu kitabı ne anlatıyor?

Uğur Koşar, Allah de Ötesini Bırak 1 ve Allah de Ötesini Bırak 2 adındaki popüler kitaplarında, başarılı bir şekilde tevekkül ve Allah’a tam teslimiyetten bahsediyordu…

Sosyal medyada, muhakkak denk gelmişsinizdir; “neye sahip olmak istiyorsan, 1.000kere, hem de anlamadığın dil olan Arapça olarak hem de bilmediğin kelimeler olduğundan doğru telaffuz edip etmediğini de bilmeden şu duayı okuyun ve/veya dua zincirini kurun” gibi paylaşımlar yapılmaktadır…

Tevekkülün ve duaların mantığında yatan gerçek; Rezonans Kanunu kitabının temelini oluşturmaktadır;

Bir şeyi ne kadar çok istersen,

O şeyi de her şeyi yaratan olan Allah’tan istersen isteğine o kadar çok inanırsın,

Gerçekleşmesi için evrene pozitif enerji gönderirsin,

İnancın sonucunda, isteğini gerçekleştirmek için daha fazla gayret gösterirsin,

Bu gayret sonucunda da isteğinin sahibi olursun!

Rezonans Kanunu kitabı, “Dereyi görmeden paçaları sıvama” atasözünün negatiflemesini hayatınızdan çıkarıp “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” atasözündeki gibi olumlu yaklaşımı hayatınıza kazandırmaya çalışmaktadır.

Rezonans Kanunu kitabı;

Pozitif düşünürsen pozitif düşünceyi bulursun, çevren pozitif düşüncelerle dolar, pozitif bir hayatın olur!

Negatif düşünürsen negatif düşünceyi bulursun, çevren negatif düşüncelerle dolar, negatif bir hayatın olur!

Güdülemesini fizik bilimini kullanarak ispatlamaktadır.

Rezonans Kanunu kitabını okumanızı ve kitapta yazanları uygulamanızı tavsiye ederim; hayatınızdaki pozitif anlamda gerçekleşenleri gördükçe bir tarafınız iyi ki şimdi bu kitabı okudum diye düşünecek ve kendinizi şanslı hissedeceksiniz!