kitap

Bilinçaltının Gücü, Joseph Murphy

Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında;

Düşüncenizi değiştirirseniz, kaderinizi de değiştirirsiniz demektedir

Yani;

Bilinçaltınızı ne ile beslerseniz, o olursunuz;

Nasıl mı?

İlk olarak dini inancı olan birisini ele alalım,

Her gün sosyal medyada bir sürü dua paylaşılıyor; bilmem kimin kaç kere söyledikten sonra Allah’ın istediğini verdiği duaymış… Arapçada olsa, içesinde ne yazdığından zerre bilgisi olmasa da ediyor…

Gördüğü rüyayı, kahvesini içtikten sonra geride kalan telvenin oluşturduğu şekilleri, avuç içini, Tarot kartlarını kararak kartların açılış sırasındaki tarot kartlarındaki şekilleri yorumlatarak veya doğduğu güne göre belirlenmiş burcunun günlük yorumunu okuyarak, günlerini, oralarda belirtilen doğruymuş gibi etkilenerek geçiriyor…

Neden?

Çünkü bilinçaltı şartlanıyor ve şartlandığı şekilde, beyni yönetmeye başlıyor.

Ya tereddüt varsa ne oluyor?

İşte o zaman olmuyor!

Nasıl yani geleceğimiz bizim kendi bilinçaltımızda mı şekilleniyor?

Evet!

Ben bizzat yaşadım;

Ne zaman istediğim bir şeyin olduğunu düşündüm, oldu!

Ne zaman ki basit bir şey için tereddüt ettim, olmadı!

….

Benim anlatmam ile olmaz,

Benim size bunu anlatmam için kitabı size okumam lazım,

Siz de en iyisi, Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabını okuyun!

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Zengin ve çevresi hatırı sayılır insanlarla dolu ailesinin imkanlarını çok iyi değerlendirerek, dünyaya geliş gayesini bilgisine danışılan bir yer bilimci bilim adamı olan Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor adlı kitabında;

Kendisinin imkanlarına sahip olmayanların da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte sağlanan eğitimde fırsat eşitliği ile, köyde fakir bir ailede dahi dünyaya gelmişi olsa dahi, köylere kadar götürülen okullar sayesinde aldığı eğitim ile yeteneğinin el verdiği ölçüde, hayal ettiği seviyelere geldiğini, böyle bir sürü insanımız olduğunu anlatmıştır.

Ama, özellikle 2000 yılından sonra, sadece oy çalmaya yönelik gerçekleştirilen plansız programsız politikalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte her vatandaşına sağladığı fırsat eşitliklerini bir bir yok etmiştir.

Ne yapacağını bilemeyen çocuk, çevresinde itibar gören kişinin mesleği ne ise ona yönelmek isteyecektir. Herkesin üniversite okuması şart değildir. Önemli olan icra ettiği meslekte iyisi olmak olmalıdır. Çocuk becerisi doğrultusunda yönlendirilmelidir, imkan sağlanmalıdır, eğitilmelidir, işe yerleştirilmelidir, görevi konusunda imkanlar sağlanmalıdır, katma değeri ne ise ona göre de maaş verilmelidir…

Ama maalesef yaşadıklarımız; yıllar öncesinde “benim oyum ile çobanın oyu bir mi” diye söyleyince adeta aforoz edilen Aysun Kayacı’yı doğruladı.

Celal Şengör’ün de, dünyada yer bilimi alanında danışılan bir adam olmasına, yıllardır, “deprem geldi, geliyor, az kaldı, önlem alınması lazım, İstanbul’un ve çevresinin, sahip olduğu sanayi gücü, Allah korusun bir depremde ülkemizi şah mat edecek nitelikte olduğundan, ülke geneline yayılması lazım” demesine rağmen; dinsiz, Allah tanımaz, Atatürkçü özellikleri ön plana çıkarılarak sözleri kulak arkası, göz ardı edilmektedir.

Halbuki arkadaşlarla beyin fırtınası yapınca, Maraş Depremi bir fırsattı; ver teşviği, taşı sanayiyi deprem bölgesine!

İlber Ortaylı’da Celal Şengör’de “CAHİL” derken aslında bir kişinin cehaletinin ülkeyi domino taşı etkisi gibi yıkabileceğine değinmektedirler.

İşte Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında bunu çok güzel anlatıyor…

Düşünün, siz trafik kurallarına noktasına virgülüne uyan birisiniz; emniyet kemerinizi bir metre öteye giderken bile takan, yayalar yaya geçidinde olmasa dahi görünce yol veren, hız sınırlarının altında araç kullanan, aracının bakımını ihmal etmeyen birisiniz. Size cahil denmiyor.

Ama bir şekilde ehliyet almış, arabasının bakımlarını hep ihmal eden, trafik kuralları polis kontrol noktalarını görünce aklına gelen, hızlı araç kullanan birisinin sizin şeridinizde karşınızdan geldiğini düşünün… İşte o kişi cahildir. Ve sizin hayatınızı etkileyecek bir olayı size yaşatmak üzeredir.

Ya a şöyle düşünün düşman ile karşı karşıyasınız, elinizde tam dolu silahınız, bombanız, merminiz bitse en keskininden bıçağınız yani her şeyiniz var, buna rağmen siz gidiyorsunuz bu silahlarınızı bırakıyor ve duaya başlıyorsunuz… işte siz din cahilisiniz…

Evet maalesef deneyimler sonucu oluşan atasözünde olduğu gibi; “yarım doktor candan yarım hoca dinden” eder misali ülkemiz.

Cahiller, yaşamımızı etkiliyor.

Celal Şengör’e, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında çokça bahsettiği, “herkes eşit olamaz, olmamalı” düşüncesine katılıyorum. Ama eşitsizlikte Hindistan’daki gibi kast sistemi gibi de olmamalıdır tabi.

Ben yorumumu daha fazla uzatmayayım yoksa kitap gibi olacak, en iyisi siz Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabını okuyun.

Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor, Celal Şengör

Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları, Muazzez İlmiye Çığ

1914 yılında, yani 1. Dünya Savaşı sırasında dünyaya gelen, dünyanın güç dengesinin bir kaç kere değiştiğine bizzat şahit olan, teknolojisiz dönem ile teknolojinin olmazsa olmaz dönemlerini yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti gibi yeni kurulan bir devlette, eski önemli uygarlıklardan Sümerler konusunda dünyanın sayılı bilim adamlarından Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ anlatmayacak da kim anlatacak değil mi; yaşadım demek için ne yapmalı ve hayatı güzelleştirme yollarını!

Muazzez İlmiye Çığ, Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları kitabında 100+ yıldır hayat süren biri olarak nasihatler veriyor.
Muazzez İlmiye Çığ’ın “Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı, Hayatı Güzelleştirme Yolları” kitabını okurken benim düşüncemde canlananlar;

İnsanlar, başkalarının hayatını anlamlandırmaya çalışarak kendi hayatlarına anlam kazandırırlar.

Sadece bende olan bilginin bir önemi yoktur. Bilgiyi paylaşmak gerekmektedir. Bilgi paylaşılmalıdır ki; o bilgiden ilham alan birileri daha ileri bilgilere ulaşabilsinler.

Çocuk sahibi olmak da bir şey yok; bakıyorsunuz ölüm korkusundan savaştan kaçan insanlar, kaçarken bile çiftleşmekten geri kalmayarak bu kaçtıkları ortama çocuk dünyaya getiriyorlar…

Her çocuk dünyaya bir anlam katmak için geliyor ama her çocuğun yaşam gayesinin anlamını kolayca bulabileceği bir ortam olmuyor her zaman.

Anlamını bulamadan yok olup giden bir sürü hayatı mezarlardan görebiliyoruz.

Binlerce insan aynı anda aynı şeyi düşünüyor ama sadece birisi o düşüncesini gerçekleştiriyor. Diğerleri bende düşünmüştüm dese de, imkansızlık gibi çeşitli sebeplerle geç hareket ettiklerinden bir başarı kazanmış sayılmıyorlar.

İşte burada, ülkeyi eşit şartlarda yönetmekle görevlendirilmiş devlet olgusunun devreye girmesi gerekiyor!

İnsanları, varoluş amacını bulabilmelerine yardımcı olması, onları yönlendirmesi için onlara yardımcı olacak bir sistem ile devletin işletilmesi gerekiyor.

Herkes birilerinin elinden tutup kendisini geçmesi için yardımcı olması gerekiyor. Boynuz kulağı geçmeden ülke diğer ülkeler ile rekabet edecek düzeye gelemez.

Bu kişi sporcu, bilim adamı, öğretmen, doktor, mühendis, teknisyen olabilir.

Bunların tespit edilip, iyi yönlendirme ile devletine iyi hizmetler eden ve dünyanın imrenerek izlediği kişiler olması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan kısa süre sonraki hamleleri ile bunları başarmıştı, Köy Enstitüleri ile bilginin ulaşmadığı köy kalmıyordu ama eğitimli kesimin varlığını tehdit olarak gören insanlar yüzünden işte yine eski cehalet dönemlerine geri döndük. Her köye yol götürüyoruz ama insanları nedense faydalı olacak şekilde eğitemiyoruz.

Ama ben ve benim düşünenler daha ölmedik.

Gelecek neslimizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirmek istediği Türkiye Cumhuriyeti ideası için yetiştireceğiz.

Muazzez İlmiye Çığ gibi değerlerimizden öğreneceğimiz çok şey var.

Ve bu değerlerimizden öğrendiklerimizi uygulayacak gelecek nesilleri yetiştireceğiz.

Yeşil Tırtıl, Giovanna Mantegazza

Giovanna Mantegazza’nin Yeşil Tırtıl kitabı;

Bir çocuk kitabı ama büyükler içinde geçerli bir öğretiye sahip;

Yapamazsın, yapma! derler ama neden yapmaman gerektiğini, yapmaman gereken şeyin yerine neyi yapabileceğini söylemezler…

Küçüklükten beri söylenen yapamazsın, yapma! komutu insanın hayatını da etkiler;

Bir durum karşısında, “acaba yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım?” diye, insanın en iyi bildiği şeyi bile yapıp yapmaması konusunda insanın düşüncelerini fare gibi kemirir durur.

Oysa;

Onu yapmazsın, yapma ama bunu yapabilirsin demek ise bu hikayede olduğu gibi bir sürüngen yeşil tırtılı harika uçan bir kelebeğe dönüştürüverir…

Sınırlar, John Townsend, Henry Cloud

Dr. John Townsend ve Dr. Henry Cloud Sınırlar adlı kitaplarında, daha öncesinde yazdığım aşağıdaki yazıya benzer bir çıkarımda bulunmaktadırlar;

Her bireyin kendisine ait bir çemberi vardır.

İki birey bir araya gelerek oluşturdukları ailenin de kendisine ait bir çemberi vardır.

Herkes kendisine ait çemberinde özgürce hareket edebilir.

Fakat herkesin çemberinin bir haddi vardır, bu haddin yarıçapı bir başkasına ait olan çemberin sınırlarına kadardır, teğet olabilir fakat değemez.

Eğer bir kişinin çemberi, bir başkasına ait olan bir çembere hiç hakkı yokken nokta dahi değerse, bu nokta da ihlale sebep olan kişinin kendi haddini aşıp, bir başkasına ait olan haktan faydalanmaya çalışması söz konusudur ki diğer bir tanımlama ile bu tecavüzdür; suçtur.

Bu nokta da karşı tarafın çıkarlarının gördüğü zarar nispetince müdahale hakkı vardır.

Bu durumda haklarına tecavüz edilen kişi de zararının tazmini için kendisine zarar veren kişinin çemberine müdahale edecektir ve bu da kaos’a sebep olacaktır.

Adalet kişiye verilen bir isim değildir,

Bu durumlara sebebiyet vermemek için, çok çok öncesinden, olabilecek her olayın masaya yatırılarak ince elenip sık dokunması zorunluluktur. Bunun için sonrasında karşılaşılabilecek kötü olaylara engel olacak adalet mekanizmasının kurulmalıdır ve hangi olayın sonucunda haddini aşan tarafa ne tür bir yaptırım uygulanacağının belirlenmiş olmalıdır.

Adalet mekanizmasının kim olursa olsun kişiye veya ne olursa her hangi bir sınıfa özel olarak değil, her insanoğlu için eşit olarak sağlanması zorunluluktur.

Yoksa herkes kendisinin çemberinin zarar görmesi ile yaşama alanına müdahale edilen bir hayvan bile nasıl içgüdüleri ile hareket ediyorsa o şekilde sahip olduğu intikam duygusunu ortaya çıkaracak ve kaybettiğinden daha fazlası olacak şekilde diğer kişinin çemberine zarar vermeye çalışacaktır.

Düşünen bir hayvan olarak bize düşen görev ise eğer karşımızda, haddini aşarak bir başkasının çemberine zorla girmeye çalışan birisini gördüğümüzde bugün başkasının çemberine girmeye çalışan yarın olur benim çemberime de girer empatisini kurarak müdahale etmeliyiz. Çünkü eğer oradaysak bu tesadüfi değildir. Orada olmamız ve yardım etmemiz gerektiği için oradayızdır. Hz. Ali’nin dediği gibi “Haksızlığa susan dilsiz Şeytandır.“

İnsan gibi insan olalım. 

Rezonans Kanunu, Pierre Franckh

Rezonans Kanunu kitabı ne anlatıyor?

Uğur Koşar, Allah de Ötesini Bırak 1 ve Allah de Ötesini Bırak 2 adındaki popüler kitaplarında, başarılı bir şekilde tevekkül ve Allah’a tam teslimiyetten bahsediyordu…

Sosyal medyada, muhakkak denk gelmişsinizdir; “neye sahip olmak istiyorsan, 1.000kere, hem de anlamadığın dil olan Arapça olarak hem de bilmediğin kelimeler olduğundan doğru telaffuz edip etmediğini de bilmeden şu duayı okuyun ve/veya dua zincirini kurun” gibi paylaşımlar yapılmaktadır…

Tevekkülün ve duaların mantığında yatan gerçek; Rezonans Kanunu kitabının temelini oluşturmaktadır;

Bir şeyi ne kadar çok istersen,

O şeyi de her şeyi yaratan olan Allah’tan istersen isteğine o kadar çok inanırsın,

Gerçekleşmesi için evrene pozitif enerji gönderirsin,

İnancın sonucunda, isteğini gerçekleştirmek için daha fazla gayret gösterirsin,

Bu gayret sonucunda da isteğinin sahibi olursun!

Rezonans Kanunu kitabı, “Dereyi görmeden paçaları sıvama” atasözünün negatiflemesini hayatınızdan çıkarıp “Bir şeyi 40 kere söylersen olur” atasözündeki gibi olumlu yaklaşımı hayatınıza kazandırmaya çalışmaktadır.

Rezonans Kanunu kitabı;

Pozitif düşünürsen pozitif düşünceyi bulursun, çevren pozitif düşüncelerle dolar, pozitif bir hayatın olur!

Negatif düşünürsen negatif düşünceyi bulursun, çevren negatif düşüncelerle dolar, negatif bir hayatın olur!

Güdülemesini fizik bilimini kullanarak ispatlamaktadır.

Rezonans Kanunu kitabını okumanızı ve kitapta yazanları uygulamanızı tavsiye ederim; hayatınızdaki pozitif anlamda gerçekleşenleri gördükçe bir tarafınız iyi ki şimdi bu kitabı okudum diye düşünecek ve kendinizi şanslı hissedeceksiniz!

Burası Çok Önemli, Berat Albayrak

Burası Çok Önemli

Bakanlık görevinden alındı mı, istifa mı etti, azlini mi istedi tam bir muamma olan, eski bakanlardan Sayın Berat Albayrak’ın, hem Enerji Bakanlığı hem de Hazine ve Maliye Bakanlığı dönemlerindeki çalışmalarını bir araya getirdiği bir kitap “Burası Çok Önemli”

“Burası Çok Önemli” kitabı için, Berat Albayrak’ın, bakanlık yaptığı dönemler ile alakalı kendi kendine hesaplaşması gözüyle bakabiliriz. 

“Burası çok önemli” tabirini, yaptığı bir sunumda dahi birkaç kez tekrarlaması haberlere bile konu olmuştu Sayın Berat Albayrak’ın ve kitabın adının da Burası Çok Önemli olması bu sebeple manidar! 

Kitabın kapağı çok güzel tasarlanmış, Türkiyemizin sınırlarını gösteren harita ve içinde yazan Burası yazısına bayıldım.

Türkiye, Anavatanımız, Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlı herkes için önemlidir. Biz Suriyeliler, Iraklılar, Afganlar, Pakistanlılar veya diğer göçmenler gibi, vatanımızı terk eden millet asla olmadık, olmayacağız da. 

Vatanımızı son damla kanımıza kadar koruyacağımıza yemin ettik ve görevimizi layıkıyla yaparak vatanımızı çok sevdiğimizi ifade etmeye her zaman çalışıyoruz.

Sayın Berat Albayrak, bakanlıkları döneminde, Türkiyemizde işlemeyen çarkların neler olduğunu gayet iyi görmüş, fakat her ne hikmetse ki; kayınbabası da Türkiye Cumhuriyeti’ni tek başına yöneten, her erke sahip kişisi olmasına rağmen, sorunlar kağıt üzerindeki çözüm yöntemleri ile kalmış, bir ileri aşamaya şimdiye kadar geçmemiş veya çok azı geçmiş!

Sayın Berat Albayrak; Enerji Bakanlığı döneminde, milli enerji politikası üzerine eğilmiş, kendi kendimize yeten; doğalgaz veya ithal kömür ile çalışan değil, yerli kaynaklarımız ne el veriyorsa, HES ise HES, RES ise RES, GES ise GES kurulacağını,

Yabancılardan alınan teçhizatlar ile değil, üretilecek yerli teçhizatlar ile HES, RES, GES yapılacağına dair soruna çözüm geliştirmiş,

Nerede ne maden var, nasıl çıkarabiliriz, çıkan madenleri yurtdışına göndermeden kendi içimizde nasıl zenginleştirebiliriz gibi çalışmalar yaptırmış…. 

Ama Milli Üretim, önce kendi kendine yeten ülke politikası aslında yeni değil ki; Kurtuluş Savaşı sonrası, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluşuna önderlik edenlerin, savaş sonrası hemen uygulamaya başladıkları bir politika. Tek fark var; Onlar olmayan imkanlar yapabilmiş, biz ise şimdilerde henüz yapamıyoruz maalesef.

MTA, Petrol Ofisi, Petkim, Tüpraş, Etibank gibi kamu kuruluşlarının amacı tamda Berat Albayrak’ın işaret ettiği işi yapmak için kurulmuşlardı.

Anlıyoruz ki; ülke yönetimi konusunda ileriye gitmemiz gerekirken, taaa Kurtuluş Savaşı sonrasına gitmiş durumdayız!

Sayın Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde de aynı şeylerin geçerli olduğunu kitaptan anlayabiliyoruz; Türkiye Cumhuriyetini, dibe sürükleyen yabancı veya Türk olup özelde olan bankalar, ama BDDK’nın bu konuda yapabildiği hiçbir şey yok!

Neden?

Hazine tam takır bırakılmışken, Kamu Bankaları ile nereye kadar para politikası götürülebilir.

Enflasyon desen aldı başını gidiyor…

Akaryakıt artıyor…

Gübre, yem fiyatları artıyor…

Ürün fiyatları artıyor…

Vatandaş her günü, bir önceki günden daha pahalı geçiriyor…

Berat Albayrak sorunları ve çözümlerini diğer her bakan gibi  inşallah ile sonraya atıyor…

Birkaç ay sonra,

Birkaç sene sonra…

Oysa lafla peynir gemisi yürümüyor!

Ama bana göre asıl Berat Albayrak kitabında şunu haykırıyor;

TEK ADAM dediler, diyorlar ama TEK ADAM ile bakanlıklar ve ülke yönetilemiyor…

Aeden, Akilah, Azra Kohen

İnsan görünümlü olarak doğuyoruz.

Bir amacımız var.

Yaradan boşuna yaratmaz.

Ama hayat mücadelesinde, sadece aylık geçimini sağlayacak para için tüm gücü alınan, başka hiç bir şeye zaman ayıramayacak, sesini çıkaramayan, çünkü kovulunca yerini bir başkasının itiraz etmeden hemen dolduracağı, patronların kölesi işçilere dönüşüyor çoğumuz.

Çok azımız yaradılışına uygun cesurca hareket ediyor ama arkadan destek gelmeyince, bir de algı ile terörist ilan edilince, algısı kapalı kölelerde terörist deyince gürültüden ibaret kalıyor haklı haykırışlar…

Ama daha önceleri başarmıştık!

Şimdi neden başarmayalım?

Azra Kohen’den, okuyucusuna, ne için yaratıldığını, ama şimdi ne yaptığını sorgulatan,

Yeni dünya düzeninin kazananlarının nasıl kazandığını, kaybedenlerinin nasıl kaybettiğini çok güzel özetleyen,

Ufuk açıcı harika bir kitap.

Kitabın ilk sayfalarından sıkılabilirsiniz ama devam edin…

Kitaptan benim aldığın notlar:

  • Evrende tesadüf diye bir şey yoktur.
  • Bir canın acısından zevk alan birinin yaşama hakkı yoktur.
  • Bir şeyin en güçlü olduğu yer, merkez, aynı zamanda o şeyin en zayıf noktasıdır.
  • Korkunun olduğu yerde taraflar ancak var olabilir.
  • Verdiğiniz savaştan eminseniz pes etmeyin. Önce pes eden kaybeder.
  • Uyanışta olan bir organizmik bütünlükte ilk elenenler, uyanışı engellemek isteyenlerdir.
  • Bir varlığa seçenekleri olduğunu, hayatın olasılıklar içinde var olduğunu göstermek onu özgürleştirmektir.
  • Sahip olmanın ilk koşulu, kültürü ayrıştırmak ve ayrışımdan kaynaklanan o karmaşanın içinde halkın vergileriyle hayat verdikleri kurumların başkalarının eline geçmesiyle başlar…
  • Deneyimi engelleyen, dönüşüme itiraz eden, varoluşu hak edemez.
  • Kaderinin efendisi ol.
  • Olmaktan, doğmaktan, düşünmekten yoksunma.
  • Gerçeğin korunaklı katmanlarını aşabilenleri devrimler ve keşfedilmemiş fikirler bekler. O yüzden size dikte edilmeye çalışılan bilgilere mahkum olmayın. Bilginin hep daha fazlasını hep nedenini isteyin, sorgulayın.
  • Asla umudunu yitirme; isterse kış olsun; güneş var olduğu sürece, ışık var olmaya, en karanlık günde bile güneş doğmaya devam edecektir.
  • Bilincin ne kadarsa, anlayışın, fark edebildiklerin de ancak o kadardır.
  • Bir şeyi korumak için harekete geçmiş insanları susturmanın en iyi yolu, onların ruhlarına şüphe düşürmektir. Korumaya geçmiş birini, koruduğu konuda paranoyak hissettirebilmek, koruma kalkanında açılan ilk gedik gibidir.
  • Reverse Psychology: İnanılan şeyi beceriksiz bir şekilde savunarak kişiyi inandığı şeyin tam aksine inanmaya gizliden teşvik etmek.
  • Devletin planları ile halkın ihtiyaçları çelişmemelidir.
  • Hayatın yanında olabilmek için kendi hayatını feda etmeye hazır insanlara ya da hayatı umursamamayı önemsizleştirecek enginlikte, hayata hükmedebilen adamların emirlerine saygı göstermek? Doğrusu hangisidir? İşte bütün mesele bu!
  • Doğru teşhis, her karanlığın güneşidir.
  • İğrençliğin, toplumun normali olması engellenmelidir.
  • Yaptığı şey ne kadar düşüncesizce yapılmış olursa olsun doğru olanı yapan birine kızılmaz.
  • Doğru olanı yaptığın için özür dilenmez.
  • Egemenlik verilmez alınır.
  • Yetki, kayıtsız şartsız milletindir. Kimdir millet? İnsandır, halktır! Bankalar, markalar ve onların uşağı olmuş politikacılar değildir millet. Bu dünyada gördüğümüz pislikleri millet yapmıyor, sadece parçası olmak zorunda kalıyor. Müdahale edemediğimiz, çarklarından kurtulamadığımız bir mekanizma kurmuşlar, biz içine doğuyoruz ve bu mekanizmanın yakıtı gibi hepimiz harcanıyoruz. Mekanizmanın içinde tüm değerlerimiz ile birlikte yok oluyoruz. Nasıl insan olunur artık bilmiyoruz bile.
  • Birisi için ölmeyin. Hepimiz için yaşayın. Savaşımızda, ölümlere değil yaşatılmışlıklara ihtiyacımız var. Çünkü yaşamı destekleyebildiğimi kadar zafere yakın olacağız.
  • Korku, korkakların sopasıdır. Saygı cesaretin suyudur.
  • Gücün nedir? Etrafına saldığın korku mu? Etrafında uyandırdığın saygı mı?
  • Hayat hepimizden daha akıllıdır. Bize, sadece ihtiyaç duyduğumuz deneyimleri sunar. Deneyimin içinde kaybolabilir ya da ona sahip olabiliriz. Seçim bizim. Zamanı gelince.
  • Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına emin olduğunda, hiçbir şeyin bilindiği gibi olmadığını keşfetmeye başlarsın.
  • Tuhaflıklarımız üstünlüğümüz olabilir. Kendimize emek vermeden bilemeyiz.
  • Deneyimin bekaretini bozmak, bir insana yapılacak en kötü şeydir. Hayatı başkasından dinlemek yerine herkes kendisi keşfetmelidir.

Hayal Kahramanları, Sunay Akın

Hayal Kahramanları;

Yaratıcısının,

Genelde çevresindeki insanları,

Olaylara karşı kendi yapamadığı keşkelerini hayal gücünün sınırı ölçüsünce kağıda aktarması ile hayat bulur.

Bazı çizgi roman kahramanları gerçekten hiç var olmamıştır, keşke öyle olsalardı istenmiştir;

Neredesin Süpermen filmini izlemenizi tavsiye ederim; Iraklı iki çocuğun, sinemada Süpermen’i izledikten sonra, ülkelerindeki kötülere cezalarını versin diye Süpermen’e gitmeye karar vermelerini ve yola koyulmalarını anlatan bir film.

Bazı kahramanlar, ülkesi ve/veya insanlık için yaptıklarına karşı duyulan minnettarlıktan dolayı kahraman ilan edilip, birazda hayal ile çeşitli güçler katarak çizgi romanlarda ölümsüzleştirilmiştir.

Bazı hayal kahramanları ise gidenin arkasından onu yaşatma arzusu ile oluşturulmuştur.

…

Bazı gerçek kahramanlar şanssızdır, gerçekten var olmalarına, ülkelerine/insanlığa ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen, yaşadıkları zamanın adeta kahramanı olmalarına rağmen bir kaç kişi dışında kimse tarafından bilinmez olmuşlardır.

Batının hayal kahramanlarının karşısında, biz Türklerin tarihi gerçek kahramanlar ile doludur.

Örneğin; fazla eskiye gitmeyelim, 1915 Çanakkale’ye uzanalım; batılı bir çizgi hayal kahraman çizeri Seyit Onbaşı’yı nasıl çizerdi sizce? Ya Nusret Mayın Gemisi’ni nasıl abartırdı?, Bombasırtı olayını nasıl anlatırdı? vs. vs. vs.

İzmir’de düşmana ilk mermiyi sıkan Hasan Tahsin,

Anadolu’da mücadele eden Kuvayı Milliye kahramanları hiç unutulur mu?

Filmi dahi çekilmemiş Mustafa Kemal Atatürk’e nasıl bir yüce gücü uygun görürdü?

Bunlar sadece ders kitaplarında okunduğunda çocuklarımıza sıkıcı gelebilir, çizgi roman olarak her olayın kare kare anlatıldığını düşünsenize ne kadar ilgi çekici ve öğretici olurdu değil mi; çocuklar  batılı hayal karakterlerini değil de gerçek kahramanları tanımış olurdu.

Ama unutulması, hatırlanmaması düşmanlarımızın işine geldiğinden, çok okumayan bir toplum olarak biz Türkler gerçek kahramanlarımıza vefa göstermeyen nadir toplumlardan olmuşuzdur.

Zararın neresinden dönersek kardır!!!

Şeytan, İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü, Tolstoy

Kuranı Kerim, İbrahim Suresi 22. Ayeti’ni okuyalım.

İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”

Bu ayette şeytan konuşturulmaktadır.

Şeytan, insanlara yalan vaatlerde bulunup onları aldattığını itiraf etmektedir. Bununla birlikte şeytan, doğru yolda gitmek isteyenleri zorla yoldan çıka­racak gücünün bulunmadığını, insanlara sadece vesvese yoluyla telkinde bulundu­ğunu, onların da bunu kabullendiğini ifade ederek şeytanı değil, insanların kendilerini kına­maları gerektiğini söylemektedir. Çünkü şeytan dünyada insanlara ancak vesvese ve ayartma yoluyla ulaşabilmekte, onların işlediği günahları kendilerine sadece güzel göstermeye, kendi heveslerine uymada ahlaken bir sakınca olmadı­ğına onları inandırmaya çalışmaktadır. Yani asıl şeytan, in­sanın kendi nefsi, arzu ve hevesleridir. İnsan nefsinde şehvete, boş ve bâtıl inanç­lara önceden bir eğilim ve yatkınlık olmasaydı bu şeytanî vesvese ve ayartmalar etkili olamazdı. İşte şeytan “Beni kınamayın, kendinizi kınayın.” diyerek bu gerçe­ğe de işaret etmek istemiştir.

Tolstoy, Şeytan’ın hilelerini, Şeytan: İçimizdeki Karşı Konulmaz Dürtü hikayesi ile çok güzel örneklendirmiştir.

Şeytanın, Hz. Muhammed’e (Allah’ın selamı O’nun üzerine olsun) anlattığı hilelerini www.omurokur.com/2014/07/seytan-hz-muhammede-hilelerini-anlatiyor/ adresinden okuyabilirsiniz.

Çılgın Türkler Kıbrıs, Turgut Özakman

Stratejik olarak ne kadar önemli konuma sahip olduğunu haritadan görebilirsiniz, tam burnumuzun dibi, ayrıca Suriye’yi ve Lübnan’ı da cepheden gören konumda…

Silahlandırıldığını bir düşünün!

Ya da kıta sahanlığı ile Suriye ve Lübnan gemi geçişlerindeki harika kontrol edilebilirliğini!

Yavru Vatan Kıbrıs

Kimseye bırakılamazdı

Bırakılmadı da!

Kıbrıslı Rumlar Yunanlılardan aldıkları destek ile, adanın tamamına sahip olabilmek için, Türklere karşı soykırım yapmaya başlamışlardı, çoluk çocuk kadın yaşlı demeden vahşice can alıyorlardı. En acımasız canlı insandır sözünü doğrular nitelikteydiler. Vampir kana susamıştı bir kere.

1922nin intikamı da işin içindeydi Yunanlılar için

Birleşmiş Milletler, NATO hangi zor zamanlarımızda yanımızda oldu ki, hem kuyruk acıları var neden olsunlar ki!

Biz bizeydik

Dünya üzerinde en iyi Türk ölü Türk’tür anlayışına karşı bizde de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur deriz bizde!

Dünyanın en iyi ve kurallarına göre savaşan bir milletiyiz; bizimle savaşanla savaşırız; kadın, çocuk, yaşlı veya teslim olan ile değil!

Ama kanı bozuk Rumlar, Ermeniler, Yunanlılar, insan hakkı diyen ama kendilerinden olmayanın hakkını yiyen Batılı Ülkeler…

Ama hepsi 1974 yılında gördü Türklerin sabrı taşarsa ne kadar iyi savaşçı olduklarını…

Gelmiş geçmiş en iyi, en az zaiyatlı deniz kuvvetleri ada çıkarmasını, hava kuvvetlerinin indirmesini, deniz, kara ve hava kuvvetlerinin en iyi organizasyonunu…

Bu kitap ile daha iyi anlıyor insan;

Milli üretiminiz olmadan topal olacağımızı, kendi kendimize bile yetemez olduğumuzda dış mihrakların ilk fırsatta köpeklerini üzerimize salacağını…

Mesela silahın var mermisi yok. OLMAZ,

Aracın var yakıtın yok. OLMAZ

Rütbelilerin var liyakat yok. OLMAZ

Hedefin var planın yok. OLMAZ

Bütün bunları işte Kıbrıs Barış Harekatını anlatan bu kitabı okurken yaşıyoruz.

Kıbrıs Barış Harekatı; Kıbrıslı Türk Soydaşlarımız, Mücahitlerimiz, Kıbrıslı Türk Liderlerimiz, Türkiye Politikacıları, Erimizden Generalimize kadar Askerimizin hem cephede, hem masada kazandığı bütün bir zafer olmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen tüm şehit ve gazilerimizden Allah razı olsun.

Bu kitabı yazarak bizlere Kıbrıs’ı anlatan Turgut Özakman’dan da Allah razı olsun.

Tarihi olaylar sosyal medyada bir cümle ile anlatılabilecek olmaktan daha derindir.

Yaşandığı zamana göre, giriş gelişme sonuçları öğrenilmeden tarihi olaylar, tarihi şahsiyetler hakkında yorum yapmak, ileride hatalı kararlar almaya sebep verir.

Tarihimizi doğru öğrenelim.

Böylece hainleri kahraman, kahramanları da hain ilan etmemiş oluruz.

Yunanlıların şimdilerde dibimizdeki adalarını silahlandırmaları boşuna değildir. Yine bir ütopyanın peşinde olabilirler, dikkatli uyanık olmalıyız, bizim bizden başka dostumuz yok, her an hazır daima hazır bulunmalıyız!

Yakın Tarihin Gerçekleri, İlber Ortaylı

Tarih; sosyal medyada, bir cümlede anlatılabilecek, bir cümleden anlaşılabilecek bir tane olaydan ibaret değildir.

Tarih; başlangıcı, gelişimi, sonuçları, nelerden tetiklendiği, neleri tetiklediği olaylarının bir harmanıdır.

Tarih; zamanının şartları ile değerlendirilmelidir.

Tarih; çeşitli tarihçilerden bütün detayı ile okumalıdır.

Siyasetçilerin, taraflı tarafsız tarihçileri bir araya getirmesi, atılacak adımlarda onların bilgisine danışması sağlıklı olacaktır.

Çünkü güçlü ülkelerin politikası değişmez, ama zayıf ülkeler rüzgarda dalından kopacak sonbahar yaprakları gibidir.

İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri kitabında, birikimini okuyucusuna aktarmayı başarıyor…

Okudukça, neden bu hallerdeyiz daha iyi anlayacaksınız!