kitap

Gör Beni, Akilah, Azra Kohen

Azra Kohen’in Gör Beni kitabı, yaklaşık 600 sayfa olmasına rağmen, o kadar akıcı bir dil ile yazılmış ki; bir sonraki cümleyi, paragrafı, sayfayı merak ettirerek kısa sürede kendini okutturuyor…

Azra Kohen, “Gör Beni” diyerek, Bir insanın ve bir ulusun doğru düşüncelere ulaşıp, doğru adım atması; farklı düşüncelere de “ya doğruysa” diye ifade hakkı tanıması ile mümkün olabileceğini ispatlamaya çalışmıştır.

Kitaptan notlar:

  • Bir şey ancak onu her şeye rağmen korursan değerlidir.
  • Etrafında olan oyunu fark etmeden savaşa giren, sadece kendisi ile savaşır.
  • Bir nesli yok etmek beş sene sürüyor beş nesli bitmiş bir kültür teslimdir.
  • Kadınlarla yaşamak duyguların dört mevsimini bir güne sığdırmaktır.
  • Toplumları halk yapan şey ortak geçmişleridir. Ortak geçmişlerinin yeniden yazabilirsen onları istediğin yere güdebilirsin. Eğer nereden geldiklerini bilmezlerse, gittikleri yerin daha iyi mi, kötü mü olduğunu ölçemezler. Ölçümün olmadığı yerde şikayet olmaz, .sorumlu aranmaz. Güdersin.
  • İlk insanlık belirtisi: Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğar.
  • Kutuplaşma sonucu birlik duygusunu kaybetmiş insanlar güçlü bir ülke kuramazlar.
  • Koruyacak değerleri olanlar daima hazırdır.
  • Acizler için imkansız, korkaklar için inanılmaz gözüken şeyler, kahramanlar için idealdir.

Darağacında Üç Fidan, Nihat Behram

60lı yılların sonu 7oli yılların başı,

Köylünün, işçinin, memurun, üreticinin fakirliğe sürüklendiği,

Birilerinin köylünün, işçinin, memurun, üreticinin sırtından yine çok zengin yaşadığı,

Politikaların dışarıya bağlandığı,

Dış ülkelere imtiyazlar tanındığı yıllar…

Ununu eleyip eleğini asmışlar suspus,

Zengini görmesine rağmen fakirliğine şükredenler suspus,

Aman bana dokunmasın da; devletimiz en iyisini bilir diyenler suspus…

Gençler ise tüm ezilenler için meydanlarda,

Kurtuluş Savaşını, birileri halkı ezsin diye mi verdik?

Bu mu Cumhuriyet Yönetimi? yönetimi al, sonra da yöneteme, ama iktidarım de!

Ne kadar da bugünlere benziyor değil mi?

Koca koca adamların ülkeyi ne hale soktuğuna bakılmadı da,

20li yaşlarında gençler; karşı görüşten olanlara verilen silahlarla, kolluk kuvvetlerine verilen emirlerle öldürtüldü, yakalananlar sistemin köleleri tarafından cellatlara boğdurtuldu!

6 Mayıs 1972 akşamı bir şeyler değişebilirdi…

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idam cezalarının infaz edileceği gece,

İnfaz kararını verenler ve uygulayacak olanlar panik havası ile acele ediyorlardı,

Tüm devrimciler yürüseydi infaz yerine,

Hangi güç engel olabilirdi, hangi silah hangi mermi yeterdi?

Değişirdi çok şey belki o günden!

Ama kölelik ağır bastı!

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Jeff Bezos (Amazon), Elon Musk (Tesla), Bill Gates (Microsoft), Mark Zuckerberg (Facebook), Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Michael Jordan, Kobe Bryant, Tiger Woods, Ayton Senna, Michael Schumacher, Lewis Hamilton, Andre Agassi, Serena Williams, Edison, Nikola Tesla, Isaac Newton, İbni Sina, Hezarfen Ahmed Çelebi, Alparslan, Mustafa Kemal Atatürk…

Sıradan yazdım;

En zenginler, en ünlü sporcular, bilim adamları, siyaset adamları…

Şanslı yerlerde, şanslı zamanlarda, şanslı ailelerde doğanlar vardı içlerinde, talihsiz şartların kendilerini popüler yaptıkları da!

Ama hepsinin tek ortak noktası; kendilerine rakip olabilecek kişilerin uyuduğu zamanlarda onların çalışıyor olmalarıydı.

Outliers, Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Direksiyon, Üstün Dökmen

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında bilinç altımıza mesajı gönderiyor;

Direksiyon senin elinde, nereye gitmek istiyorsan oraya çevir!

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

O kadar güzel hicvediyor ki güncel Türkiye’mizi; Türkiye’mizi bu hale getirenlerin ve buna çanak tutanların, varsa, utanma duygularını, Türkiye’mizi bu durumdan çıkarmak isteyenlerinde cesaretlerini ortaya çıkarmayı başarıyor…

Üstün Dökmen Direksiyon kitabında;

Eğitim alıp, daha yüksek puan almasına rağmen, yerine iş bilmez torpilli biri atandığı için, herkesin yapabileceği bir işte geçimini sağlamaya çalışan diplomalı işsizlerden bahsetmektedir,

Geçmediğimiz köprüler için, tüm Türkiye’ce ödediğimiz Deli Dumrul ücretlerinden bahsetmektedir,

Devlet eli ile organik tarımımızın nasıl bitirildiğinden, çiftçimizin nasıl fakirleştirildiğinden, tohum konusunda bile nasıl dışarıya bağımlı hale geldiğimizden bahsetmektedir,

Gerçek sanatçının köle olmayacağından, susmayacağından bahsetmektedir,

Uzaktan izlemek yerine, yurtdışından örnekler aramak yerine, vatandaşın içine karışıp, tebdili kıyafet, vatandaşa danışıldığında çözümün ve uygulanabilirliğinin vatandaşın kendisinde çok basit olduğunun görülebileceğinden bahsetmektedir.

Ve daha bir sürü güncel konuya değinmektedir.

Hem de oldukça akıcı, yormayan, farkındalık uyandıran bir dil ile!

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabından bazı alıntılar;

  • Her dediğine kuyruk sallayan bir dost, sana arada itiraz eden bir arkadaştan her zaman daha tehlikelidir.
  • Bazen aşağı yukarı bilmek, hiç bilmemekten daha kötüdür. Hastasının hastalığını aşağı yukarı bilen bir veteriner, genelde hastasını öldürür.
  • İnsanları köleleştirmek, sansürlemek, sesini kesmek, okutmamak, cahil bırakmak, işsiz bırakmak, hadım etmenin başka bir türüdür, insafsızca önünü kesmektir. Eski imparatorluklarda hadım edilen zenci çocukların 10 tanesinden 1i yaşarmış.
  • Trol ne demek? İnternet ortamında, inandığı fire değil de, sürekli inandığı kişiye kuyruk sallayana Trol denir.
  • Ummak; geleceğe ilişkin kaygılarımızın görünmeyen ilacıdır.

Üstün Dökmen’in Direksiyon kitabı herkes için tavsiyemdir.

İnan Kardeşim Kazanacağız, Uğur Dündar

İnan Kardeşim Kazanacağız, Pandemi süresince sorumluluk sahibi birisinin yaptığı gibi kendi kendini karantinaya alıp yine de işini yapmakta olan, yılların korkusuz habercisi Uğur Dündar’ın Corona Virüs günlerinden sohbetlerini, görüşlerini, salgın konusunda tespit ettiği yapılması gerekenleri, yapılan hataları, eksiklikleri anlattığı kitabıdır.

Kitapta okuyucu olarak beni tatmin etmeyen bir eksiklik var ve bence bu da; Uğur Dündar’ın, sanki daha söyleyecek sözleri varmış ama bir şeyler O’nu frenlemiş gibi yüzeysel yazmış olmasından kaynaklanmıştır.

Evet kurallara uyduktan sonra kazanacağız.

Son Cüret, Yılmaz Özdil

Bir tarafta

Kendi canından, refahından başka bir şeyi düşünmeyen ve

İnsanlık suçuna ekstrem örnekler ile yeni tanımlar getirecek düzeyde acımasız

Hazinem de hazinem diye tutturan, atalarının mirasına layık olmayan, sadece imzası İslam Halifesi olan saray ve

Hazineden daha fazla nemalanmak isteyen yalakaları ve

Paragözleri kukla gibi kullanan İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve

Mal, mülk düşkünü Ermeniler, Rumlar…

Diğer tarafta

Özgürlük isteyen ve

Bayrak inmez bilincinde olan ve

İnsan hayatına fuzuli kasteden Müslüman olmaz diye haykıran ve

Ölüme gözünü kırpmadan ve aç ve susuz ve yorgun ve fakir koşan Vatan Sevdalıları…

Yok canım iktidarı eleştirmiyorum:)

Yukarda yazdıklarım Kurtuluş Savaşı verdiğimiz yıllarda ülkemizin durumunu özetlemektedir!

Yoksa siz?

Allah müstahakınızı versin:)

Olur mu canım?

O sizin kendi düşünceniz!

…

Yılmaz Özdil, SON CÜRET kitabını o kadar akıcı yazmış ki; bizi yok olmaktan kurtaran KURTULUŞ SAVAŞINI, askeri olsun – iç siyaset, dış siyaset olsun – ekonomi olsun, dini olsun her boyutu ile, tüm Misakı Milli sınırları içerisinde, adeta o savaşın bir kahramanı gibi yaşıyorsunuz.

Var mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun, Farabi

Var mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun, Farabi

Yazarı Farabi görünce, kitabın başlığı da “Var mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun” olunca müthiş bir felsefi sorgulama bekliyordum ama Mesud Topal isimli bir yazarın “Farabi şöyle iyiydi”, “Farabi böyle ilerideydi”, “Farabi daha önce düşünmüş, söylemişti” gibi cümleleri bolca kullandığı, Farabi’nin isminin sadece reklam amacı taşıdığını bir kaç sayfa okuyunca anladığım ama yarım kalmasın diye zoraki bitirdiğim bir kitap.

Ekran Çocukları, Meltem Küskü Schmidt

Meltem Küskü Schmidt adlı anne, çocuklarının sağlığı ve geleceği için, akıllı cihazların insan sağlığı üzerine etkilerini araştırmış ve her kesin anlayacağı dil ile tespitlerini, uyarılarını ve çözüm önerilerini kitaplaştırmış.

Kitabı okurken fark ettim ki; Akıllı tabir ettiğimiz cihazlar günden güne daha da akıllanırken, onlar ne kadar akıllanırsa biz o kadar aptallaşma eğilimindeyiz. Akıllı Cihazları da programlayan bir insan olmasına rağmen, basit bir toplama, çarpma, çıkarma, bölme işlemini bile akıllı cihazlardan yapıyoruz, Bir yere giderken tabelaları değil de navigasyonu kullanıyoruz, eskiden kütüphanelerde bir araştırma konusu için bir sürü kaynaktan okuma yaparken, şimdiki nesil arama motoruna yazıyor konuyu, çıkan yazıyı doğru mu değil mi analiz etmeden yazı düzenleyicide düzenleyip çıktısını alıyor… Yani beynimiz çalışmamış, öğrenmemiş oluyor.

Üstüne bir de sürekli ışıklı bir ekranın karşısında kalmak insanın beyninin aslında kullanması gereken yerlerini kullandırmıyor; akıllı cihazlar beynin en çok görsel ve işitsel yerlerini faaliyete geçiriyor ve bu da sonunda aşırı yorgunluğa sebep oluyor.

Akıllı cihaza bakarken vücudun aldığı pozisyonda iskelet sistemimize feci zarar verdiğini öğrendim. Şöyleki; baş ağırlığımız ortalama 4,5 kilo, normal duruşta iskelet sistemine binen yük 4,5 kilo ama akıllı cihaza bakarken 45 dereceye yakın açının iskelet sistemine bindirdiği yük 22 kilo. Düşünün bırakın radyasyonunun iç organlarımıza zarar vermesini, bakış açımız bile iskelet sistemimizi mahvediyor.

Ne yaparsak yapalım iletişim cihazlarının kullandığı sinyallerden kaçamayız ama bunları minimize etmek bile çok şey kazandıracaktır.

Kitap, jargon kullanan bir bilim adamı tarafından değil de bir anne tarafından yazıldığı için, okuması ve anlaşılması kolay.

Kitap özellikle çocuklu aileler için tavsiyedir…

Ama Büyüklerde kesinlikle okusun!

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören

Türkiye Cumhuriyeti’nde dünyaya gelen insanlar olarak çok şanslıyız,

Tarihe damga vurmuş, çağ açıp çağ kapatmış, adalette nam salmış ve daha bir çok övünç dolu işler yapmış olan atalarımız var…

Göktürklerden beri, bir daha aynı hatayı gelecek nesillerimiz yapmasın diyen, nasihat dolu  yazıtlarımız var,

Herkesin bitti dediği anda, kendisi görmese bile sevdiklerinin özgürlüğü için canını hiçe sayarak, imkansızlar içerisinde bizi zafere ulaştıran kahramanlarımız var…

…

Ahmet Şerif İzgören “Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı” kitabında John’dan, George’dan, Michael’den falan hiç bahsetmiyor,

Türkiye de yaşamış bizim içimizden insanlardan bahsediyor;

İsimleri çok bilindik Ahmet, Mehmet, Ali, Osman, Fatma, Ayşe, Elif veya sizin adınız…

İmkansızlıkları imkana çeviren isimsiz Türk kahramanlarından,

Aynı zamanda imkanını eline geçirince bir başkasına faydası olmayıp kendi çıkarı için şerefsizlik yapanlardan bahsediyor…

Bu kitap şerefsizlerin hiç hoşuna gitmeyecek!

Dürtü, Stefan Zweig

Her Türk asker doğar,

Vatan sana canım feda,

Bin çocuğum olsa binini de bu vatana şehit veririm,

Beni de askere alsalar seve seve giderim…

Kimin, neyin uğruna,

Kimin kararı ile, ne için?

Sultanların, Padişahların, Komutanların mantıklı idealleri, savunma amacı ile ve birlikte savaşta cephede olduğu zamanlar için evet,

Ama nasıl bir evet?

Ben asker miyim?

Hayır!

“Ama devlet sana askerlik yaptırdı” diyebilirsiniz; “Yemin ettin?”

Evet, yemin ettim. “Seve Seve Hayatımı Feda Edeceğime….”

12 ay askerlik yaparak, mesleği askerlik olanların eline su dökebilir miyim!

Peki o zaman bende şu soruyu sorayım; “Devletimiz, bana, niye beni yetiştirdiği mesleğimi yaptırmıyor?”

Korunaklı barınaklarda “Öl” emri vermek kolay, nasıl olsa onların kaybedecekleri bir sevgili, bir evlat, bir baba, bir anne miyiz ki!

…

Stefan Zweig’in bu kitabını okuyan, asker olmayan herkes, işte vatan için kendisini bir şey zannedenlerin emri ile ölmek için savaş cephesi mi yoksa geride bırakacaklarım mı diye kendinize sorular soracaksınız.

…

Savaş bize uzak mı peki; coğrafi konum ve politikamıza bakınca seferberlik görev emrine herkes hazırlıklı olmalı.

…

Allah cephede vatan nöbeti tutan askerlerimize zeval vermesin.

Bir Delinin Hatıra Defteri, Nikolay Gogol

“Davul bile dengi dengine çalar” derler!

Neden?

Bir vatandaşı, bir kraldan ayıran özellikler nedir?

Bir vatandaş, kral olamaz mı?

Hele ki torpillerin, adam kayırmaların, yandaşa peşkeş çekmelerin olduğu zamanımızda bir kişi kral özelliklerine sahip olsa bile nasıl kral olabilecektir?

Övünç duyduğumuz atalarımızı düşünelim; 3 kıtada, Osmanlı soyundan gelmeyen ama bir şehzadeden daha donanımlı biri hiç mi olmadı?

Nikolay Gogol’dan, devlet yönetimi için harika bir hiciv.