Yazar

İlk Aşk, John Green

Aşkı formülize edemezsiniz;

Çevrenizde bir arkadaşınız ile karşılaşırsınız; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır sizi.

Aynı arkadaşınızı birkaç zaman sonra başkası ile görürsünüz; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır yine…

Ama aşk bu değil ki; daldan dala atlamak, çeşit çeşit çiçeklere konmak değildir ki aşk!

Aşk bir tanedir, aşk bir tanesinedir, aşk diğer tek kişi ile yaşanılan kuvvetli bir sevgi bağıdır.

Şu huyun hoşuma gitmiyor, bu işi böyle böyle yapma, şu hareketin var ya sana yakışmıyor vb. gibi tabirlerden uzaktır aşk.

Karşındakini her şeyi kabullenmek yok ise aşkta ortalıklarda yoktur.

Saçı şöyle bu renk olsun, boyu bu kadar olsun, ten rengi böyle olsun, işi olsun, şu işler elinden gelsin, birazda… işte böyle birisi çıkarsa aşık olurum diyor birileri!

Ama bu pazardan kurbanlık seçmekten farksız ki; aşk kalıplara sığdırılamaz ki!

Hem aşkı görebileceğin şeylerde algılayamazsın; aşk kalbin içerisindedir.

Aşk; biyolojik olarak farklı olsalar da, iki kişinin diğerinde de hayatta kalabilmesidir,

Aşk; bir araya gelen iki kişinin güzel bir amaç uğruna girdikleri kimyasal bir tepkimedir.

Aşk bir tanedir.

Aşk beklenmesi gerekir.

Aşk bir kere söylenir.

Aşk büsbütün hissedilene kadar aşkla ilgili hiçbir şey söylenmez.

…

Kendin gibi, hiçbir şey değiştirmek zorunda kalmadan; rahatça yaşayabileceğin birisini bulduğunda söyle aşkını, o senin birin olsun, yeganen olsun… dünyalar senin olsun.

Aman dikkat et; bir sürü insanın yaptığı gibi aşkın adına leke sürme.

ilk aşk, arka kapak

Unvansız Lider, Robin Sharma

CEO, direktör, müdür, şef, amir veya şirketinizin organizasyonunda yöneticiye ne isim verilmişse ve o koltuklarda sizden başkaları varsa bu durum onların lider olduğu sizin de olamayacağı anlamına gelmemektedir.

Bir şirket insan bedenine benzer; güvenlik görevlisinden, temizlik personeline, çaycısından, birim çalışanlarına, sorumlusundan müdürüne… kadar her bir çalışanını bu bedenin bir uzvu olarak düşünmeliyiz. Bir organda ortaya çıkan maraza nasıl ki tüm bedeni etkisi altına almaktadır; şirketin en altında çalışanında oluşacak bir sorunda tüm şirkette etkisini göstermektedir.

Unvansız liderden kasıt; bir işi gerçekleştirmek için bir makama sahip olman gerekmediğidir. Yani müdür olamayabilirsin bunun bir sürü sebepleri vardır. Bu sebeplere girmeyeceğim. Reailite çeşitli faktörlerden dolayı senin müdür olamadığın ve senin bir müdüre sahip olduğundur ama bu senin yaptığın işi müdürün gibi yapamayacağın anlamına gelmemektedir.

Eğer kendini, o sahip olduğun görevin konusunda yetenekli görüyorsan ki; böylesindir elinden gelenin en iyisini sanki bir yöneticiymiş yapmaya çalışacaksın.

…

Bütün amacın şu olmalı;

Eğer bir güvenlikçi isen şirket içindeki çalışanların güvenliklerini en iyi şekilde sağlayacaksın ki çalışanlar korkuya kapılıp işlerini yarım yamalak yapmasınlar,

Eğer bir temizlikçi isen şirketi öyle temizleyecek öyle toparlayacaksın ki çalışanlar işe yeniden geldiklerinde, şirkette sanki ilk günleriymiş gibi, şevk ile gelip çalışmaya başlasınlar,

Eğer bir çaycı isen öyle güzel çay yapacaksın ki; tam içinden çıkılması muhtemel görünmeyen bir proje esnasında çayın o düşünüre ilham olacak,

Şirketin asli görevlerinden kendisine düşen payı prosedürlerle belirlenen sorumlu, sınırlarının dışına ne kadar çıkabiliyorsa çıkacak ve görevini yerine getirecek… keza birim amiri de aynısını yapacak, müdürü de, direktörü de, ceo suda, şirketin yönetiminin en üst kademesinde bulunan çalışanı da ve hatta şirketin sahibi de…

Ve şirketin sahibinden tutun en alt kademesi olarak görünen çoğu zaman adı dahi hatırlanmayan çalışanı da dahil olmak üzere herkes diğer çalışanın da kendisi gibi bir insan olduğunu asla aklının ucundan çıkarmayacak.

Şirketin daha iyi duruma gelmesi için herkes bir birlerine nasıl ne şekilde yardımcı olabiliyorlarsa da o şekilde yardımcı olmayı ihmal etmeyeceklerdir.

…

Ferrarisini Satan Bilge ile haklı şöhrete kavuşan liderlik uzmanı Robin SHARMA’nın Unvansız Lider adlı bu son kitabından aklımdan kalanları yazmaya devam ederim ama yazı artık özet olmaktan çıkar ve kitabın kendisi olur diye yazmıyorum:)

Aşağıda kitabın kendi tanıtımını, kitap hakkında yapılan yorumları ve Robin SHARMA’nın kim olduğuna dair kısa bir bilgi notunu okuyabilirsiniz.

unvansız lider

unvansız lider arka kapak

Robin SHARMA

RABB’in İçin Sabret, Uğur Koşar

Mevlana ne de güzel açıklıyor; “sonucunda mükafatı; eşi benzeri olmayan ve bütün isteklerinin ama bütün isteklerinin kabul edileceği bir cennet olacak o ki! Sen ey insanoğlu insan şu üç günlük dünyada sınav kolay mı olacak sandın?” diye dünya hayatının zorlu bir sınav olduğunu…

Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez.

Liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı, kamu personeli seçme sınavı, ehliyet sınavı, İngilizce yeterlilik sınavı… Şu anda bile hayatımızda bütünüyle sınavlara boğulmuş durumdayız.

Bir çocuk, daha gördüklerini algılamaya başladığı ilk andan itibaren ebeveynleri tarafından, aman diğer çocuklardan bir adım önde olsun diye kreş denen yerlerden başlıyor çocuğunun sözde geleceğini garanti altına alacak, meçhul geleceğinde gireceği sınavlara hazırlamaya. En az bir yabancı dil bilsin, en saygın üniversitelere gitsin, en iyi gelir getiren mesleğe sahip olsun gibi gibi gibi…

Ezberlesin, hayır ezberlemesin öğrensin yaw, çözüm geliştirsin, klasik sınavlara da hazır olsun, en kısa zamanda çözümü geliştirmek zorunda olduğu test tekniğine de; farklı kaynaklardan çalış, daha çok soru çöz daha çok…  Bir soru bir sorudur! Bir doğru soruyla bile binlerce öğrencinin önüne geçebilirsin, bir yanlış soru ile binlerce öğrencinin arkasına düşebilirsin!

Ama bir küçük günah binlerce kişinin arkasına düşürebileceği gibi insanı, bir küçük sevapta insanı binlerce kişinin önüne geçirebilir.

Yanlışa tahammül yok. “Ben sana bunca emeği bunca masrafı boşuna mı yaptım.”

O kursa git, bu kursu bitir, şu kursu tamamla… Ne kadar çok sertifikaya ya da EĞİTİLMİŞTİR belgesine sahip olursan işe girme şansın o kadar artar.

Tıpkı yarış atı gibi; hadi oğlum, koş kızım, yürü be haydi…

Ben seni boşuna mı yarattım diyor oysa RABB.

İnsanın kendi dünyasını kurtarma çabalaması bir bakıma!

Allah ise kullarının günahı ne kadar büyük olursa olsun, kulunun gönülden bir tövbesine kulunu yeni doğmuş bebek saflığına eriştirecek kadar hazinesi geniş.

Peki ya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “gerçek hayat insan öldükten sonra başlar” hadisinde belirttiği üzere biz insanoğlu insanlar gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyoruz kendimizi.

Dilediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde veya gerçekleşmesi geciktiğinde nasıl sabırsızlanıyoruz, sinirleniyoruz, sağa sola saldırıyoruz, küsüyoruz…  15 – 20 sene sonraki o da ne olacağı belli olmayan halimize nasıl sabrederek o dersleri çalışıp sınav üstüne sınava girebiliyoruz.

Ama başımıza küçük bir musibet dahi gelse; her şeyde beni buluyor yaw, bu ne biçin bir kör talihtir, kadersizim diye sızlanırız.

Gözünü bitiş çizgisine çevirmiş, kafasında 1. olacağım diye kendini sürekli dürten, 5000 metre koşucusunun son metrelerine bakalım, kan ter içerisinde, kasları laktik asitle tıka basa dolmuş, yüzü kıp kırmızı, burun ve ağız hareketlerinden artık havanın akciğerlerine yetersiz geldiğini görebiliyorsunuz ve adeta halk arasında bir tabir var ya götünden soluma diye ona şahit oluyorsunuz. Bu kadar zorlamaya rağmen bitiş çizgisini ilk geçen olduğunda hedefine ulaşmış olmanın vücuduna verdiği gevşeme ile kendini bırakıyor yere, gülümseme, gözyaşı ile birlikte hıçkırıklar ağzından çıkıyor.

Aylarca, yıllarca çalıştı çabaladı, yarışa kadar, yemeğinden tutun uykusuna kadar her şeyine dikkat etti, yarış başladı, yarış bitti, madalyasını taktılar, artık birinciydi. Tüm çabalara değmişti, tüm sıkıntıların mükafatı alınmıştı. Neşe içerisinde evinin yolunu tuttu, hatırı sayılı para verdiler, reklam anlaşmaları imzaladı, araba aldı, ev aldı kendine…

Dünyalıktı bunlar, yarışı kazanan insan, yarışı kazananın kazandığını ilan eden insan, yarışı kazanana kazandırdığının karşılığı bir şeyler veren yine insan…

Ama kimse ölümsüzlük vermedi değil mi şimdiye kadar!

Ya da sonsuza kadar ne istersen vereceğim diyen birini göreniniz oldu mu hiç?

Peki ya her şeyin yaratıcısı Allah’ın peygamberleri ile kitapları ile vadettiğine bakalım; CENNET, EBEDİYEN, SONSUZ MÜKAFAT, NE İSTERSEN İSTEDİĞİN ANDA.

Peki, bu mükafat için Allah’ın sınavlarına ne kadar tahammülümüz var!

Hem sınav sonucunda hem dünya hayatı içindeyken insanoğlu insana mükafat veriyor hem de üstüne CENNET’i, SONSUZ MÜKAFAT’ı vadediyor.

Peki, varlığımızın tek sahibi Allah’ın bize uyguladığı sınavlarında ne yapıyoruz?

Rabbin için sabret arka kapak

Dolce Vita, Bu Senin Hayatın, Aşkım Kapışmak

…Son birkaç senedir iyice popüler hale geldi.

Belki de kapitalizmin neredeyse rakipsiz kaldığı zamanımızda, para kazanma hırsının en önemli bir etkisi olarak…

Zaman kavramı yok, çünkü ne beyin dinlenebiliyor ne de vücut dinlenebiliyor şöyle adam akıllı bu tempoda.

İşe geliyorsun parmak basıyorsun, parmak basıyorsun işten çıkıyorsun, mesai saatleri içerisinde ise hani bir inekten daha fazla süt almak için makinelerle süzüyorlar ya ineği! işte aynen öyle son damlana kadar süzüyorlar insanın özünü şirket sahipleri.

Neye karşılık olarak peki?

Tabi ki; kendilerinin aylık çerez parası bile olmayan maaş adı altında verdikleri paranın karşılığı olarak.

Baş ağrısı, gelecek kaygısı, depresyon, sürekli düşünceler, uykuda rüyalarda bile insan artık gündüzüyle çarpışma halinde. Depresyon!

Sonra birileri çıkıyor senin karşına ve seni daha tam tanımadan sana diyor ki arkadaşım sen hayatını yaşamıyorsun, arkadaşım sen mutlu değilsin, arkadaşım sen yaşadığını düşünüyorsun ama ölüden farkın yok…

Ya da senin patronuna gidiyorlar senin bu adamlarını gözlemledim şu şu kusurları var ve bu kusurlar senin işinin önünde engel hem de para kazanmana fren yaptırmış…

Bunlar için, sizin için elimde harika bir tedavi yöntemi var, ilaç falan da kullandırmıyorum. Bu tedaviyi ben öğreteceğim siz kendi kendinize uygulayacaksınız.

Tedavinin sonunda siz dünyaya yeni gelmiş bir bebek gibi olacaksınız ve kendi kendinize, ne zaman bu, yani tedaviden önceki haliniz ile karşı karşıya gelirsiniz yine uygulayacaksınız ve hooooppp bir yeni siz daha!

Ama bunun için tek şartım var; ya şu yazdığım kitabı paranız ile satın alacaksınız, ya da benim paralı eğitimlerime birkaç günlüğüne katılacaksınız…

Karşısındakinin kafasında, paradan söz açılınca, derin düşüncelerle dolu sorular oluştuğunu anlayınca da; yaw arkadaşım ben sana hayatın sırrını veriyorum. Ve bu gizem için bir seferliğine ödeme yapacaksın. Bu cüzi paranın önemi ne kadar olabilir ki? Hem o istediğim para da para değil ki sırf yüce güç tarafından bana verilmiş olan yeteneği sizinle de paylaşmak istiyorum hepsi bu.

Asıl Sizi mutlu ettiğimde benim alacağım mutluluk benim kazancım olacak.

Ferrarisini satanını mı ararsınız, sufi öğretilerle karşısındakinin gönlüne kadercilik aşılayanını mı ararsınız, Amerika’ya özgü isimler bulunan kitapları Türkçe isimler ile değiştirerek kendininmiş gibi sunan kopyacılarını mı ararsınız, ölüp beyaz bir ışık görüp yaşamın gayesinin kendisine söylendiğini mi ararsınız… Böylelerinin arasında bunların hepsi var oğlu var…

İşte bu kitapta onlardan biri!

Ama hepsi neredeyse aynı; geçmiş geçti bırak, gelecekte gelmedi düşünme, sana an verildi anı yaşa.

…

Bu kadar dokundurdum ama okumadan da edemiyorum: bazen “aaaaaaaaaaa bu adamda benimle aynıymış, benimle ayı şeyleri yaşamış lan bu da, ama ben bunu biliyorum!” dedirtecek cinsten ve  insanın beyninde şimşekler çaktıracak tarzda kitaplar, bu kişisel gelişim kitapları…

Bu kitabı ilk gördüğümde anlayamadım; yazar kim ve kitabın ismi ne? Dolce Vita mı yoksa Aşkım Kapışmak mı? Kitap bir aşk kitabı gibi geldi Aşkım için kapışırım falan tarzında ilgi çekmek için uydurulmuş bir başlık olarak düşündüm fakat arkasını okuyunca anladım ki yazarın adıymış Aşkım Kapışmak ve Dolce Vita ( yani; bu senin hayatın)mış kitabın adı da!

Aşkım Kapışmak; büyük ihtimalle vermiş olduğu seminerlerdeki konuşmalarını, seminerlerinde kullandığı Power Point sunumlarındaki madde madde hatırlatıcıları bu kitapta kullanarak, sözlü anlatımı size yapamayacağına göre bu sefer kitabın sayfalarına dökmüş. Başarılı da olmuş!

Dolce Vita arka kapak resmi

Kendini Bilen RABbini Bilir

Daha öncesinde Allah de ötesini bırak, bana Allah yeter ve yüzleşme kitaplarını okuduğum Uğur Koşar bu kitabında kendisine sorulan sorulardan seçtiği sorulara cevap vermiş.

Türkiye insanının neleri merak ettiklerini, canlı yayınlarda, gazete köşelerinde sordukları saçma, cevabını öğrenseler dahi hayatlarında bir şeye yaramayacak sorulardan az çok biliyoruz.

Kitap “benim diğer herkes gibi olmamam, benim ben olmam lazım, benim kendimi bulmam, benim kendime gelmem lazım, benim bir kere yaşadığım hayatım sona erdiğinde adı sanı üzerinde yazı yazmasa kim olduğu bilinmeyecek mezarlardakinden farklı olması lazım” düşüncesini bayağı bayağı kafanıza çakıyor.

Fakat diğer kitaplara nazaran bu kitapta Uğur Koşar egosu yüksek bir insan gibi yazmış kitabı.

Evet, soruların bazısı gerçekten aptalca, içi boş ama o sorulara Uğur Koşar’ın verdiği “ben düşünmüyorum, ben düşünmem, ben çocuk gibiyim, ben anı yaşarım, ben sorulara düşünmeden cevap yazıyorum, hayat beni nereye akıtırsa oraya gidiyorum…” şeklinde vermiş olduğu cevaplar sorunun mantıksızlığına çok sinirlendiğini gösterirken kendi BENlik düşüncesini ön plana çıkarmış.

Uğur Koşar hadi olduğu hali ile yazıyor kitaplarını diyeyim, eyvallah fakat düşünmeden nasıl kitapların ismini buluyor anlamadım. O zamanda şunu diyecektir bir sabah uyandım beynimde bir şimşek kitabın ismi ve bende kitabın ismine göre yazdım kitabı ya da kitabı bitirdim uykuya geçtim bir anda gözlerim açıldı şlak işte kitabın ismi.

Sayın Uğur Koşar senin de bir Osho, Gandhi, Robin Sharma gibi kişisel yön verme alanında dünyanın önde gelen isimlerinden birisi olmanı isterim fakat karşındaki insana ben şöyle yapıyorum ben böyle yapıyorum ben… diyerek egosunu tatmin etmeye çalışan birisi havasını veriyorsun. Öğretilerin ile bu kitapta bu yaptığın tam zıt herkesin kendi hayatı var herkes sen gibi olamaz.

Bırakın uyumayı kendinizi dinlenmiş farz edin, bırakın giyinmeyi süslü görünmeyi deriniz var zaten olduğunuz gibi görünün, bırakın işe gitmeyi para size koşa koşa gelsin, bırakın her şeyi nasıl olsa sende mezara gireceksin bende niye dünyalık bir şey ile cebelleşelim kiJ

Daha kendisini tanıyamamış kendini bilmez, Allah’ın kendisine bahşettiğinden ne kadar haberdar olacak, yaratıcısını ne kadar bilecekte anacakta yaşayacak. (Bu sözüm Uğur Koşar’a değil)

Böyle kendini sadece aynada görmüş fakat ne olduğunu tanıyamamış kendisini yüce bir gücün yarattığını ve özel olduğunu farkındalığına varamamış bir insan yaşadığından ne kendisini, ne de çevresindekileri mutlu edebilir.

kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar, kendini bilen rabbini bilir Uğur Koşar, Uğur Koşar kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar’ın kendini bilen rabbini bilir kitabı, değerlendirme, eleştiri, yorum, kendini bilen rabbini bilir değerlendirme, kendini bilen rabbini bilir eleştiri, kendini bilen rabbini bilir yorum, kendini bilen rabbini bilir kitabı değerlendirmesi, kendini bilen rabbini bilir kitabı eleştirisi, kendini bilen rabbini bilir kitabı yorum

değerlendirme, eleştiri, kitap, uğur koşar, yorum, kendini bilen rabbini bilir

kendini bilen rabbini bilir arka kapak

Alaska’nın Peşinde

Tek düze giden hayatının öyle gitmesi gerektiğini, hayatın senin için öyle olduğunu düşündüğün bir anda biri/birileri çıkar karşına ve o karşına çıkan/çıkanlar sana,

“senin yaşamakta olduğun hayat aslında senin kendi istediğin, sana mutluluk getiren hayat değil; başkalarının senin yaşamanı istediği hayat” diye senin yüzüne tüm gerçekliği ile ve senin kalbin kırılacakmış kırılmayacakmış umursamadan acımasızca bir tokat gibi çarparlar.

Onun/Onların hayatlarının içine biraz dâhil olduğunda haklı olduklarını anladığın andan sonra Ona/Onlara ayak uydurursun ve bu yeni hayatının hem ruhuna ve hem de tüm vücuduna, geçmişte yaşayamadığın günlerinde acısını çıkartmaya çalışan senin için doyumsuz bir haz verdiğini hissedersin.

Ömrünüz boyunca hayatınızın akışına doğru yönü verenleriniz eksik olmasın.

Alaskanın Peşinde arka kapak

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali

Kabuğundan sıyrılıp kendi hayatına yeni bir yön vermeye çalışan pısırık bir delikanlı memleketinden ve ailesinin yanından ayrılır. Gittiği yerde daha portresini görür görmez sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissedip yabacısılamadığı kürk manto giymiş kadının izini sürmeye başlar. Delikanlı kadını, bıkmadan bekleyişler ve tesadüf olamayacak kadar imkânsız bir karşılaşma neticesinde bulur, tanışır, birlikte olur, yaşar…

Kürk mantolu kadın delikanlının pısırık hayatına cesaret tohumları ekmiştir.

Kadın artık delikanlımızın kadınıdır.

Delikanlı istemeye istemeye elim bir olay neticesinde bazı işleri halletmek için memleketine geri dönmek zorunda kalır, kadına sen benimsin sözü verir. Fakat kürk mantolu kadının kendi hayatına kattığı müthiş değerlere rağmen, gittiği memleketinde sahip olduğu kimliğinden sıyrılamayarak yine kendi iç karanlık zindanına geri döner ve hesaba katmadığı zaman delikanlıyı ömür boyu kendi iç dünyasında ağırlaştırılmış hapse mahkûm eder.

Sabahattin Ali, YAZMIŞ yaw!

Kürk Mantolu Madonna arka kapak

Yüzleşme, Uğur KOŞAR

Bu kitapta bir evlat olarak sen varsın, bu kitapta baban var annen var, bu kitapta anne veya baba isen sen varsın, bu kitapta evladın var, bu kitapta kardeş olarak sen varsın, bu kitapta kardeşin var, bu kitapta arkadaş olarak sen varsın, bu kitapta arkadaşların var, bu kitapta bir çalışan olarak sen varsın, bu kitapta amirin var, bu kitapta patron olarak sen varsın, bu kitapta çalışanların var, bu kitapta en mucize varlık olan sen varsın, bu kitapta farkına varamadığın SENin hayat hikâyesi var.

Bu kitap tam da sana hitap ediyor, bu kitap tüm insanlara hitap ediyor, bu kitap senin gerçekle yüzleşmeni sağlıyor, bu kitap sana süslenerek aktarılan doğru bildiğin gerçeklerin yalan olduğunu ispatlıyor.

Bu kitabı bir evlat olarak oku, bu kitabı anne baba isen oku evladına/evlatlarına okut, bu kitabı kardeş olarak oku, kardeşine/kardeşlerine okut, bu kitabı arkadaş olarak oku arkadaşına/arkadaşlarına okut, bu kitabı bir çalışan olarak oku, bu kitabı bir patron olarak oku, bu kitabı herkes okusun!

Ama sadece okuma; kendinin farkına var.

Uğur KOŞAR’ın ya da bu kitabın reklamı değil bu yazdıklarım. Kendisi ile hiçbir alış verişim yok. Sadece o kadar beğendim mi kitabı ve kitapta kendimi öyle bir buldum ki onun için yazıyorum. Allah razı olsun Uğur KOŞAR’dan ve keşke daha önce bu kitap çıksaydı da daha önce okusaydım. Ama belki de hiçbir faydası olmazdı.

Neyse bu kitabı okuyana kadar zaten hayattan bir sürü tecrübe kazandım.

Şimdi tecrübeleri fırsata çevirme zamanı.

Kitaptan notlarıma aldığım bazı önemli vurgulamalar.

Mutsuz insan yoktu sadece mutlu olacağına inanmayan insan vardır.

Seni kendini köle hissettiğin sürece karşındaki her kimse kendini bir kral olarak görecektir.

Çaresiz kaldığın zamanlarda kendine çare bulabilirsin, bu insan olmanın bir özelliğidir.

Önemli olan yaşamın sana sundukları değil senin ona yüklediğin anlamdır.

yüzleşme arka kapak

İtikad Risalesi

“Elhamdülillah Müslümanım” diyordum bende diğer herkes gibi , elimden geldiğince ibadetimi yapmaya da çalışıyordum, arada bir namaz, oruç, Kelime-i Şahadet, kurban… ama Uğur KOŞAR’ın Allah de ötesini bırak isimli kitabı ile birlikte başladığım dini kitap serüvenim Uğur KOŞAR’ın diğer kitapları ile, daha öncesinden de okuduğum Kuran-ı Kerim’i sure sure iyice özümsemeye çalışarak okuma ile devam ediyor… şimdi de TV programlarından üslubu hoşuma giden Ahmet Mahmut ÜNLÜ namı diğer Cübbeli Ahmet HOCA’nın İtikad Risalesi kitabını bir arkadaşım sayesinde okudum. Tek cümle ile anlatmak gerekirse; TV programlarında nasıl bir üsluba sahipse Cübbeli Ahmet Hoca aynı üslup bu kitapta yazıya dökülmüş; karşısındaki ile konuşur tarzda söyledikleri kitaplaştırılmış. Ahmet Mahmut ÜNLÜ hocanın bu İtikad Risalesi kitabını okuyunca İslamiyete olan susuzluğum daha da arttı. İtikad Risalesi kitabını okurken size tavsiyem yanınızda internete bağlı bilgisayarınız açık olsun çünkü daha bir çok mevzuyu merak edip araştırmak isteyeceksiniz…

itikad risalesi

Bana Allah Yeter

Annemin anlattığı bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; dervişlerden biri yolculuk ederken köyün merasında hayvanlarını otlatan genç bir çoban ile karşılaşmış; sohbet etmişler, genç çoban her hangi bir yerde bilindik tarzda eğitim görmemiş birisiymiş,, genç çoban azığından çıkardığı yiyeceklerini Derviş  ile paylaşmış… Derken namaz vakti gelmiş bakmış genç çoban abdest alıyor, bu durum çok hoşuna gitmiş Dervişin, yan yana namaza durmuşlar, genç çoban biraz yüksek ses ile söylüyormuş ne söylediklerini, derviş çobanın söylediklerine ucundan kıyısından kulak misafiri olmuş, çoban aynen şunu diyormuş ve şöyle kılıyormuş namazını;

Ayakta duruyormuş; huzuruna geldim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Rükuya gittiğinde; huzurunda eğildim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Kalktığında; kalktım Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Secdeye vardığında; yattım Allah’ım biraz bekliyormuş…

Sonunda; sen benim namazımı kabul et Allah’ım…

Her rekatta bunu tekrar ediyormuş. Namazdan sonra Derviş genç çobana;

Namaz kılman hoşuma gitti fakat dikkat ettim bir şeyler söylüyorsun, namaz surelerini bilmiyor musun? Demiş.

Genç çoban da; annem bana böyle öğretti demiş, Derviş namaz surelerini söylemiş, öğretmeye çalışmış fakat çoban bir sürü kere tekrar tekrar tekrar sormuş, Derviş de bıkmadan usanmadan tekrar tekrar tekrar söyleyerek, öğretmeye çalışıyormuş… vakit biraz geçince Derviş müsaade isteyerek ayrılmış çobanın yanından…

Dervişin köye gidebilmesi için nehri geçmesi gerekiyormuş, bir sandala binmiş tam nehrin ortasında iken arkasından gelen bir ses duymuş, hocam hocam hocam bu şöyle miydi? diye arkasına bir dönmüş Derviş bir de ne görsün genç çoban sandala doğru, su üzerinden batmadan koşarak geliyor… Derviş genç çobana demiş ki; oğlum sen bildiğin şekilde devam et; Çünkü o kadar içten kılıyorsun ki Allah senin namazlarını kabul ediyor.

Çok hoşuma gitmişti bu hikaye sizinle de paylaşmak istedim.

Allah zorunluluktan kaynaklanan gösteriş istemiyor, Allah kullarının kendisini kalpten gelerek anmasını istiyor!

Uğur KOŞAR’ı hiç tanımazken D&R mağazasında en çok satanlar bölümünde “Allah de ötesini bırak” ( kitap yorumunu https://www.kitaposkop.com/2014/01/allah-de-otesini-birak/ adresinde okuyabilirsiniz. ) isimli kitabı dikkatimi çekmişti, aldım okudum. Çok hoşuma gitti, yalın bir anlatımı, din tarihinden konusu ile alakalı hikayeleri bir araya getirerek aklınızdan an olsun çıkaramayacağınız öğretilere sahip olmamı sağladı.

Sonrasında bu kitabı aldım; “Allah bana yeter”  kitabı da aynı etkiyi yapmayı başardı üzerimde!

Günümüzün kargaşa dolu, hep daha fazlasını arzulayarak buna ulaşmak için mücadele halinde olduğumuz dünyanın, gerçeğine döndüğümüzde aslında bazen ne kadar boşa kendi kendimizi hırpalıyoruz… Dünya malına sahip olurken neleri neleri kaybediyoruz Uğur KOŞAR bunu anlatıyor.

Bu kitapta bulacağınız özetle şu; Allah’tan istediğinizi O’nun 99 güzel ismini anlamlarına uygun kullanarak, ezbere kaçmadan, ne istediğinizi iyice düşünerek isteyin, çünkü Allah’ın yarattığı hiçbir varlık size yardım edemez size yardım edecek bir tek güç vardır O’da sizi yaratan Allah’ın ta kendisidir.

Sevgiliye neler neler düşünülüyor değil mi; zamane sabileri de zamane sübyanları da bir birlerine bir birlerine karşı hissettikleri duygularını anlatabilmek için bir sürü şairin, yazarın çeşit çeşit kitaplarını karıştırıyorlar, internetin altını üstüne getiriyorlar ve kendilerini en iyi ifade edecek sözleri seçiyorlar, ya da kelime dağarcıkları ve bilgileri nispetince ne hissediyorlarsa onu biraz da abartarak belki de terk edip gidecek olan kendileri gibi fanilere anlatmaya çalışıyorlar; yapılmasın demiyorum ama peki bizi hiç terk etmeyen terk etmeyecek bizim yaratıcımız olan ezeli ebedi Allah için ağzımız ne söylüyor.

Bana Allah Yeter Arka Kapak

Ağlatan Kitap

Korku/Gerilim türü olarak lanse edilen bir filmi izlediğimde ya da kitabı okuduğumda, bu eserin lanse edilen türe uygunluğunu bana veren işaret, benim veya çevremdeki birisinin bunu yaşayabilecek olasılığının olmasıdır. Eğer gerçek dünyada hiç gerçekleşmeyecek bir olay veya karakter barındırıyor ise o film ya da kitap beni ne korkutur ne de gerer. Bu şey eğer kitap ise benim gözümde istediğim hazzı alamadığım sayfasında bıraktığım bir kara kalem çalışması ya da film ise de sıkıldığım anda izlemekten vaz geçtiğim bir çöp yığınında başka bir şey değildir.

…Öyle bir yer geliyor ki, insanları dokunuşuyla ağlatan bir kadına inanıp inanmadığınızı düşünmekten daha çok, o kadının size dokunup dokunmak istemediğini düşüneceksiniz. Öyle bir yere gelecek ki tetiği çekip çekmemek sizin inisiyatifinizde zannedeceksiniz. Ve sonunda nerede uyanmak istediğinize siz karar vermek isteyeceksiniz. Diyor kitabının tanıtımı için Erol ÇELİK!

Kitabın özellikle tanıtım videosundan yazarı Erol ÇELİK’ in yaşatmak istediği gerilimi bana yaşatacağı hissini aldım, bir de okuyalım bakalım satış için makyajlanmış sadece bir reklam mıymış yoksa gerçek miymiş?

http://www.erolcelik.net/

Allah de Ötesini Bırak

Sen, seni yoktan var eden Allah’ a sığınmazsın da, Hz. Muhammed ( S.A.V. ) aracılığı ile gönderdiği Kuranı Kerim’ deki buyruklarını dinlemezsin de psikologlarda, psikiyatristlerde mi medet ararsın!

Unutmayın; Allah’ kullarına her zaman hediyeler gönderir fakat hediyesinin önünde hep duvar gibi bir engel vardır. Allah tarafından kendisine bir hediye gönderildiğine canı gönülden inananlar o engeli aşıp hediyesi ile bu fani dünya hayatına mutluluk ile devam ederler.

Armut piş ağzıma düş kolaylığına kaçanlar ise, önüne çıkan küçücük bir zorlukta Allah’ ın kendilerini azap çektirmek için dünyaya getirdiğini, hiçbir şey vermediğini, kendilerini yaratıp unuttuğunu düşünüp gaflete düşerler.

Dua ederler ama hemen olmasını beklerler halbuki her şeyin ne zaman nasıl olacağını Allah’ tan başkası bilemez. İyi görünen de şer olabileceği gibi şer görünende de iyilik olabilir, bunu Allah’ tan başkası bilemez. Allah dualarımı kabul etmedi demek Allah’ ı sınamaktır ki, bizi hatırlamadığımız yoktan var eden Allah sınanmaların dışındadır. O sınanamaz. Ancak o seni sınava tabi tutabilir, tutar; sen geçersin ya da kalırsın.

Allah kendisini kullarından hiçbir zaman uzaklaştırmaz, kullar; Şeytan’ın güzel bir manzara içerisine saklanmış virüs misali dünyanın kısa zamanlı düşük arkasında kendilerine sonsuz kötülükler getirecek zevkleri uğruna kendilerini Allah’ tan uzaklaştırırlar.

Allah’ a inan, dua et, hediyen için bir engel vardır o senin sınavındır, aş, Allah hiçbir şey yokken yarattığı senden yana sırtını bir an olsun dönmez, sende seni hiçbir şey yokken var eden Allah’ ın hikmetinden bir an olsun şüphe etme, Allah senin hediyeni o engelin arkasına bırakmıştır!

Allah de ötesini bırak arka kapak