“Elhamdülillah Müslümanım” diyordum bende diğer herkes gibi , elimden geldiğince ibadetimi yapmaya da çalışıyordum, arada bir namaz, oruç, Kelime-i Şahadet, kurban… ama Uğur KOŞAR’ın Allah de ötesini bırak isimli kitabı ile birlikte başladığım dini kitap serüvenim Uğur KOŞAR’ın diğer kitapları ile, daha öncesinden de okuduğum Kuran-ı Kerim’i sure sure iyice özümsemeye çalışarak okuma ile devam ediyor… şimdi de TV programlarından üslubu hoşuma giden Ahmet Mahmut ÜNLÜ namı diğer Cübbeli Ahmet HOCA’nın İtikad Risalesi kitabını bir arkadaşım sayesinde okudum. Tek cümle ile anlatmak gerekirse; TV programlarında nasıl bir üsluba sahipse Cübbeli Ahmet Hoca aynı üslup bu kitapta yazıya dökülmüş; karşısındaki ile konuşur tarzda söyledikleri kitaplaştırılmış. Ahmet Mahmut ÜNLÜ hocanın bu İtikad Risalesi kitabını okuyunca İslamiyete olan susuzluğum daha da arttı. İtikad Risalesi kitabını okurken size tavsiyem yanınızda internete bağlı bilgisayarınız açık olsun çünkü daha bir çok mevzuyu merak edip araştırmak isteyeceksiniz…
Bana Allah Yeter
Annemin anlattığı bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; dervişlerden biri yolculuk ederken köyün merasında hayvanlarını otlatan genç bir çoban ile karşılaşmış; sohbet etmişler, genç çoban her hangi bir yerde bilindik tarzda eğitim görmemiş birisiymiş,, genç çoban azığından çıkardığı yiyeceklerini Derviş ile paylaşmış… Derken namaz vakti gelmiş bakmış genç çoban abdest alıyor, bu durum çok hoşuna gitmiş Dervişin, yan yana namaza durmuşlar, genç çoban biraz yüksek ses ile söylüyormuş ne söylediklerini, derviş çobanın söylediklerine ucundan kıyısından kulak misafiri olmuş, çoban aynen şunu diyormuş ve şöyle kılıyormuş namazını;
Ayakta duruyormuş; huzuruna geldim Allah’ım, biraz bekliyormuş…
Rükuya gittiğinde; huzurunda eğildim Allah’ım, biraz bekliyormuş…
Kalktığında; kalktım Allah’ım, biraz bekliyormuş…
Secdeye vardığında; yattım Allah’ım biraz bekliyormuş…
Sonunda; sen benim namazımı kabul et Allah’ım…
Her rekatta bunu tekrar ediyormuş. Namazdan sonra Derviş genç çobana;
Namaz kılman hoşuma gitti fakat dikkat ettim bir şeyler söylüyorsun, namaz surelerini bilmiyor musun? Demiş.
Genç çoban da; annem bana böyle öğretti demiş, Derviş namaz surelerini söylemiş, öğretmeye çalışmış fakat çoban bir sürü kere tekrar tekrar tekrar sormuş, Derviş de bıkmadan usanmadan tekrar tekrar tekrar söyleyerek, öğretmeye çalışıyormuş… vakit biraz geçince Derviş müsaade isteyerek ayrılmış çobanın yanından…
Dervişin köye gidebilmesi için nehri geçmesi gerekiyormuş, bir sandala binmiş tam nehrin ortasında iken arkasından gelen bir ses duymuş, hocam hocam hocam bu şöyle miydi? diye arkasına bir dönmüş Derviş bir de ne görsün genç çoban sandala doğru, su üzerinden batmadan koşarak geliyor… Derviş genç çobana demiş ki; oğlum sen bildiğin şekilde devam et; Çünkü o kadar içten kılıyorsun ki Allah senin namazlarını kabul ediyor.
Çok hoşuma gitmişti bu hikaye sizinle de paylaşmak istedim.
Allah zorunluluktan kaynaklanan gösteriş istemiyor, Allah kullarının kendisini kalpten gelerek anmasını istiyor!
Uğur KOŞAR’ı hiç tanımazken D&R mağazasında en çok satanlar bölümünde “Allah de ötesini bırak” ( kitap yorumunu https://www.kitaposkop.com/2014/01/allah-de-otesini-birak/ adresinde okuyabilirsiniz. ) isimli kitabı dikkatimi çekmişti, aldım okudum. Çok hoşuma gitti, yalın bir anlatımı, din tarihinden konusu ile alakalı hikayeleri bir araya getirerek aklınızdan an olsun çıkaramayacağınız öğretilere sahip olmamı sağladı.
Sonrasında bu kitabı aldım; “Allah bana yeter” kitabı da aynı etkiyi yapmayı başardı üzerimde!
Günümüzün kargaşa dolu, hep daha fazlasını arzulayarak buna ulaşmak için mücadele halinde olduğumuz dünyanın, gerçeğine döndüğümüzde aslında bazen ne kadar boşa kendi kendimizi hırpalıyoruz… Dünya malına sahip olurken neleri neleri kaybediyoruz Uğur KOŞAR bunu anlatıyor.
Bu kitapta bulacağınız özetle şu; Allah’tan istediğinizi O’nun 99 güzel ismini anlamlarına uygun kullanarak, ezbere kaçmadan, ne istediğinizi iyice düşünerek isteyin, çünkü Allah’ın yarattığı hiçbir varlık size yardım edemez size yardım edecek bir tek güç vardır O’da sizi yaratan Allah’ın ta kendisidir.
Sevgiliye neler neler düşünülüyor değil mi; zamane sabileri de zamane sübyanları da bir birlerine bir birlerine karşı hissettikleri duygularını anlatabilmek için bir sürü şairin, yazarın çeşit çeşit kitaplarını karıştırıyorlar, internetin altını üstüne getiriyorlar ve kendilerini en iyi ifade edecek sözleri seçiyorlar, ya da kelime dağarcıkları ve bilgileri nispetince ne hissediyorlarsa onu biraz da abartarak belki de terk edip gidecek olan kendileri gibi fanilere anlatmaya çalışıyorlar; yapılmasın demiyorum ama peki bizi hiç terk etmeyen terk etmeyecek bizim yaratıcımız olan ezeli ebedi Allah için ağzımız ne söylüyor.
Ağlatan Kitap
Korku/Gerilim türü olarak lanse edilen bir filmi izlediğimde ya da kitabı okuduğumda, bu eserin lanse edilen türe uygunluğunu bana veren işaret, benim veya çevremdeki birisinin bunu yaşayabilecek olasılığının olmasıdır. Eğer gerçek dünyada hiç gerçekleşmeyecek bir olay veya karakter barındırıyor ise o film ya da kitap beni ne korkutur ne de gerer. Bu şey eğer kitap ise benim gözümde istediğim hazzı alamadığım sayfasında bıraktığım bir kara kalem çalışması ya da film ise de sıkıldığım anda izlemekten vaz geçtiğim bir çöp yığınında başka bir şey değildir.
…Öyle bir yer geliyor ki, insanları dokunuşuyla ağlatan bir kadına inanıp inanmadığınızı düşünmekten daha çok, o kadının size dokunup dokunmak istemediğini düşüneceksiniz. Öyle bir yere gelecek ki tetiği çekip çekmemek sizin inisiyatifinizde zannedeceksiniz. Ve sonunda nerede uyanmak istediğinize siz karar vermek isteyeceksiniz. Diyor kitabının tanıtımı için Erol ÇELİK!
Kitabın özellikle tanıtım videosundan yazarı Erol ÇELİK’ in yaşatmak istediği gerilimi bana yaşatacağı hissini aldım, bir de okuyalım bakalım satış için makyajlanmış sadece bir reklam mıymış yoksa gerçek miymiş?
Allah de Ötesini Bırak
Sen, seni yoktan var eden Allah’ a sığınmazsın da, Hz. Muhammed ( S.A.V. ) aracılığı ile gönderdiği Kuranı Kerim’ deki buyruklarını dinlemezsin de psikologlarda, psikiyatristlerde mi medet ararsın!
Unutmayın; Allah’ kullarına her zaman hediyeler gönderir fakat hediyesinin önünde hep duvar gibi bir engel vardır. Allah tarafından kendisine bir hediye gönderildiğine canı gönülden inananlar o engeli aşıp hediyesi ile bu fani dünya hayatına mutluluk ile devam ederler.
Armut piş ağzıma düş kolaylığına kaçanlar ise, önüne çıkan küçücük bir zorlukta Allah’ ın kendilerini azap çektirmek için dünyaya getirdiğini, hiçbir şey vermediğini, kendilerini yaratıp unuttuğunu düşünüp gaflete düşerler.
Dua ederler ama hemen olmasını beklerler halbuki her şeyin ne zaman nasıl olacağını Allah’ tan başkası bilemez. İyi görünen de şer olabileceği gibi şer görünende de iyilik olabilir, bunu Allah’ tan başkası bilemez. Allah dualarımı kabul etmedi demek Allah’ ı sınamaktır ki, bizi hatırlamadığımız yoktan var eden Allah sınanmaların dışındadır. O sınanamaz. Ancak o seni sınava tabi tutabilir, tutar; sen geçersin ya da kalırsın.
Allah kendisini kullarından hiçbir zaman uzaklaştırmaz, kullar; Şeytan’ın güzel bir manzara içerisine saklanmış virüs misali dünyanın kısa zamanlı düşük arkasında kendilerine sonsuz kötülükler getirecek zevkleri uğruna kendilerini Allah’ tan uzaklaştırırlar.
Allah’ a inan, dua et, hediyen için bir engel vardır o senin sınavındır, aş, Allah hiçbir şey yokken yarattığı senden yana sırtını bir an olsun dönmez, sende seni hiçbir şey yokken var eden Allah’ ın hikmetinden bir an olsun şüphe etme, Allah senin hediyeni o engelin arkasına bırakmıştır!
Kağıttan Kentler
En basitinden şöyle anlatayım; kolunda milyon dolarlık saat, altında milyon dolarlık arabası ile ekranlara çıkıp arkasında bom boş duran araziyi göstererek burada bir şehir kuracağım diyen adı malum büyük oynayan müteahhit ve benzeri girişimcilerin projeleri eğer hiç başlanmadan veya biraz başlanıp da tamamlanamadan kendi haline terk ediliyorsa bu tür yerlere kağıt üzerinde kaldıkları için Kağıttan Kentler denir.
Şimdilerde bu tür yapılar daha ortada hiçbir şey yokken maket üzerinden satıldığı için bence maketten kentlerde denilebilir.
Biz kendi hayatımızı yaşamaya çalışırken çevremizdeki insanlar da kendi hayatlarını yaşamaya çalışıyorlar, hadi yedi milyarın üzerinde insanın yaşadığı dünyamızda herkes ile ilgilenemeyiz ama dost diyebileceğimiz bir arkadaşımız için öylece oturur durur muyuz yoksa bir şeyler yapmak için gayret mi gösteririz?
“Dost dediğin kara günde belli olur “atasözümüz bu soruya cuk oturacak cevabı kendi kendine verir.
Çevrenize bakınca ne kadar bina görüyorsunuz; çok çok çok
Komşuluğunuza bakınca kaç kişiyi tanıyorsunuz; çok çok az
Bir apartmanın bir dairesinde bir cenaze olsa bile diğer dairesinde yaşayan eğlenebiliyor. Oysa eski zamanlarda böyle miydi? Sessizlik korunarak, düğün varsa o bile ertelenerek acını bizde yaşıyoruz, yasını bizde tutuyoruz gösterilirdi! Gittikçe yozlaşıyoruz, yalnızlaşıyoruz.
Günümüzün şahane harita programlarından en popüleri olan Google Earth programından bir bakın şehrinize bir sürü bina göreceksiniz; yalnızsanız, acınız sadece sizin acınızsa gerçek bir kentte mi yaşıyorsunuz, kağıttan bir kentte mi yaşıyorsunuz? Siz karar verin, farkı var mı?
Canavar Pornosu, Kadın Kadını Bu Hallere Sokarsa
( Bir ev kadınının fantezisine bakın ) Yeni fantezi: Canavar pornosu
‘Grinin 50 Tonu’nun tüm dünyada yarattığı tantanayı hatırlıyor musunuz? Boş verin, boş verin! Hatırlamadan unutabilirsiniz… Bu defa işler ciddi!
ABD’li bir ev hanımının yazdığı bu kitap meseleyi bambaşka boyutlara taşıdı. Bir canavar, bir ‘orman adamı’ tarafından kaçırılan bir grup kadının tecavüze uğraması ve daha sonra bundan ‘zevk’ alır hale gelmesini anlatan ‘skandal’ kitap satış rekoru kırıyor! Kitabın adı, ‘Cum For Bigfoot’… Türkçe’ye çevirmeye terbiye standartları izin vermiyor ama ‘Kocaayak’a zevk vermenin yolları’ diyelim, geçelim…
Hiçbir promosyon, reklam çalışması olmadan sadece kulaktan kulağa yayılan bilgilerle tam 100.000 satıyor ‘canavar pornosu’! Üstelik kitabın bir yayıncısı bile yok ve sadece dijital kitap olarak satılıyor. Amerika, İngiltere ayakta; ‘bireysel yayıncılık’ bu defa ciddi ciddi tartışılıyor; ‘Nereye gidiyor bu dünya?’ altı çizile çizile soruluyor bu defa!
BİR EV HANIMININ ‘ACIMASIZLIĞI’
‘Skandal’ı başlatan Virginia Wade adında bir ev hanımı… Evinde otururken bir anda eski bir filmden bu fikir aklına geliyor ve bir oturuşta koca bir fantezi romanını yazıyor. Bu kitap öyle bir gecede patlayan kitaplardan değil. ‘Çılgın’ ev hanımımızın dediğine göre ilk ay 5 dolar filan kazanabilmiş sadece. Ancak bir kişi okumuş, diğerine söylemiş; sonra diğeri de binlercesine… Kitabın editörlüğünü babası yapmış, annesi de Almanca’ya çevirmiş. Wade ailesi ‘aşmış’ anlayacağınız! ‘Piyasada canavar pornosu açığı mı var; o zaman biz bunu paraya çevirebiliriz’ diyerek de son derece açıkça niyetlerini belli ediyorlar… Hatta o kadar ki ‘parayı bulduktan’ sonra kızını özel okula veren Wade, ona şunu bile söylemiş: “Bu okulun parasını Kocaayak veriyor”
UZAYLILAR, YARI AYI-YARI İNSAN KARAKTERLER…
Wade, işleri büyütmüş sonra; kitabı ‘seri’ haline getirmiş. Bir kitabı aşağı yukarı 3-4 günde bitirdiğini söylüyor. ‘Dark Lord tarafından tecavüze uğrama’ ve ‘Korsanlar tarafından kaçırılma’ temalarını işlediği kitaplar da yazmış ama hiçbiri ‘Kocaayak’ kadar tutmamış. Paranın kokusu sadece Wade’e gelmemiş tabii… Hemen başka kitaplar da çıkmış. Kutuplarda ‘yarı ayı-yarı insan’ tarafından kaçırılan ve tecavüze uğrayan belgeselci kadının hikâyesini mi istersiniz; Frankenstein’in ‘kirletildiği’ küçük öyküler mi? Uzaylılar da var tabii işin içinde… Piyasa çok açık; garip bir karakter yarat, 10-15 sayfa yaz, 5-6 liraya sat!
BİREYSEL YAYINCILIK TARTIŞILIYOR
Peki, her şey bu kadar ‘özgür’ olabilir mi? Daha doğrusu olmalı mı? ‘Ben yazıyorsam insanlar da alıyor kardeşim!’ savunması canavar tecavüzünde bile geçerli midir? Elbette bu ‘para’yı kazanmanın bir bedeli var. Medya, yayıncılar, politikacılar; herkes kızgın canavar pornocularına… Habere yorum katmadan vermesiyle ünlü BBC bile geçtiğimiz hafta İngiltere’de de patlayan bu akımı ‘Hastalıklı kitapların satışı’ başlığıyla duyurdu. The Kermel, Amazon’u topa tuttu; ‘Para için babanızı satarsınız!’ demeye getirdi. İşin özü, dünya bireysel yayıncılıkla ilgili ciddi bir sınavdan geçiyor. İnternetin özgürlüğü bu defa gerçekten can yakıyor; daha çok can yakacağı da şimdiden kesin bilgi!
VİDEOYU YASAKLADIK AMA KİTABI?
Görüntülü pornoyla ilgili dünyanın her yerinde ciddi önlemler var ama; söz konusu ‘yazılı’ bir şey olunca, herhangi bir canlandırma nesnesi kullanılmadan sadece hayal gücüyle yapılan bir ‘eser’den bahsediliyorsa; nasıl bir önlem alınacağı bilinmiyor! ‘Ne yani kitabı da mı yasaklayacağız; sansür bu noktaya geldi mi?’ ile ‘Canavarın kaçırıp tecavüz ettiği kadını yüz binlerce kişinin zevk alarak okumasını sineye mi çekeceğiz?’ hassasiyetleri kıran kırana çarpışıyor.
SIKIYSA HEPSİNİ SİLİN!
Forumlar bu hikâyelerle dolu. Ücretsiz olarak yayınlanan 1 sayfalık yazılar bile acayip tıklanıyor. Peki, sıkıntı bunun paraya dönüşmesinde mi; yoksa bizzat kendisinde mi? Eğer sorun ‘tecavüzün meşrulaştırılmasıysa’; canavar pornocuları diyor ki, “O zaman sıkıysa bütün hikâyeleri silin internetten? Yapabiliyor musunuz?”
ŞOV DÜNYASININ ORTA SINIFA VERDİĞİ CESARET
Bunun adı, orta sınıfın delirmesi! Virginia Wade, gerçekten marketten her sabah aynı saatte süt alan bir kadın. Ortalama, sıradan bir kadın… Belki diyor ki içten içe, ‘Rihanna Instagram’dan poposunu 50 kere çekiyorsa, Miley Cyrus canlı yayında esrar içiyorsa; ben neden fantezilerden bahsedemeyeyim?’ Her gün biraz daha sınırların zorlandığı ‘şov dünyası’nın ‘sıradan’ seyircisi artık sadece ‘şaşkınlıkla’ izlemekten yoruldu televizyonunu… ‘Ben de yapabilirim’ler yetenek yarışmalarıyla başladı, webcam’lerden soyunmayla devam etti ve en sonunda ‘edebiyat’a da en sapık haliyle sıçradı işte…
YA TÜRKİYE’YE DE SIÇRARSA?
İnsan ister istemez buraları düşünüyor! Ya bizim buraya da sıçrarsa? Bizde tecavüze ilgi, hala ‘üstü kapalı’ olarak seyrediyor. Serdar Turgut, geçen ay ne güzel açıklamıştı köşesinde ‘Küçük Gelin’in reyting rekoru kırmasının sebebini: “Çocuk gelin dizisi de sosyal bir soruna, bir acıya parmak bastığından ve seyircisi de birdenbire çok duyarlı, çok düşünceli hale geldiğinden değil, bazı kafaların genç kız çocuğu fantezilerini ekranda bir şekilde görme arzusunu tatmin ettiğinden seyrediliyordur.” Bu üstü kapalı, ‘cık cık cık; vay şerefsizler!’ kılıflı ilgi bile kan dondururken, her şeyin bu kadar açık açık yaşandığı bir dünya ne tür hasarlar yaratır? Yoksa ‘açık açık’ yaşanırsa, ‘iğrençlik’ yüz üstüne çıktığı için, ‘taciz’den ‘tecavüz’den soğuma, uzaklaşma başlar mı? İşte bu da başka bir hassasiyet çarpışması…
Yazı: Mehmet Özdoğan tarafından yazılmıştır ve http://m.gazetevatan.com/Columnists/Article?ID=594486 adresinde yayınlanmıştır.
Bütün kadınları kendilerini cinsel obje olarak gösteren bütün yayınların yazarlarına ve yayıncılarına karşı isyana davet ediyorum…
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
Arkadaşlarım üzerilerini kat kat ve kalın kalın giyinmişken yine de tir tir soğuktan titrerlerken, aynı havalarda ben o kadar da üstüne kat kat ve kalın giyinen bir insan değilimdir. Elime dokunurlar, yanağıma dokunurlar… buz gibisin donacaksın derler ama ben üşüdüğümü hissetmem; acaba sinir sistemim mi çalışmıyor? Hayır hayır sinir sistemim gayet iyi çalışıyor!
Ben arkadaşlara şunu söylerim;
Bir insan kışın soğuk bir ortamda bulunuyor olsun eğer düşüncesinde kendisini çöl sıcağı altında bulunduğuna inandırabilirse üşümez, yazın sıcak günlerinde ter basmışken kendisini kutup soğuğu altında bulunduğuna inandırabilirse terlemeyi bırakın titremeye bile başlarsınız!
Onlarda benimle yürü git oradan diye dalga geçerler.
Kendisi uzman bir psikiyatrist olan Gary Small tarafından mesleğe ilk adım attığı günlerden başlayarak karşılaştığı olaylardan en ilginç olanlarından seçerek yazmış olduğu “Bir Psikiyatristin Gizli Defteri” isimli kitabında, insan beyninin insana neler yaptırabileceğini okuyacaksınız; bir taraftan olaylara gülerken diğer yandan vay be ben kafatasımın içerisinde böyle ne taşıyorum diyeceğiniz düşündürücü sürükleyici bir kitap!
Aynı Yıldızın Altında
Yorum: Kanuni Sultan Süleyman’ ın dediği gibi; “ Cihanın hiçbir yerinde, hiçbir zevkinde bir nefes sıhhatten daha önemli bir şey yoktur.”
Allah’ a şükür sağlıklıyım diyorsanız, düşündüğünüz birçok şeyi de yapma gücüne sahipsiniz, bir düşünün sağlığı yerinde olamayıp ta hayaller kuranlar, imkanları dahilinde bir şeyleri yapmak isteyenler, bunun için tabiri caizse ellerinden geldiğince emek sarf edenler… Eğer sizin sahip olduğunuz sağlık hazinesine sahip olsalardı, hazinenin tamamını bırakın, öyle sağlık sorunu olan insanlar var ki; hepsi değil ama şu organım sağlıklı olsaydı ahhhh ben bilirdim yapacağımı diyor, ben bilirdim yaşamayı, öğretirdim size de nasıl güzel yaşanacağını!
Eeeeee ne duruyorsunuz sağlığınız yerindeyken sonraya ertelemek niye; şimdi, yani bugünden, bu saatten, bu dakikadan, şimdiden, yani şimdi başlayın, ertelemeyin daha fazla yaşamayı, hazine sizin elinizde iken onu çarçur etmeyin.
Hayatınızı 7 Günde Değiştirin
Hayat ne çok uzun, ne de çok kısa ama bir gerçek var, sadece kendi tecrübelerin ile yol almaya kalkarsan bu hayatta, Hz. Adem’ den ve Hz. Havva’ dan bir farkın kalmaz ki onlar ilk insanlardı, ömürleri uzundu, ilahi bir güç tarafından korunuyorlardı ve Allah’ ın huzurundan kovduğu melekler başı şeytanında acemilik dönemiydi!
Sadece kendim tecrübe edeceğim ve ona göre yol alacağım dersen; zamanın yetmez, yorulursun, bıkarsın, keşkelerin çok olur, ölüp çekip gidersin bu diyardan rahat bir nefes dahi alamadan,
Başkalarının tecrübelerinden de ders aldığında; senin kendi yoluna çıkabilecek zorluklar ile daha öncesinden karşılaşmış göğüsleyebilmiş ya da başarısızlığa uğramış insanlardan da bir şeyler öğrenerek, kendi cesaretin ile harmanlayıp hareket ettiğinde ise akan zamanla birlikte hayat sana yaşama zevki verir, keşken olmaz, olsa bile az olur, o da önemsiz olur!
Hayatınız bir başkasının yazdığı kitap ile 7 günde değişmez, size sadece hayatını tadında yaşayabilmeniz için çeşitli tüyolar verir, fazla da yazan şeyi takıp da kendinizi kalıplara sokmaya da gerek yok; şunu unutmayın hayatınıza yön verebilecek sadece sizsiniz!
Tanrı’ nın Unutulan Çocukları
Kardeşimin Hikayesi
Kardeş, aynı karını paylaşan 2 ve/veya daha fazla sayıda insan, karındaş. Kardeş; adı anıldığında akan suların durduğu, yaşamaya başladığımız hayatın, hele ki ilk adımlarımızda, çoğu zamanını birlikte geçirdiğimiz, birlikte muziplikler yaptığımız, bir birimizin sırlarına ortak olduğumuz, el ele vererek anne ve babamızın karşısında bazen şakacıktan bazende harbiden yıkılmaz bir duvar olduğumuzu ispat ettiğimiz can parçamız…
Neler daha sayabiliriz değil mi kardeşimiz için?
Bir kardeşimi, onunla yaşayacagımız bir sürü şey varken, O’ nu daha 3 yaşında meleklere emanet edip kara toprak altında varlığını kaybettiğim için midir bilmem? bu kitabı hayatımdaki en beğendiğim kitapların arasına şimdiden yerini aldı bile!



















