yorum

Yeşil Tırtıl, Giovanna Mantegazza

Giovanna Mantegazza’nin Yeşil Tırtıl kitabı;

Bir çocuk kitabı ama büyükler içinde geçerli bir öğretiye sahip;

Yapamazsın, yapma! derler ama neden yapmaman gerektiğini, yapmaman gereken şeyin yerine neyi yapabileceğini söylemezler…

Küçüklükten beri söylenen yapamazsın, yapma! komutu insanın hayatını da etkiler;

Bir durum karşısında, “acaba yapmalı mıyım, yapmamalı mıyım?” diye, insanın en iyi bildiği şeyi bile yapıp yapmaması konusunda insanın düşüncelerini fare gibi kemirir durur.

Oysa;

Onu yapmazsın, yapma ama bunu yapabilirsin demek ise bu hikayede olduğu gibi bir sürüngen yeşil tırtılı harika uçan bir kelebeğe dönüştürüverir…

Kübra

Çağatay Ulusoy’un canlandırdığı Gökhan karakteri Mesih,

Gökhan’ın akıllı telefonundaki SoulTouch uygulamasındaki Kübra isimli kullanıcı Cebrail rolünde.

Kübra, Gökhan’a, SEN FARKLISIN diye başladığı sohbette Kuranı Kerim’den ayetler ile Allah’ın emirlerini hatırlatıyor…

Bir insan, aslında hiç olmadığı bir karakter olduğuna nasıl inandırılır?

Olmadığı ama inandırıldığı karakter gibi nasıl hareket ettirilir?

Bu hareketin sürekliliği nasıl sağlanır?

İnsan algıları nasıl manipüle edilir?

İnsanlar nasıl düşünmeden biat ettirilir?

Uçurumdan birisi atladı diye diğerleri de nasıl atlar?

Diye düşünenlerdenseniz bu diziyi izleyin; en yakınınızdakilerde dahil, günümüz insanlarının düşüncelerinin nasıl değiştirildiğinin idrakına varacaksınız ve sorunların kökenini keşfedeceksiniz.

Cahillik en büyük hastalıktır!

Dini cahillik ise pandemik bir salgındır!

Knowledge Unit Based Reasonig Automaton’ı çözerseniz filmi anladınız demektir.

Kübra dizisini https://www.netflix.com/title/81681294 adresinden izleyebilirsiniz.

Benim Puanım: 10 / 10

IMDB Puanı: 6,4 / 10

Yönetmen: Durul Taylan, Yağmur Taylan

Senaryo: Afşin Kum, Rana Mamatlıoğlu, Bekir Baran Sıtkı

Ülke: Türkiye

Tür: Dram, Gerilim, Dini, Bilim Kurgu, Psikolojik

Vizyon Tarihi: 18 Ocak 2024

Dil: Türkçe

Müzik: Hedonutopia

Oyuncular: Çağatay Ulusoy, Aslıhan Malbora, Ahsen Eroğlu, Nazan Kırılmış, Cihan Talay, Aytek Sayan, Ahmet Mümtaz Taylan, Ferit Kaya, Murat Garibagaoglu

Burası Çok Önemli, Berat Albayrak

Burası Çok Önemli

Bakanlık görevinden alındı mı, istifa mı etti, azlini mi istedi tam bir muamma olan, eski bakanlardan Sayın Berat Albayrak’ın, hem Enerji Bakanlığı hem de Hazine ve Maliye Bakanlığı dönemlerindeki çalışmalarını bir araya getirdiği bir kitap “Burası Çok Önemli”

“Burası Çok Önemli” kitabı için, Berat Albayrak’ın, bakanlık yaptığı dönemler ile alakalı kendi kendine hesaplaşması gözüyle bakabiliriz. 

“Burası çok önemli” tabirini, yaptığı bir sunumda dahi birkaç kez tekrarlaması haberlere bile konu olmuştu Sayın Berat Albayrak’ın ve kitabın adının da Burası Çok Önemli olması bu sebeple manidar! 

Kitabın kapağı çok güzel tasarlanmış, Türkiyemizin sınırlarını gösteren harita ve içinde yazan Burası yazısına bayıldım.

Türkiye, Anavatanımız, Türkiye’ye vatandaşlık bağı ile bağlı herkes için önemlidir. Biz Suriyeliler, Iraklılar, Afganlar, Pakistanlılar veya diğer göçmenler gibi, vatanımızı terk eden millet asla olmadık, olmayacağız da. 

Vatanımızı son damla kanımıza kadar koruyacağımıza yemin ettik ve görevimizi layıkıyla yaparak vatanımızı çok sevdiğimizi ifade etmeye her zaman çalışıyoruz.

Sayın Berat Albayrak, bakanlıkları döneminde, Türkiyemizde işlemeyen çarkların neler olduğunu gayet iyi görmüş, fakat her ne hikmetse ki; kayınbabası da Türkiye Cumhuriyeti’ni tek başına yöneten, her erke sahip kişisi olmasına rağmen, sorunlar kağıt üzerindeki çözüm yöntemleri ile kalmış, bir ileri aşamaya şimdiye kadar geçmemiş veya çok azı geçmiş!

Sayın Berat Albayrak; Enerji Bakanlığı döneminde, milli enerji politikası üzerine eğilmiş, kendi kendimize yeten; doğalgaz veya ithal kömür ile çalışan değil, yerli kaynaklarımız ne el veriyorsa, HES ise HES, RES ise RES, GES ise GES kurulacağını,

Yabancılardan alınan teçhizatlar ile değil, üretilecek yerli teçhizatlar ile HES, RES, GES yapılacağına dair soruna çözüm geliştirmiş,

Nerede ne maden var, nasıl çıkarabiliriz, çıkan madenleri yurtdışına göndermeden kendi içimizde nasıl zenginleştirebiliriz gibi çalışmalar yaptırmış…. 

Ama Milli Üretim, önce kendi kendine yeten ülke politikası aslında yeni değil ki; Kurtuluş Savaşı sonrası, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuruluşuna önderlik edenlerin, savaş sonrası hemen uygulamaya başladıkları bir politika. Tek fark var; Onlar olmayan imkanlar yapabilmiş, biz ise şimdilerde henüz yapamıyoruz maalesef.

MTA, Petrol Ofisi, Petkim, Tüpraş, Etibank gibi kamu kuruluşlarının amacı tamda Berat Albayrak’ın işaret ettiği işi yapmak için kurulmuşlardı.

Anlıyoruz ki; ülke yönetimi konusunda ileriye gitmemiz gerekirken, taaa Kurtuluş Savaşı sonrasına gitmiş durumdayız!

Sayın Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde de aynı şeylerin geçerli olduğunu kitaptan anlayabiliyoruz; Türkiye Cumhuriyetini, dibe sürükleyen yabancı veya Türk olup özelde olan bankalar, ama BDDK’nın bu konuda yapabildiği hiçbir şey yok!

Neden?

Hazine tam takır bırakılmışken, Kamu Bankaları ile nereye kadar para politikası götürülebilir.

Enflasyon desen aldı başını gidiyor…

Akaryakıt artıyor…

Gübre, yem fiyatları artıyor…

Ürün fiyatları artıyor…

Vatandaş her günü, bir önceki günden daha pahalı geçiriyor…

Berat Albayrak sorunları ve çözümlerini diğer her bakan gibi  inşallah ile sonraya atıyor…

Birkaç ay sonra,

Birkaç sene sonra…

Oysa lafla peynir gemisi yürümüyor!

Ama bana göre asıl Berat Albayrak kitabında şunu haykırıyor;

TEK ADAM dediler, diyorlar ama TEK ADAM ile bakanlıklar ve ülke yönetilemiyor…

Kalbin Anahtarı, Aşkım Kapışmak

Geçmişe takılıp bugünü yaşayamıyoruz, gelecek için hayaller kuruyoruz ama bugünü boş vererek geçiştiriyoruz.

Gelecekte ne olacağımız ya da hayallerimizi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimiz bizim kendi içimizde saklı, öncelikle cevap vermemiz gereken soru; biz kimiz?

Eğer kim olduğumuzu bilirsek, Allah’ın bizi yaratma amacına da bir nebze yaklaşmış oluruz ve bu durumda:

Geçmişte yaşadıklarımız bizim için tecrübe olur,

Gelecek için ise gerçekçi gerçekleşebilecek hayaller kurarız.

Bunlar kısaca kitaptan benim çıkarımlarımdır. Şimdide size Aşkım KAPIŞMAK’ın Kalbin Anahtarı adlı bu kitabını daha keyifli okumak için tüyo vereyim;

Önce kitabın sol tarafındaki konu kısmını okuyun, sağ tarafta Aşkım KAPIŞMAK’ın yorumuna bakmadan kendi yorumunuzu yapın ve daha sonra Aşkım KAPIŞMAK’ın  yorumunu okuyarak kendinizle karşılaştırın.

kalbin anahtarı, aşkım kapışmak

İlk Aşk, John Green

Aşkı formülize edemezsiniz;

Çevrenizde bir arkadaşınız ile karşılaşırsınız; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır sizi.

Aynı arkadaşınızı birkaç zaman sonra başkası ile görürsünüz; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır yine…

Ama aşk bu değil ki; daldan dala atlamak, çeşit çeşit çiçeklere konmak değildir ki aşk!

Aşk bir tanedir, aşk bir tanesinedir, aşk diğer tek kişi ile yaşanılan kuvvetli bir sevgi bağıdır.

Şu huyun hoşuma gitmiyor, bu işi böyle böyle yapma, şu hareketin var ya sana yakışmıyor vb. gibi tabirlerden uzaktır aşk.

Karşındakini her şeyi kabullenmek yok ise aşkta ortalıklarda yoktur.

Saçı şöyle bu renk olsun, boyu bu kadar olsun, ten rengi böyle olsun, işi olsun, şu işler elinden gelsin, birazda… işte böyle birisi çıkarsa aşık olurum diyor birileri!

Ama bu pazardan kurbanlık seçmekten farksız ki; aşk kalıplara sığdırılamaz ki!

Hem aşkı görebileceğin şeylerde algılayamazsın; aşk kalbin içerisindedir.

Aşk; biyolojik olarak farklı olsalar da, iki kişinin diğerinde de hayatta kalabilmesidir,

Aşk; bir araya gelen iki kişinin güzel bir amaç uğruna girdikleri kimyasal bir tepkimedir.

Aşk bir tanedir.

Aşk beklenmesi gerekir.

Aşk bir kere söylenir.

Aşk büsbütün hissedilene kadar aşkla ilgili hiçbir şey söylenmez.

…

Kendin gibi, hiçbir şey değiştirmek zorunda kalmadan; rahatça yaşayabileceğin birisini bulduğunda söyle aşkını, o senin birin olsun, yeganen olsun… dünyalar senin olsun.

Aman dikkat et; bir sürü insanın yaptığı gibi aşkın adına leke sürme.

ilk aşk, arka kapak

Dolce Vita, Bu Senin Hayatın, Aşkım Kapışmak

…Son birkaç senedir iyice popüler hale geldi.

Belki de kapitalizmin neredeyse rakipsiz kaldığı zamanımızda, para kazanma hırsının en önemli bir etkisi olarak…

Zaman kavramı yok, çünkü ne beyin dinlenebiliyor ne de vücut dinlenebiliyor şöyle adam akıllı bu tempoda.

İşe geliyorsun parmak basıyorsun, parmak basıyorsun işten çıkıyorsun, mesai saatleri içerisinde ise hani bir inekten daha fazla süt almak için makinelerle süzüyorlar ya ineği! işte aynen öyle son damlana kadar süzüyorlar insanın özünü şirket sahipleri.

Neye karşılık olarak peki?

Tabi ki; kendilerinin aylık çerez parası bile olmayan maaş adı altında verdikleri paranın karşılığı olarak.

Baş ağrısı, gelecek kaygısı, depresyon, sürekli düşünceler, uykuda rüyalarda bile insan artık gündüzüyle çarpışma halinde. Depresyon!

Sonra birileri çıkıyor senin karşına ve seni daha tam tanımadan sana diyor ki arkadaşım sen hayatını yaşamıyorsun, arkadaşım sen mutlu değilsin, arkadaşım sen yaşadığını düşünüyorsun ama ölüden farkın yok…

Ya da senin patronuna gidiyorlar senin bu adamlarını gözlemledim şu şu kusurları var ve bu kusurlar senin işinin önünde engel hem de para kazanmana fren yaptırmış…

Bunlar için, sizin için elimde harika bir tedavi yöntemi var, ilaç falan da kullandırmıyorum. Bu tedaviyi ben öğreteceğim siz kendi kendinize uygulayacaksınız.

Tedavinin sonunda siz dünyaya yeni gelmiş bir bebek gibi olacaksınız ve kendi kendinize, ne zaman bu, yani tedaviden önceki haliniz ile karşı karşıya gelirsiniz yine uygulayacaksınız ve hooooppp bir yeni siz daha!

Ama bunun için tek şartım var; ya şu yazdığım kitabı paranız ile satın alacaksınız, ya da benim paralı eğitimlerime birkaç günlüğüne katılacaksınız…

Karşısındakinin kafasında, paradan söz açılınca, derin düşüncelerle dolu sorular oluştuğunu anlayınca da; yaw arkadaşım ben sana hayatın sırrını veriyorum. Ve bu gizem için bir seferliğine ödeme yapacaksın. Bu cüzi paranın önemi ne kadar olabilir ki? Hem o istediğim para da para değil ki sırf yüce güç tarafından bana verilmiş olan yeteneği sizinle de paylaşmak istiyorum hepsi bu.

Asıl Sizi mutlu ettiğimde benim alacağım mutluluk benim kazancım olacak.

Ferrarisini satanını mı ararsınız, sufi öğretilerle karşısındakinin gönlüne kadercilik aşılayanını mı ararsınız, Amerika’ya özgü isimler bulunan kitapları Türkçe isimler ile değiştirerek kendininmiş gibi sunan kopyacılarını mı ararsınız, ölüp beyaz bir ışık görüp yaşamın gayesinin kendisine söylendiğini mi ararsınız… Böylelerinin arasında bunların hepsi var oğlu var…

İşte bu kitapta onlardan biri!

Ama hepsi neredeyse aynı; geçmiş geçti bırak, gelecekte gelmedi düşünme, sana an verildi anı yaşa.

…

Bu kadar dokundurdum ama okumadan da edemiyorum: bazen “aaaaaaaaaaa bu adamda benimle aynıymış, benimle ayı şeyleri yaşamış lan bu da, ama ben bunu biliyorum!” dedirtecek cinsten ve  insanın beyninde şimşekler çaktıracak tarzda kitaplar, bu kişisel gelişim kitapları…

Bu kitabı ilk gördüğümde anlayamadım; yazar kim ve kitabın ismi ne? Dolce Vita mı yoksa Aşkım Kapışmak mı? Kitap bir aşk kitabı gibi geldi Aşkım için kapışırım falan tarzında ilgi çekmek için uydurulmuş bir başlık olarak düşündüm fakat arkasını okuyunca anladım ki yazarın adıymış Aşkım Kapışmak ve Dolce Vita ( yani; bu senin hayatın)mış kitabın adı da!

Aşkım Kapışmak; büyük ihtimalle vermiş olduğu seminerlerdeki konuşmalarını, seminerlerinde kullandığı Power Point sunumlarındaki madde madde hatırlatıcıları bu kitapta kullanarak, sözlü anlatımı size yapamayacağına göre bu sefer kitabın sayfalarına dökmüş. Başarılı da olmuş!

Dolce Vita arka kapak resmi

Kendini Bilen RABbini Bilir

Daha öncesinde Allah de ötesini bırak, bana Allah yeter ve yüzleşme kitaplarını okuduğum Uğur Koşar bu kitabında kendisine sorulan sorulardan seçtiği sorulara cevap vermiş.

Türkiye insanının neleri merak ettiklerini, canlı yayınlarda, gazete köşelerinde sordukları saçma, cevabını öğrenseler dahi hayatlarında bir şeye yaramayacak sorulardan az çok biliyoruz.

Kitap “benim diğer herkes gibi olmamam, benim ben olmam lazım, benim kendimi bulmam, benim kendime gelmem lazım, benim bir kere yaşadığım hayatım sona erdiğinde adı sanı üzerinde yazı yazmasa kim olduğu bilinmeyecek mezarlardakinden farklı olması lazım” düşüncesini bayağı bayağı kafanıza çakıyor.

Fakat diğer kitaplara nazaran bu kitapta Uğur Koşar egosu yüksek bir insan gibi yazmış kitabı.

Evet, soruların bazısı gerçekten aptalca, içi boş ama o sorulara Uğur Koşar’ın verdiği “ben düşünmüyorum, ben düşünmem, ben çocuk gibiyim, ben anı yaşarım, ben sorulara düşünmeden cevap yazıyorum, hayat beni nereye akıtırsa oraya gidiyorum…” şeklinde vermiş olduğu cevaplar sorunun mantıksızlığına çok sinirlendiğini gösterirken kendi BENlik düşüncesini ön plana çıkarmış.

Uğur Koşar hadi olduğu hali ile yazıyor kitaplarını diyeyim, eyvallah fakat düşünmeden nasıl kitapların ismini buluyor anlamadım. O zamanda şunu diyecektir bir sabah uyandım beynimde bir şimşek kitabın ismi ve bende kitabın ismine göre yazdım kitabı ya da kitabı bitirdim uykuya geçtim bir anda gözlerim açıldı şlak işte kitabın ismi.

Sayın Uğur Koşar senin de bir Osho, Gandhi, Robin Sharma gibi kişisel yön verme alanında dünyanın önde gelen isimlerinden birisi olmanı isterim fakat karşındaki insana ben şöyle yapıyorum ben böyle yapıyorum ben… diyerek egosunu tatmin etmeye çalışan birisi havasını veriyorsun. Öğretilerin ile bu kitapta bu yaptığın tam zıt herkesin kendi hayatı var herkes sen gibi olamaz.

Bırakın uyumayı kendinizi dinlenmiş farz edin, bırakın giyinmeyi süslü görünmeyi deriniz var zaten olduğunuz gibi görünün, bırakın işe gitmeyi para size koşa koşa gelsin, bırakın her şeyi nasıl olsa sende mezara gireceksin bende niye dünyalık bir şey ile cebelleşelim kiJ

Daha kendisini tanıyamamış kendini bilmez, Allah’ın kendisine bahşettiğinden ne kadar haberdar olacak, yaratıcısını ne kadar bilecekte anacakta yaşayacak. (Bu sözüm Uğur Koşar’a değil)

Böyle kendini sadece aynada görmüş fakat ne olduğunu tanıyamamış kendisini yüce bir gücün yarattığını ve özel olduğunu farkındalığına varamamış bir insan yaşadığından ne kendisini, ne de çevresindekileri mutlu edebilir.

kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar, kendini bilen rabbini bilir Uğur Koşar, Uğur Koşar kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar’ın kendini bilen rabbini bilir kitabı, değerlendirme, eleştiri, yorum, kendini bilen rabbini bilir değerlendirme, kendini bilen rabbini bilir eleştiri, kendini bilen rabbini bilir yorum, kendini bilen rabbini bilir kitabı değerlendirmesi, kendini bilen rabbini bilir kitabı eleştirisi, kendini bilen rabbini bilir kitabı yorum

değerlendirme, eleştiri, kitap, uğur koşar, yorum, kendini bilen rabbini bilir

kendini bilen rabbini bilir arka kapak

Alaska’nın Peşinde

Tek düze giden hayatının öyle gitmesi gerektiğini, hayatın senin için öyle olduğunu düşündüğün bir anda biri/birileri çıkar karşına ve o karşına çıkan/çıkanlar sana,

“senin yaşamakta olduğun hayat aslında senin kendi istediğin, sana mutluluk getiren hayat değil; başkalarının senin yaşamanı istediği hayat” diye senin yüzüne tüm gerçekliği ile ve senin kalbin kırılacakmış kırılmayacakmış umursamadan acımasızca bir tokat gibi çarparlar.

Onun/Onların hayatlarının içine biraz dâhil olduğunda haklı olduklarını anladığın andan sonra Ona/Onlara ayak uydurursun ve bu yeni hayatının hem ruhuna ve hem de tüm vücuduna, geçmişte yaşayamadığın günlerinde acısını çıkartmaya çalışan senin için doyumsuz bir haz verdiğini hissedersin.

Ömrünüz boyunca hayatınızın akışına doğru yönü verenleriniz eksik olmasın.

Alaskanın Peşinde arka kapak

Yüzleşme, Uğur KOŞAR

Bu kitapta bir evlat olarak sen varsın, bu kitapta baban var annen var, bu kitapta anne veya baba isen sen varsın, bu kitapta evladın var, bu kitapta kardeş olarak sen varsın, bu kitapta kardeşin var, bu kitapta arkadaş olarak sen varsın, bu kitapta arkadaşların var, bu kitapta bir çalışan olarak sen varsın, bu kitapta amirin var, bu kitapta patron olarak sen varsın, bu kitapta çalışanların var, bu kitapta en mucize varlık olan sen varsın, bu kitapta farkına varamadığın SENin hayat hikâyesi var.

Bu kitap tam da sana hitap ediyor, bu kitap tüm insanlara hitap ediyor, bu kitap senin gerçekle yüzleşmeni sağlıyor, bu kitap sana süslenerek aktarılan doğru bildiğin gerçeklerin yalan olduğunu ispatlıyor.

Bu kitabı bir evlat olarak oku, bu kitabı anne baba isen oku evladına/evlatlarına okut, bu kitabı kardeş olarak oku, kardeşine/kardeşlerine okut, bu kitabı arkadaş olarak oku arkadaşına/arkadaşlarına okut, bu kitabı bir çalışan olarak oku, bu kitabı bir patron olarak oku, bu kitabı herkes okusun!

Ama sadece okuma; kendinin farkına var.

Uğur KOŞAR’ın ya da bu kitabın reklamı değil bu yazdıklarım. Kendisi ile hiçbir alış verişim yok. Sadece o kadar beğendim mi kitabı ve kitapta kendimi öyle bir buldum ki onun için yazıyorum. Allah razı olsun Uğur KOŞAR’dan ve keşke daha önce bu kitap çıksaydı da daha önce okusaydım. Ama belki de hiçbir faydası olmazdı.

Neyse bu kitabı okuyana kadar zaten hayattan bir sürü tecrübe kazandım.

Şimdi tecrübeleri fırsata çevirme zamanı.

Kitaptan notlarıma aldığım bazı önemli vurgulamalar.

Mutsuz insan yoktu sadece mutlu olacağına inanmayan insan vardır.

Seni kendini köle hissettiğin sürece karşındaki her kimse kendini bir kral olarak görecektir.

Çaresiz kaldığın zamanlarda kendine çare bulabilirsin, bu insan olmanın bir özelliğidir.

Önemli olan yaşamın sana sundukları değil senin ona yüklediğin anlamdır.

yüzleşme arka kapak

İtikad Risalesi

“Elhamdülillah Müslümanım” diyordum bende diğer herkes gibi , elimden geldiğince ibadetimi yapmaya da çalışıyordum, arada bir namaz, oruç, Kelime-i Şahadet, kurban… ama Uğur KOŞAR’ın Allah de ötesini bırak isimli kitabı ile birlikte başladığım dini kitap serüvenim Uğur KOŞAR’ın diğer kitapları ile, daha öncesinden de okuduğum Kuran-ı Kerim’i sure sure iyice özümsemeye çalışarak okuma ile devam ediyor… şimdi de TV programlarından üslubu hoşuma giden Ahmet Mahmut ÜNLÜ namı diğer Cübbeli Ahmet HOCA’nın İtikad Risalesi kitabını bir arkadaşım sayesinde okudum. Tek cümle ile anlatmak gerekirse; TV programlarında nasıl bir üsluba sahipse Cübbeli Ahmet Hoca aynı üslup bu kitapta yazıya dökülmüş; karşısındaki ile konuşur tarzda söyledikleri kitaplaştırılmış. Ahmet Mahmut ÜNLÜ hocanın bu İtikad Risalesi kitabını okuyunca İslamiyete olan susuzluğum daha da arttı. İtikad Risalesi kitabını okurken size tavsiyem yanınızda internete bağlı bilgisayarınız açık olsun çünkü daha bir çok mevzuyu merak edip araştırmak isteyeceksiniz…

itikad risalesi

Bana Allah Yeter

Annemin anlattığı bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; dervişlerden biri yolculuk ederken köyün merasında hayvanlarını otlatan genç bir çoban ile karşılaşmış; sohbet etmişler, genç çoban her hangi bir yerde bilindik tarzda eğitim görmemiş birisiymiş,, genç çoban azığından çıkardığı yiyeceklerini Derviş  ile paylaşmış… Derken namaz vakti gelmiş bakmış genç çoban abdest alıyor, bu durum çok hoşuna gitmiş Dervişin, yan yana namaza durmuşlar, genç çoban biraz yüksek ses ile söylüyormuş ne söylediklerini, derviş çobanın söylediklerine ucundan kıyısından kulak misafiri olmuş, çoban aynen şunu diyormuş ve şöyle kılıyormuş namazını;

Ayakta duruyormuş; huzuruna geldim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Rükuya gittiğinde; huzurunda eğildim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Kalktığında; kalktım Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Secdeye vardığında; yattım Allah’ım biraz bekliyormuş…

Sonunda; sen benim namazımı kabul et Allah’ım…

Her rekatta bunu tekrar ediyormuş. Namazdan sonra Derviş genç çobana;

Namaz kılman hoşuma gitti fakat dikkat ettim bir şeyler söylüyorsun, namaz surelerini bilmiyor musun? Demiş.

Genç çoban da; annem bana böyle öğretti demiş, Derviş namaz surelerini söylemiş, öğretmeye çalışmış fakat çoban bir sürü kere tekrar tekrar tekrar sormuş, Derviş de bıkmadan usanmadan tekrar tekrar tekrar söyleyerek, öğretmeye çalışıyormuş… vakit biraz geçince Derviş müsaade isteyerek ayrılmış çobanın yanından…

Dervişin köye gidebilmesi için nehri geçmesi gerekiyormuş, bir sandala binmiş tam nehrin ortasında iken arkasından gelen bir ses duymuş, hocam hocam hocam bu şöyle miydi? diye arkasına bir dönmüş Derviş bir de ne görsün genç çoban sandala doğru, su üzerinden batmadan koşarak geliyor… Derviş genç çobana demiş ki; oğlum sen bildiğin şekilde devam et; Çünkü o kadar içten kılıyorsun ki Allah senin namazlarını kabul ediyor.

Çok hoşuma gitmişti bu hikaye sizinle de paylaşmak istedim.

Allah zorunluluktan kaynaklanan gösteriş istemiyor, Allah kullarının kendisini kalpten gelerek anmasını istiyor!

Uğur KOŞAR’ı hiç tanımazken D&R mağazasında en çok satanlar bölümünde “Allah de ötesini bırak” ( kitap yorumunu https://www.kitaposkop.com/2014/01/allah-de-otesini-birak/ adresinde okuyabilirsiniz. ) isimli kitabı dikkatimi çekmişti, aldım okudum. Çok hoşuma gitti, yalın bir anlatımı, din tarihinden konusu ile alakalı hikayeleri bir araya getirerek aklınızdan an olsun çıkaramayacağınız öğretilere sahip olmamı sağladı.

Sonrasında bu kitabı aldım; “Allah bana yeter”  kitabı da aynı etkiyi yapmayı başardı üzerimde!

Günümüzün kargaşa dolu, hep daha fazlasını arzulayarak buna ulaşmak için mücadele halinde olduğumuz dünyanın, gerçeğine döndüğümüzde aslında bazen ne kadar boşa kendi kendimizi hırpalıyoruz… Dünya malına sahip olurken neleri neleri kaybediyoruz Uğur KOŞAR bunu anlatıyor.

Bu kitapta bulacağınız özetle şu; Allah’tan istediğinizi O’nun 99 güzel ismini anlamlarına uygun kullanarak, ezbere kaçmadan, ne istediğinizi iyice düşünerek isteyin, çünkü Allah’ın yarattığı hiçbir varlık size yardım edemez size yardım edecek bir tek güç vardır O’da sizi yaratan Allah’ın ta kendisidir.

Sevgiliye neler neler düşünülüyor değil mi; zamane sabileri de zamane sübyanları da bir birlerine bir birlerine karşı hissettikleri duygularını anlatabilmek için bir sürü şairin, yazarın çeşit çeşit kitaplarını karıştırıyorlar, internetin altını üstüne getiriyorlar ve kendilerini en iyi ifade edecek sözleri seçiyorlar, ya da kelime dağarcıkları ve bilgileri nispetince ne hissediyorlarsa onu biraz da abartarak belki de terk edip gidecek olan kendileri gibi fanilere anlatmaya çalışıyorlar; yapılmasın demiyorum ama peki bizi hiç terk etmeyen terk etmeyecek bizim yaratıcımız olan ezeli ebedi Allah için ağzımız ne söylüyor.

Bana Allah Yeter Arka Kapak

Kağıttan Kentler

En basitinden şöyle anlatayım; kolunda milyon dolarlık saat, altında milyon dolarlık arabası ile ekranlara çıkıp arkasında bom boş duran araziyi göstererek burada bir şehir kuracağım diyen adı malum büyük oynayan müteahhit ve benzeri girişimcilerin projeleri eğer hiç başlanmadan veya biraz başlanıp da tamamlanamadan kendi haline terk ediliyorsa bu tür yerlere kağıt üzerinde kaldıkları için Kağıttan Kentler denir.

Şimdilerde bu tür yapılar daha ortada hiçbir şey yokken maket üzerinden satıldığı için bence maketten kentlerde denilebilir.

Biz kendi hayatımızı yaşamaya çalışırken çevremizdeki insanlar da kendi hayatlarını yaşamaya çalışıyorlar, hadi yedi milyarın üzerinde insanın yaşadığı dünyamızda herkes ile ilgilenemeyiz ama dost diyebileceğimiz bir arkadaşımız için öylece oturur durur muyuz yoksa bir şeyler yapmak için gayret mi gösteririz?

“Dost dediğin kara günde belli olur “atasözümüz bu soruya cuk oturacak cevabı kendi kendine verir.

Çevrenize bakınca ne kadar bina görüyorsunuz; çok çok çok

Komşuluğunuza bakınca kaç kişiyi tanıyorsunuz; çok çok az

Bir apartmanın bir dairesinde bir cenaze olsa bile diğer dairesinde yaşayan eğlenebiliyor. Oysa eski zamanlarda böyle miydi? Sessizlik korunarak, düğün varsa o bile ertelenerek acını bizde yaşıyoruz, yasını bizde tutuyoruz gösterilirdi! Gittikçe yozlaşıyoruz, yalnızlaşıyoruz.

Günümüzün şahane harita programlarından en popüleri olan Google Earth programından bir bakın şehrinize bir sürü bina göreceksiniz; yalnızsanız, acınız sadece sizin acınızsa gerçek bir kentte mi yaşıyorsunuz, kağıttan bir kentte mi yaşıyorsunuz? Siz karar verin, farkı var mı?