Bölük Komutanı: Binbaşı Murat Öztürk disiplinsizliğe göz yummak suçu
ile Türk Silah Kuvvetleri’nden ihraç edildiler.
Yargılama devam ederken, terörist sayısı bitti derlerken, birden, Türkiye’yi bölmek için yıllarca silahlı mücadele veren, binlerce askerimizin ve vatandaşımızın kanını akıtan PKK terör örgütü başı Abdullah Öcalan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yapmak üzere, Türkiye’de Milliyetçi geçinen bir parti başkanı tarafından davet edildi.
Bu ne yaman çelişkidir.
Geri vites yapmayan teğmenlerimizi alınlarından öpüyorum.
Yalnız değilsiniz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Askerleriyiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi bekçileriyiz!
Hazine ve Maliye Bakanlığı, 01 Kasım 2024 tarihinde, 5 milyon TL üzeri borcu olan mükelleflerin listesini, kendi sitesinde, arama fonksiyonu olmayan bir formatta yayınladı.
Yani yayınlanmış olmak için yayınlandığı belliydi.
Aranabilir formata dönüştürerek vergiyuzsuzleri.com adresinde il il excel listesi olarak yayınladık.
39.270 mükellefin, 968 milyar TL vergi borcu bulunuyordu.
Vatandaşına kemer sıktıran yönetimin, bazı mükelleflere gelince ne kadar rahat davrandığının göstergesiydi.
Yer yerinden oynamalıydı.
Ya 5 milyon TL altında olup yıllarca ödenmeyenler,
Ya vergi borcu silinenler…
Kıt kanaat çalışan ama yine de Türkiye’m de Türkiye’m diyen vatandaşına reva görünen bu mu?
Zengin ve çevresi hatırı sayılır insanlarla dolu ailesinin imkanlarını çok iyi değerlendirerek, dünyaya geliş gayesini bilgisine danışılan bir yer bilimci bilim adamı olan Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor adlı kitabında;
Kendisinin imkanlarına sahip olmayanların da, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte sağlanan eğitimde fırsat eşitliği ile, köyde fakir bir ailede dahi dünyaya gelmişi olsa dahi, köylere kadar götürülen okullar sayesinde aldığı eğitim ile yeteneğinin el verdiği ölçüde, hayal ettiği seviyelere geldiğini, böyle bir sürü insanımız olduğunu anlatmıştır.
Ama, özellikle 2000 yılından sonra, sadece oy çalmaya yönelik gerçekleştirilen plansız programsız politikalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte her vatandaşına sağladığı fırsat eşitliklerini bir bir yok etmiştir.
Ne yapacağını bilemeyen çocuk, çevresinde itibar gören kişinin mesleği ne ise ona yönelmek isteyecektir. Herkesin üniversite okuması şart değildir. Önemli olan icra ettiği meslekte iyisi olmak olmalıdır. Çocuk becerisi doğrultusunda yönlendirilmelidir, imkan sağlanmalıdır, eğitilmelidir, işe yerleştirilmelidir, görevi konusunda imkanlar sağlanmalıdır, katma değeri ne ise ona göre de maaş verilmelidir…
Ama maalesef yaşadıklarımız; yıllar öncesinde “benim oyum ile çobanın oyu bir mi” diye söyleyince adeta aforoz edilen Aysun Kayacı’yı doğruladı.
Celal Şengör’ün de, dünyada yer bilimi alanında danışılan bir adam olmasına, yıllardır, “deprem geldi, geliyor, az kaldı, önlem alınması lazım, İstanbul’un ve çevresinin, sahip olduğu sanayi gücü, Allah korusun bir depremde ülkemizi şah mat edecek nitelikte olduğundan, ülke geneline yayılması lazım” demesine rağmen; dinsiz, Allah tanımaz, Atatürkçü özellikleri ön plana çıkarılarak sözleri kulak arkası, göz ardı edilmektedir.
Halbuki arkadaşlarla beyin fırtınası yapınca, Maraş Depremi bir fırsattı; ver teşviği, taşı sanayiyi deprem bölgesine!
İlber Ortaylı’da Celal Şengör’de “CAHİL” derken aslında bir kişinin cehaletinin ülkeyi domino taşı etkisi gibi yıkabileceğine değinmektedirler.
İşte Celal Şengör, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında bunu çok güzel anlatıyor…
Düşünün, siz trafik kurallarına noktasına virgülüne uyan birisiniz; emniyet kemerinizi bir metre öteye giderken bile takan, yayalar yaya geçidinde olmasa dahi görünce yol veren, hız sınırlarının altında araç kullanan, aracının bakımını ihmal etmeyen birisiniz. Size cahil denmiyor.
Ama bir şekilde ehliyet almış, arabasının bakımlarını hep ihmal eden, trafik kuralları polis kontrol noktalarını görünce aklına gelen, hızlı araç kullanan birisinin sizin şeridinizde karşınızdan geldiğini düşünün… İşte o kişi cahildir. Ve sizin hayatınızı etkileyecek bir olayı size yaşatmak üzeredir.
Ya a şöyle düşünün düşman ile karşı karşıyasınız, elinizde tam dolu silahınız, bombanız, merminiz bitse en keskininden bıçağınız yani her şeyiniz var, buna rağmen siz gidiyorsunuz bu silahlarınızı bırakıyor ve duaya başlıyorsunuz… işte siz din cahilisiniz…
Evet maalesef deneyimler sonucu oluşan atasözünde olduğu gibi; “yarım doktor candan yarım hoca dinden” eder misali ülkemiz.
Cahiller, yaşamımızı etkiliyor.
Celal Şengör’e, Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor kitabında çokça bahsettiği, “herkes eşit olamaz, olmamalı” düşüncesine katılıyorum. Ama eşitsizlikte Hindistan’daki gibi kast sistemi gibi de olmamalıdır tabi.
Ben yorumumu daha fazla uzatmayayım yoksa kitap gibi olacak, en iyisi siz Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabını okuyun.
Kübra dizisinin 1 sezonunda KÜBRA‘nın ne anlama geldiğini öğrendik.
Kübra 2;
Hedefi gerçekleştirmek için; “ikna edilmişlerle değil inanmışlarla yola çıkılması gerektiğini” vurgulamaktadır.
İkna edilmiş olan; kafasında zaten soru işareti olan kişidir ve en ufak bir tereddütte ya ortadan kaybolacaktır ya da köstek olacaktır.
İnanmış olan ise; hedefe giden yolda, ne olursa olsun kendi görevini yapmaktan imtina etmeyecektir.
Bu diziyi izlerken, bir taraftan da okumaya devam ettiğim, Celal Şengör’ün “Senin Cahilliğin Benim Yaşamımı Etkiliyor” kitabındaki, bilgisi ve yetkinliği olmayan geniş halk kitlelerinin desteğini alan popülist siyasetçilerin devlet yönetiminde mutlak güç elde etmesiyle oluşan bir yönetim tabiri olan Oklokrasi aklıma geldi ve şunu düşündüm.
Çok kişinin desteklemesi demek, destekleyenlerin kim olduğu açık seçik bilinmediğinden, o kişinin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Ya destekleyenler, başkalarını değil de sadece kendi çıkarları için destekliyorsa!
Kübra 2 dizisi, bir taraftan;
Düzen yozlaşmışsa,
Vatandaşın seçtikleri, vatandaşın güvenliğini ve refahını sağlamak yerine kendi ve çevresinin güvenliğini ve refahını sağlama gayretindeyse,
Birileri daha ayrıcalıklı ise,
Birilerinin masasında kuş sütü bile varken birileri yatağa aç giriyorsa,
Birilerinin büyük suçları örtbas edilip elini kolunu sağlayarak dışarıda gezerken birileri sudan sebeplerle hapse atılıyorsa…
Vatandaşın üzerine düşen bu şartlara isyan edip sesini duyurmaktır,
İsyan çıkarsa ama sonuna kadardır,
İsyanın önderleri bu durumlarda iftiraya maruz kalacaklardır;
Kendisine inananların, liderlerine inanmışlarsa ve yaptığı da herkes için iyiyse, liderlerine ne derlerse desinler, lidere ne olursa olsun haklı isyanını sürdürmeleri gerekir…
Diyerek ezilenleri devlete karşı isyana teşvik etmekte iken;
Diğer taraftan;
Devletin elinde bulunan imkanlar sayesinde, devlete isyan etmenin nafile bir uğraşı olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır.
Ama ben bu iki düşünceyi bir araya getirerek, Kübra 2 dizisinin vurgulamak istediği noktayı;
İster oylarla seçilen ister atanan yönetici ol,
İster yöneticinin dudağı arasında kariyeri olan bir memur ol,
İstersen de sade bir vatandaş ol…
Eğer görevini, ne olur halim diye değil de herkesi eşit görerek yaparsan;
Bu toprakların nimeti herkese yeter, aksi durumda çatışma kaçınılmazdır.
Bu kitap “Beraber Yürüttük Biz Bu Yollarda” Stephen King kitapları kadar gerici korkutucu, kitabın yazarı “Yılmaz Özdil” ise Agatha Christie’nin esrarengiz olayların üzerindeki sır perdesini ortadan kaldıran dedektif karakteri Hercule Poirot gibi.
Bu kitabın en ürkütücü tarafı; içinde yazanlar gerçek!
Okunması lazım, okutulması lazım özellikle de “alternatifi mi var mı ki, en azından Müslümanlar” diyerek, söylediklerinin/yaptıklarının, başka bir gün söylediğini/yaptığını sanki başkası yapmış gibi davranmasına rağmen, hepsinin doğru olduğuna inandıkları iktidar partisinin taraftarlarına…
Onlar bilgi sahibi olacakları bu tür şeylere para vermezler alın hediye edin! Ama onlar okumazlar da; Müslümanlığın kitabını anlayacakları dilden nasıl okumuyorlarsa ya da okusalar da Kuranı Kerimi nasıl işlerine geldiği gibi anlıyorlarsa işte o yüzden.
Ama yine de belki bir kaç tane doğruya önem veren kalmıştır aralarında. Denemeye değer.
Ama çocuklara okutun. Okullarda artık tarih diye safsatalar okutulmaya başlamadan önce bu kitabı okutun. Başka darbeler hakkında ahkam keserken yakın tarihin en büyük darbesinin sessiz sedasız yalanlarla dolanlarla nasıl yapıldığını öğrensinler.
Kitabı, yarısındayken bırakmak istedim çünkü; din maskesi altında şeytanların nasıl işler çevirdiğini gördüm. Ama daha neler yapmışlar diye devam ettim…
Bu kitap Türkiye’yi yönetenlerin sahip oldukları makamın yetkisini kendi çıkarlarına göre kullanarak minarelerine nasıl kılıf hazırladıklarını gözler önüne seriyor.
İktidar partisi, kendisine sadakati tescillenmiş ortaklarından öyle güzel bir saadet zinciri kurmuş ki; bu saadet zincirini bozmayı bırakın bozmak şüphesi içerisinde olan kim varsa ortadan kaldırmak için o kişinin geçmişine, kariyerine, gözünün yaşına bakmıyor.
Milyonlarca şehidin akan kanı ile düşman unsurlardan temizlenerek bağımsızlığını kazanan, Müslümanlığın İslamiyete layık yaşanası bir yer haline getirilen Türkiye’mizin bariz tuzaklara bilerek düşürüldüğü duruma o kadar sinirlendim ki gözlerimden yaş geldi.
İnsanın başına, vatan toprağının başına ne gelirse cehaletten gelir.