Kader, gemiyi limana getirir; ama demir atmayı sağlamaz.
Hayatı Değiştiren Şey Bazen Sahip Oldukların Değil, Onlara Bakışındır
“Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır.”
— Said Nursi
İki adam aynı pencereden dışarı bakıyordu.
Biri sadece çamuru gördü.
“Ne kadar kötü bir manzara…” dedi.
Diğeri başını kaldırdı.
Aynı pencereden gökyüzünü gördü.
Bulutları…
Uçan kuşları…
Batmakta olan güneşi…
Gülümsedi.
Yanındaki adam şaşırdı:
“Biz aynı yere bakmıyor muyuz?”
Cevap verdi:
“Aynı yere bakıyoruz.”
“Ama aynı şeyi görmüyoruz.”
Hayat çoğu zaman bize aynı malzemeleri verir.
Ama herkes farklı anlamlar çıkarır.
Bir insan yağmurda sadece ıslanmayı görür.
Başka biri toprağın yeniden canlanmasını.
Birisi yaşlanmayı kayıp görür.
Başka biri tecrübe olarak kabul eder.
Çünkü göz sadece görüntüyü alır.
Anlamı veren zihindir.
Dünyayı değiştirmek her zaman mümkün değildir.
Ama dünyaya baktığın pencereyi değiştirebilirsin.
Bazen huzur;
yeni bir hayatta değil,
mevcut hayatı yeni bir gözle görebilmektedir.
Bugün hayatında var olduğu hâlde değerini yeterince fark etmediğin şey ne?
İçinde taşıdığın şeyi dışarı çıkarmazsan, içinde taşıdığın şey seni yok eder.
“İçinde taşıdığın şeyi dışarı çıkarmazsan, içinde taşıdığın şey seni yok eder.”
— Carl Jung
Küçük bir köyde yaşayan yaşlı bir heykeltıraşa bir çocuk sordu:
“Bu kadar güzel heykelleri nasıl yapıyorsun?”
Usta, büyük bir mermer bloğu gösterdi.
“Ben heykeli yapmıyorum.”
Çocuk şaşırdı.
“Peki ne yapıyorsun?”
Usta gülümsedi.
“Heykel zaten taşın içinde.”
“Ben sadece ona ait olmayan parçaları çıkarıyorum.”
Çocuk yıllar sonra bunun yalnızca heykeller için söylenmediğini anladı.
İnsan da kendi içindeki gerçek benliğe ulaşabilmek için, ona ait olmayan korkuları, önyargıları ve bahaneleri yontmak zorundaydı.
Çoğu insan kendini geliştirmeye çalışırken aslında yeni bir insan olmaya uğraşır.
Oysa bazen yapılması gereken;
yeni özellikler eklemek değil,
gerçek kimliğini örten korkuları kaldırmaktır.
Bilgelik, başkası olmaya çalışmak değil,
kendin olabilmektir.
Her insanın içinde ortaya çıkmayı bekleyen bir eser vardır.
Sorun yetenek eksikliği değildir.
Çoğu zaman sorun;
ertelemek,
korkmak,
kendine inanmamaktır.
Bugün seni gerçekten sen yapan ama uzun zamandır ertelediğin hangi yönünü yeniden ortaya çıkarmak isterdin?
Bilmek Başka, Anlamak Başka: Hayatın En Büyük Yanılgılarından Biri
“Bilgi konuşur, bilgelik dinler.”
— Jimi Hendrix
Bir profesör ile yaşlı bir kayıkçı aynı sandalda yolculuk yapıyordu.
Profesör sordu:
“Matematik bilir misin?”
“Hayır.”
“Hayatının dörtte birini kaybetmişsin.”
Bir süre sonra tekrar sordu:
“Edebiyat bilir misin?”
“Hayır.”
“Hayatının yarısını kaybetmişsin.”
Tam o sırada fırtına çıktı.
Kayıkçı sakin bir şekilde profesöre döndü:
“Yüzme biliyor musunuz?”
Profesör korkuyla cevap verdi:
“Hayır.”
Kayıkçı gülümsedi:
“O zaman siz hayatınızın tamamını kaybetmek üzeresiniz.”
Bilgi değerlidir.
Ama tek başına yeterli değildir.
Çünkü bilgi;
neyin doğru olduğunu söyler.
Bilgelik ise;
doğru olanı ne zaman ve nasıl uygulayacağını öğretir.
Bu yüzden bazı insanlar çok şey bildiği hâlde mutsuzdur.
Bazıları ise az şey bilmesine rağmen huzurludur.
Hayat bir sınav olsaydı,
en yüksek notu bilgi değil;
tecrübe alırdı.
Çünkü yaşam,
ezberlenenlerle değil,
yaşananlarla anlaşılır.
Bugüne kadar sana en büyük bilgeliği bir kitap mı öğretti, yoksa yaşadığın bir olay mı?
Mutluluğu Yanlış Yerde Arıyor Olabilir misin? Einstein’ın Bu Sözü Çok Şey Anlatıyor
“Mutlu olmak istiyorsan, hayatını bir amaca bağla; insanlara ya da eşyalara değil.”
— Albert Einstein
Genç bir adam yıllarca mutlu olmanın peşinden koştu.
Önce iyi bir iş bulursa mutlu olacağını düşündü.
İyi bir işi oldu.
Sonra daha çok para kazanırsa mutlu olacağını düşündü.
Daha çok para kazandı.
Sonra insanların takdirini kazanırsa mutlu olacağını düşündü.
Takdir de gördü.
Ama her hedefe ulaştığında içindeki boşluk kısa süre sonra geri dönüyordu.
Bir gün yaşlı bir bilgeye gitti ve sordu:
“Hayatımda birçok şeyi elde ettim ama neden hâlâ eksik hissediyorum?”
Bilge gülümsedi.
Elindeki feneri yaktı ve şöyle dedi:
“Çünkü sen ışığı kendine tutuyorsun.”
Genç adam şaşkınlıkla baktı.
Bilge devam etti:
“İnsan sadece kendisi için yaşadığında bir süre sonra yorulur. Ama kendinden daha büyük bir amaca hizmet etmeye başladığında, hayatına anlam gelir.”
O gün genç adam ilk kez mutluluğun bir şeylere sahip olmakta değil, bir amaca sahip olmakta saklı olduğunu anladı.
İnsanlar çoğu zaman mutluluğu;
- para kazanmakta,
- daha iyi bir evde yaşamakta,
- daha güzel bir arabaya sahip olmakta,
- başkalarının takdirini görmekte arar.
Bunların hiçbiri kötü değildir.
Ancak hepsi geçicidir.
Çünkü koşullar değişir.
İnsanlar değişir.
Eşyalar eskir.
Ama anlamlı bir amaç, insanın zor zamanlarda bile ayakta kalmasını sağlar.
Amaç sahibi insanlar sadece yaşamazlar.
Neden yaşadıklarını da bilirler.
Mutluluk bazen daha fazlasını elde etmekte değil,
daha büyük bir anlamın parçası olmaktadır.
Çünkü insanı gerçekten tatmin eden şey;
sahip oldukları değil,
hayatına verdiği yöndür.
Bugün sahip olduğun her şey elinden gitse bile, seni sabah yataktan kaldıracak bir amacın kalır mı?
Aynı Olayı Yaşayıp Neden Farklı Hissediyoruz? İşte Sebebi
“Hiç kimse aynı nehre iki kez giremez.”
– Heraclitus
İki arkadaş aynı yağmurun altında yürüyordu.
Biri sürekli şikâyet ediyordu:
“Ne kötü hava…”
“Her yer çamur oldu…”
“Bugün mahvoldu…”
Diğeri ise yüzünü gökyüzüne çevirmişti.
Yağmur damlalarını hissediyor, gülümsüyordu.
Arkadaşı şaşırdı:
“Nasıl mutlu olabiliyorsun?”
Gülümsedi ve cevap verdi:
“Çünkü ben yağmuru görüyorum.”
“Sen ise sadece ıslanmayı.”
O gün ikisi de aynı yolu yürüdü.
Ama aynı günü yaşamadılar.
Hayatın birçok olayı nötrdür.
Onlara anlam yükleyen biziz.
Aynı olay:
- birini güçlendirebilir,
- diğerini yıkabilir.
Çünkü olaylardan çok,
onlara verdiğimiz anlam hayatımızı şekillendirir.
Mutluluk bazen şartların değişmesinde değil;
bakış açının değişmesindedir.
Çünkü dünya çoğu zaman aynı kalır.
Ama sen değiştiğinde,
dünya da değişmiş gibi görünür.
Bugün seni rahatsız eden hangi olaya farklı bir açıdan bakabilirsin?
İnsanlar Seni Neden Anlamıyor Sanıyorsun? Belki de Sebebi Bu
“Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmayı bekle.”
– Stephen Covey
Genç bir adam, babasıyla sürekli tartışıyordu.
Ne zaman konuşsalar kavga çıkıyordu.
Bir gün yaşlı bir bilgeye gitti.
“Babam beni anlamıyor.” dedi.
Bilge gülümsedi ve sordu:
“Peki sen onu anlamaya çalıştın mı?”
Genç adam sustu.
Çünkü yıllardır yaptığı şey konuşmaktı.
Ama dinlemek değildi.
O gün eve döndü.
İlk kez cevap vermeden dinledi.
İlk kez savunmaya geçmeden anlamaya çalıştı.
Ve yıllardır çözülemeyen mesafenin, birkaç dakikalık gerçek dinlemeyle azaldığını gördü.
İnsanların çoğu konuşurken:
karşısındakini anlamaya değil,
vereceği cevabı hazırlamaya çalışır.
Bu yüzden birçok tartışma aslında fikir çatışması değil;
anlaşılmama hissidir.
Gerçek iletişim,
haklı çıkmakla değil,
anlamaya çalışmakla başlar.
Bazen insanların ihtiyacı:
tavsiye değil,
çözüm değil,
eleştiri değil,
sadece dinlenmektir.
Çünkü anlaşılmak,
insanın en temel ihtiyaçlarından biridir.
Bugün gerçekten dinlemen gereken ama uzun zamandır duymadığın biri var mı?
Hayatta Gerçek Zenginlik Nedir? Bu Söz Cevabı Veriyor
“Dost, senin hakkında her şeyi bildiği halde seni sevmeye devam eden kişidir.”
– Elbert Hubbard
Genç bir adam zor günlerden geçiyordu.
İşleri bozulmuştu.
Parası azalmıştı.
Birçok insan yavaş yavaş hayatından çekildi.
Telefonu daha az çalmaya başladı.
Mesajlar azaldı.
Kalabalıklar küçüldü.
Bir akşam kapısı çaldı.
Gelen kişi eski bir dostuydu.
Ne öğüt verdi.
Ne yargıladı.
Ne de çözüm satmaya çalıştı.
Sadece yanına oturdu ve şöyle dedi:
“Konuşmak istemiyorsan konuşma. Ben buradayım.”
Yıllar sonra adam o günü hatırladığında şunu fark etti:
Hayatında birçok şey değişmişti.
Ama onu ayakta tutan şeylerden biri, o sessiz dostluk olmuştu.
İyi günlerde çevremizde çok insan olabilir.
Ama zor zamanlar bir süzgeç gibidir.
Gerçek dostluk:
menfaat bitince bitmez,
şartlar değişince kaybolmaz.
Dostluk, insanın yalnız olmadığını hissettiren görünmez bir köprüdür.
Hayatta herkes seni alkışlayabilir.
Ama düştüğünde yanında kalanlar çok azdır.
Bu yüzden:
Dost sayını değil,
dostlarının değerini bil.
Hayatının en zor döneminde yanında olan kişiye bugün ne söylemek isterdin?
Hayat Sen Planlar Yaparken Başına Gelenlerdir
“Hayat, siz başka planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”
– John Lennon
Genç bir adam vardı.
Her şeyin planını yapıyordu.
Önümüzdeki yılın…
Beş yıl sonrasının…
Emekliliğinin…
Her şey hesaplanmıştı.
Bir gün küçük kızı yanına geldi.
“Elimi tutup biraz yürür müsün?” dedi.
Adam meşguldü.
“Sonra.”
Ertesi gün yine istedi.
“Sonra.”
Bir hafta sonra yine.
“Sonra.”
Yıllar geçti.
Bir gün eski fotoğraflara bakarken fark etti:
Planladığı birçok şey gerçekleşmişti.
Ama kızının çocukluğu çoktan geçmişti.
Ve o an anladı:
Hayat, sadece hazırlık yaptığımız şey değilmiş.
Yaşarken fark ettiğimiz şeymiş.
İnsan geleceği düşünmek zorundadır.
Ama bazen:
- yarın için yaşarken,
- bugünü tüketir.
Geçmiş artık yoktur.
Gelecek ise henüz gelmemiştir.
Gerçekten sahip olduğumuz tek zaman:
şu andır.
Plan yap.
Hedef koy.
Hayal kur.
Ama bunları yaparken:
Bugünün güzelliğini kaçırma.
Çünkü bir gün dönüp baktığında,
hayatının büyük kısmının “bir gün” diye ertelediğin anlardan oluştuğunu fark edebilirsin.
Bugün ertelediğin ama aslında hemen yapabileceğin güzel bir şey var mı?
Geçmişi Değiştiremezsin Ama Hayatını Değiştirebilirsin
“Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
— Mevlana
Yaşlı bir adam her gün aynı bankta oturuyordu.
Elinde eski bir fotoğraf vardı.
Bazen gülümsüyor,
bazen de gözleri doluyordu.
Bir gün yanına küçük bir çocuk geldi.
“Bu fotoğrafa neden her gün bakıyorsun?”
diye sordu.
Yaşlı adam cevap verdi:
“Çünkü geçmişte çok güzel günlerim vardı.”
Çocuk bir süre düşündü.
Sonra masumca sordu:
“Peki yeni güzel günlerin olması için neden dışarı bakmıyorsun?”
Yaşlı adam sustu.
İlk kez başını kaldırdı.
Önünde oyun oynayan çocukları, uçan kuşları, batan güneşi gördü.
Ve fark etti:
Geçmiş güzel olabilir.
Ama hayat hâlâ devam ediyordu.
Geçmişe dönüp bakmak doğaldır.
Ama geçmişte yaşamak farklıdır.
Çünkü:
- geçmiş değiştirilemez,
- hatalar geri alınamaz,
- kaybedilen zaman geri gelmez.
Bilgelik şunu öğretir:
Geçmişi yanında taşı.
Ama sırtında taşıma.
Bazı insanlar geçmişte yaşar.
Bazıları ise geçmişten öğrenir.
İkisi arasında büyük bir fark vardır.
Çünkü hayat,
arkana bakarak yürüyebileceğin bir yol değildir.
Bugün bırakabilsen, geçmişten hangi yükü bırakırdın?
Hayat Umutsuzluğun Öbür Yanında Başlar. Sartre
Hayatın En Büyük İsrafı Nedir? Bu Söz Uzun Süre Aklından Çıkmayacak
“Yoksul olan, az şeye sahip olan değil; daha fazlasını isteyen kişidir.”
– Seneca
Bir tüccar vardı.
İki evi vardı.
Sonra üçüncüsünü istedi.
Üç evi oldu.
Dördüncüyü istedi.
Arabası vardı.
Daha yenisini istedi.
Onu da aldı.
Ama yine mutlu olamadı.
Bir gün köyde yaşayan yaşlı bir adama rastladı.
Adamın küçük bir evi vardı.
Akşam güneşi altında çayını içiyor, gülümsüyordu.
Tüccar dayanamadı:
“Bu kadar az şeyle nasıl mutlu olabiliyorsun?”
Yaşlı adam gülümseyerek cevap verdi:
“Çünkü ben sahip olduklarımla yaşıyorum.”
“Sen ise sahip olmadıklarınla.”
O gün tüccar ilk kez gerçekten sustu.
İnsan zihni sürekli eksik olana odaklanır.
Bu yüzden:
- elde ettiklerini sıradanlaştırır,
- sahip olduklarını küçümser,
- mutluluğu hep ileri tarihe erteler.
Stoacılar ise şunu söyler:
Mutluluk, sahip olduklarının miktarında değil;
onlara bakış açındadır.
Daha fazlası her zaman daha iyi değildir.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey:
yeni bir şey kazanmak değil,
zaten sahip olduklarının kıymetini fark etmektir.
Bugün sahip olduğun ama çoğu zaman değerini unuttuğun şey nedir?













