psikoloji

Swapped Filmi Yorumu: Empati, Dayanışma ve Farklılıkların Gücü

Bazı kötü dönemler yaşanır, sona erer ve tarihin sayfalarındaki yerini alır. Ancak yaşanan acılar tamamen yok olmaz; nesilden nesile aktarılan birer hatırlatmaya dönüşür. Kimi zaman bir öcü hikâyesi gibi anlatılır, kimi zaman da insanların konfor alanlarını terk etmemeleri için kullanılan bir uyarı olarak karşımıza çıkar.

Oysa zorbalık, ayrımcılık ve güçlünün zayıfı ezme isteği geçmişte kalmış sorunlar değildir. Fırsat bulduklarında yeniden ortaya çıkabilecek kadar canlı ve dirençlidirler. Bu yüzden adalet, eşitlik ve özgürlük yalnızca birilerinin koruyacağı değerler değil; toplumun her bireyinin sahip çıkması gereken ortak sorumluluklardır.

Swapped, bu gerçeği farklı bir bakış açısıyla hatırlatan filmlerden biri. Her bireyin farklı yeteneklere, farklı güçlü yönlere ve farklı mücadelelere sahip olduğunu gösteriyor. Bir kişinin eksik kaldığı noktayı başka bir kişi tamamlayabilir. Bu nedenle gerçek güç, tek başına üstün olmaktan değil; farklılıklarımızı bir araya getirerek ortak bir amaç doğrultusunda hareket edebilmekten doğar.

Film aynı zamanda empati kavramının önemini güçlü bir şekilde vurguluyor. Gerçek hayatta bir başkasının bedenine girip onun yaşadıklarını birebir deneyimleme şansımız yok. Ancak onun duygularını anlamaya çalışabilir, yaşadığı zorlukları dinleyebilir ve olaylara kendi penceremizin dışından bakmayı öğrenebiliriz.

Belki de daha adil, daha huzurlu ve daha güçlü bir toplumun temelinde tam olarak bu yatıyor: İnsanların birbirlerini değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmaları. Çünkü empati, yalnızca başkalarının hayatını değil, kendi geleceğimizi de daha sağlıklı ve daha güvenli hale getiren en değerli becerilerden biridir.

Swapped, farklılıkların çatışma nedeni değil, dayanışmanın gücü olduğunu; kötülüğe karşı verilecek en etkili mücadelenin ise birbirini anlayan insanların birlikte hareket etmesiyle mümkün olduğunu hatırlatan sıcak ve düşündürücü bir hikâye sunuyor.

Affedemediğin Şey Seni İçten İçe Tüketiyor Olabilir

“Affetmek, başkası için değil; kendin için özgürleşmektir.”

Bir adam düşün…

Yıllardır aynı kırgınlığı içinde taşıyor.

Birine kızgın.
Belki haklı da…

Ama zaman geçmesine rağmen:

  • zihni hâlâ aynı olayı düşünüyor
  • aynı öfkeyi tekrar tekrar yaşıyor
  • geçmişin yükünü bugününe taşıyor

Bir gün şunu fark ediyor:

Karşısındaki insan hayatına devam etmiş…
Ama kendisi hâlâ o olayın içinde yaşıyor.

O gün ilk kez affetmeyi düşünüyor.

Yapılan şeyi unutmak için değil…
Kendini o yükten kurtarmak için.

Ve zamanla içinde ilk kez hafifleyen bir sessizlik hissediyor.

Psikolojide uzun süreli öfke ve kırgınlık:

  • zihinsel stresi artırabilir
  • kaygıyı besleyebilir
  • duygusal enerjiyi tüketebilir

Affetmek ise yapılanı onaylamak değildir.

Geçmişin seni yönetmesine izin vermemektir.

Bazı yükleri taşımaya devam etmek,
karşındaki insana değil…

en çok sana zarar verir.

Çünkü bazen özgürleşmek,
haklı çıkmaktan daha değerlidir.

Bugüne kadar içinde taşıdığın en ağır kırgınlık neydi?

Uyum Sağlamak Uğruna Kendini Kaybetme

“Uyum Sağlamak Uğruna Kendini Kaybetme”

Bir adam düşün…

Bulunduğu ortama göre sürekli değişiyor.

Bir yerde çok sessiz…
Başka bir yerde aşırı neşeli…
Bazılarının yanında farklı düşünüyor ama susuyor.

Çünkü içinde hep aynı korku var:

“Ya beni sevmezlerse?”

Bu yüzden:

  • gerçek fikirlerini saklıyor
  • istemediği şeylere evet diyor
  • insanları kaybetmemek için kendinden ödün veriyor

Bir gün çok acı bir şeyi fark ediyor:

İnsanlar onun gerçek hâlini değil,
onlara uygun hâlini seviyormuş.

O gün ilk kez kendisi gibi davranmayı deniyor.

Bazı insanlar uzaklaşıyor.

Ama ilk kez aynaya baktığında,
kendini daha huzurlu hissediyor.

Psikolojide buna onay bağımlılığı (approval seeking) denir.

İnsan sürekli kabul görmek için karakterini bastırırsa:

  • özsaygısı zayıflar
  • kimlik karmaşası yaşayabilir
  • içsel boşluk hissedebilir

Gerçek huzur ise:

herkes tarafından sevilmekten değil,
kendin olmaktan gelir.

Bazı insanlar seni gerçek hâlinle sevmeyecek.

Ama kendini kaybederek kazanılan sevgi de gerçek değildir.

Çünkü en ağır yalnızlık,
kendinden uzaklaşmaktır.

Bugüne kadar sırf kabul görmek için hangi yönünü sakladın?

Kendini Sürekli Yetersiz Hissediyorsan Bu Söz Sana Çok İyi Gelecek

“Sen kendini olduğun gibi kabul ettiğinde, dünya da seni farklı görmeye başlar.”
– Carl Rogers

Bir kadın düşün…

Ne yaparsa yapsın,
kendini yeterli hissedemiyor.

Başarılı olduğunda bile:

  • daha iyisini yapmalıydım diyor
  • kendini küçümsüyor
  • sürekli eksik taraflarını görüyor

Çünkü yıllardır değerini:

  • insanların yorumlarına
  • başarılarına
  • başkalarıyla kıyaslamaya

göre ölçmüş.

Bir gün aynaya bakarken çok basit ama güçlü bir şeyi fark ediyor:

Kendine yıllardır bir yabancı gibi davranmış.

O gün küçük bir karar veriyor:

Kendini sürekli yargılamak yerine,
kendini anlamaya çalışmak.

Ve zamanla ilk kez şunu hissediyor:

Kusursuz olmadığı halde değerli olabileceğini.

Psikolojide buna öz değer eksikliği (low self-worth) denir.

İnsan:

  • sevgiyi hak etmek için kusursuz olması gerektiğine inanırsa
    zamanla kendini sürekli eksik hisseder.

Ama gerçek özgüven:

Kusurların olsa bile kendini tamamen reddetmemektir.

Kendine nasıl konuştuğun çok önemlidir.

Çünkü zihnin, senden duyduğu her şeye zamanla inanır.

Belki de ihtiyacın olan şey,
kendini değiştirmek değil…

Kendine biraz daha şefkat göstermekti.

Bugüne kadar kendinle ilgili en sert olarak hangi özelliğini eksik olarak gördün veya hala görüyorsun?

Sürekli Fazla Düşünüyorsan Bu Söz Seni Çok Rahatsız Edebilir

“Mutluluğun en büyük düşmanı düşünmektir. Çok düşünen insanlar, daha az mutlu olur.”

Bir kadın düşün…

Her şeyi çok düşünüyor.

Ne söylediğini…
İnsanların onun hakkında ne düşündüğünü…
Verdiği kararları…
Geçmişte yaptığı hataları…

Zihni hiç susmuyor.

Bu yüzden:

  • rahat uyuyamıyor
  • anın tadını çıkaramıyor
  • en basit kararları bile büyütüyor

Bir gün çok önemli bir şeyi fark ediyor:

Sürekli düşünmek, ona kontrol hissi vermiyor…
Sadece onu yoruyormuş.

O gün küçük bir şey deniyor:

Her problemi aynı anda çözmeye çalışmak yerine,
sadece o ana odaklanmak.

Ve uzun zaman sonra ilk kez zihninin biraz sessizleştiğini hissediyor.

Psikolojide buna overthinking (aşırı düşünme döngüsü) denir.

Beyin:

  • olası riskleri hesaplayarak
  • kötü senaryolar üreterek
  • sürekli analiz yaparak

seni koruduğunu sanır.

Ama çoğu zaman:

  • kaygıyı artırır
  • enerjiyi düşürür
  • huzuru azaltır

Zihin bazen çözüm üretmez…

Sadece gürültü üretir.

Her düşünceye inanmak zorunda değilsin.

Çünkü zihnin yorgunken,
gerçek olmayan korkular üretmeye başlar.

Bazen huzur,
her şeyi çözmekten değil…

Her şeyi kontrol etmeye çalışmayı bırakmaktan gelir.

Seni en çok yoran düşünceni hatırlıyor musun, ne olmuştu?

Sürekli İnsanları Memnun Etmeye Çalışıyorsan Bu Söz Seni Kendine Getirecek

“Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü, senin problemin değildir.”
– Regina Brett

Bir kadın düşün…

Hayatı boyunca insanları kırmamaya çalışmış.
Herkes onu sevsin istemiş.

Bu yüzden çoğu zaman:

  • istemediği şeylere “evet” demiş
  • kendi fikirlerini saklamış
  • mutsuz olduğu halde gülümsemiş

Zamanla fark etmeden kendisinden uzaklaşmış.

Bir gün aynaya baktığında şunu fark ediyor:

Herkesi mutlu etmeye çalışırken,
kendini tamamen unutmuş.

O gün küçük bir karar veriyor:

Başkalarının beklentilerine göre değil,
kendi değerlerine göre yaşamaya başlamak.

İlk başta insanlar garipsiyor.
Bazıları uzaklaşıyor.

Ama uzun zaman sonra ilk kez gerçekten huzurlu hissediyor.

Ve kendi kendine şu soruyu soruyor:

“Neden bunu daha önce yapmadım?”

Psikolojide buna people pleasing (aşırı memnun etme davranışı) denir.

İnsan kabul görmek için sürekli kendini bastırdığında,
özsaygısı zamanla zayıflar.

Çünkü beyin şu mesajı almaya başlar:

“Ben olduğum halimle yeterli değilim.”

Gerçek özgüven ise,
başkalarının onayına bağımlı olmadan yaşayabildiğinde oluşur.

Herkesi memnun etmeye çalışırsan,
en sonunda kendini kaybedersin.

İnsanların seni sevmesi güzel olabilir.
Ama önce senin kendini kaybetmemen gerekir.

Sırf başkaları ne düşünür diye yapmak isteyip vazgeçtiğin bir şey oldu mu?

Kontrol Edemediklerin Seni Yönetmesin: Marcus Aurelius’un 2000 Yıllık Güçlü Tavsiyesi

“Zihnin üzerinde gücün var, dış olaylar üzerinde değil.”
– Marcus Aurelius

Sabah işe giderken trafikte sıkıştığını düşün.
Korna sesleri, acele eden insanlar, stres…

Aynı trafikte iki kişi var.

Biri sinirleniyor, gününün berbat olduğunu düşünüyor.
Diğeri ise camdan dışarı bakıp sakin kalmayı seçiyor.

Trafik aynı.
Ama yaşadıkları gün tamamen farklı.

Psikolojide buna algı yönetimi (cognitive reframing) denir.

Olaylar değil, olaylara verdiğimiz anlam bizi etkiler.

Kontrol edemediğimiz şeylere odaklandığımızda stres artar.
Ama kontrol edebildiğimiz tek şey olan zihnimizi yönettiğimizde, güç kazanırız.

Hayat her zaman istediğin gibi gitmeyecek.

Ama her zaman şu senin elinde olacak:
Nasıl tepki verdiğin.

Gerçek güç, dış dünyayı kontrol etmekte değil,
kendi zihnini yönetebilmektedir.

Bugün seni zorlayan bir durumda, gerçekten kontrol edebildiğin şey neydi?

Psikolojik İşkence Teknikleri, Haluk Tatar

İşkence Türk Dil Kurumuna ait sozluk.gov.tr’de aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır.

1. isim Bir kimseye maddi veya manevi olarak yapılan aşırı eziyet.

2. isim Düşüncelerini öğrenmek amacıyla birine uygulanan eziyet:
“Ona, evimize niçin geldiğini sormak işkencesini de yaptım.” – Sait Faik Abasıyanık

3. isim Aşırı gerginlik, sıkıntılı durum, azap.

4. isim Vidalı bir tür sıkıştırma aracı.

Bu tanımlamalara baktığımızda, işkencenin hem bedene fiziksel zarar vererek hem de karşındakinin psikolojisine etki ederek yapıldığını anlayabiliyoruz.

Bu kitap, hayatımızda, farkında olmasak da, işkencelere maruz kaldığımızı ya da maruz bıraktığımızı gözler önüne seriyor…

Nasıl mı psikolojik işkencelere maruz kalıyoruz?

“Ne yani, yukarıda o kadar şey yazdım anlamadın mı?”

Demek bile psikolojik işkenceye girebiliyor mesela.

Reklamlarda geçen son şans, son 2 saat, az kaldı gibi ibarelerde psikolojik işkence oluyormuş!

Olabilir mi diye düşünürken tanıma baktığımızda, işkence, bir kişinin, karşıdaki kişiyi kendi çıkarı için sıkıştırma olarak gördüğümüzde vereceğimiz cevap EVET olacaktır.

Karşıdakinden bilgi koparmaya çalışan ajanların filmlerini izlemişsinizdir, bilgi almak için ne yaparlar?

Varsa eşi ve çocukları ile tehdit ederler, kişinin tırnaklarını çekerler, parmaklarını koparırlar… tek amaç nedir bilgi almak.

İşte öyle bir şey!

Bu kitabı oku ve işkenceye dur de!

RABB’in İçin Sabret, Uğur Koşar

Mevlana ne de güzel açıklıyor; “sonucunda mükafatı; eşi benzeri olmayan ve bütün isteklerinin ama bütün isteklerinin kabul edileceği bir cennet olacak o ki! Sen ey insanoğlu insan şu üç günlük dünyada sınav kolay mı olacak sandın?” diye dünya hayatının zorlu bir sınav olduğunu…

Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez.

Liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı, kamu personeli seçme sınavı, ehliyet sınavı, İngilizce yeterlilik sınavı… Şu anda bile hayatımızda bütünüyle sınavlara boğulmuş durumdayız.

Bir çocuk, daha gördüklerini algılamaya başladığı ilk andan itibaren ebeveynleri tarafından, aman diğer çocuklardan bir adım önde olsun diye kreş denen yerlerden başlıyor çocuğunun sözde geleceğini garanti altına alacak, meçhul geleceğinde gireceği sınavlara hazırlamaya. En az bir yabancı dil bilsin, en saygın üniversitelere gitsin, en iyi gelir getiren mesleğe sahip olsun gibi gibi gibi…

Ezberlesin, hayır ezberlemesin öğrensin yaw, çözüm geliştirsin, klasik sınavlara da hazır olsun, en kısa zamanda çözümü geliştirmek zorunda olduğu test tekniğine de; farklı kaynaklardan çalış, daha çok soru çöz daha çok…  Bir soru bir sorudur! Bir doğru soruyla bile binlerce öğrencinin önüne geçebilirsin, bir yanlış soru ile binlerce öğrencinin arkasına düşebilirsin!

Ama bir küçük günah binlerce kişinin arkasına düşürebileceği gibi insanı, bir küçük sevapta insanı binlerce kişinin önüne geçirebilir.

Yanlışa tahammül yok. “Ben sana bunca emeği bunca masrafı boşuna mı yaptım.”

O kursa git, bu kursu bitir, şu kursu tamamla… Ne kadar çok sertifikaya ya da EĞİTİLMİŞTİR belgesine sahip olursan işe girme şansın o kadar artar.

Tıpkı yarış atı gibi; hadi oğlum, koş kızım, yürü be haydi…

Ben seni boşuna mı yarattım diyor oysa RABB.

İnsanın kendi dünyasını kurtarma çabalaması bir bakıma!

Allah ise kullarının günahı ne kadar büyük olursa olsun, kulunun gönülden bir tövbesine kulunu yeni doğmuş bebek saflığına eriştirecek kadar hazinesi geniş.

Peki ya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “gerçek hayat insan öldükten sonra başlar” hadisinde belirttiği üzere biz insanoğlu insanlar gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyoruz kendimizi.

Dilediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde veya gerçekleşmesi geciktiğinde nasıl sabırsızlanıyoruz, sinirleniyoruz, sağa sola saldırıyoruz, küsüyoruz…  15 – 20 sene sonraki o da ne olacağı belli olmayan halimize nasıl sabrederek o dersleri çalışıp sınav üstüne sınava girebiliyoruz.

Ama başımıza küçük bir musibet dahi gelse; her şeyde beni buluyor yaw, bu ne biçin bir kör talihtir, kadersizim diye sızlanırız.

Gözünü bitiş çizgisine çevirmiş, kafasında 1. olacağım diye kendini sürekli dürten, 5000 metre koşucusunun son metrelerine bakalım, kan ter içerisinde, kasları laktik asitle tıka basa dolmuş, yüzü kıp kırmızı, burun ve ağız hareketlerinden artık havanın akciğerlerine yetersiz geldiğini görebiliyorsunuz ve adeta halk arasında bir tabir var ya götünden soluma diye ona şahit oluyorsunuz. Bu kadar zorlamaya rağmen bitiş çizgisini ilk geçen olduğunda hedefine ulaşmış olmanın vücuduna verdiği gevşeme ile kendini bırakıyor yere, gülümseme, gözyaşı ile birlikte hıçkırıklar ağzından çıkıyor.

Aylarca, yıllarca çalıştı çabaladı, yarışa kadar, yemeğinden tutun uykusuna kadar her şeyine dikkat etti, yarış başladı, yarış bitti, madalyasını taktılar, artık birinciydi. Tüm çabalara değmişti, tüm sıkıntıların mükafatı alınmıştı. Neşe içerisinde evinin yolunu tuttu, hatırı sayılı para verdiler, reklam anlaşmaları imzaladı, araba aldı, ev aldı kendine…

Dünyalıktı bunlar, yarışı kazanan insan, yarışı kazananın kazandığını ilan eden insan, yarışı kazanana kazandırdığının karşılığı bir şeyler veren yine insan…

Ama kimse ölümsüzlük vermedi değil mi şimdiye kadar!

Ya da sonsuza kadar ne istersen vereceğim diyen birini göreniniz oldu mu hiç?

Peki ya her şeyin yaratıcısı Allah’ın peygamberleri ile kitapları ile vadettiğine bakalım; CENNET, EBEDİYEN, SONSUZ MÜKAFAT, NE İSTERSEN İSTEDİĞİN ANDA.

Peki, bu mükafat için Allah’ın sınavlarına ne kadar tahammülümüz var!

Hem sınav sonucunda hem dünya hayatı içindeyken insanoğlu insana mükafat veriyor hem de üstüne CENNET’i, SONSUZ MÜKAFAT’ı vadediyor.

Peki, varlığımızın tek sahibi Allah’ın bize uyguladığı sınavlarında ne yapıyoruz?

Rabbin için sabret arka kapak

Allah de Ötesini Bırak

Sen, seni yoktan var eden Allah’ a sığınmazsın da, Hz. Muhammed ( S.A.V. ) aracılığı ile gönderdiği Kuranı Kerim’ deki buyruklarını dinlemezsin de psikologlarda, psikiyatristlerde mi medet ararsın!

Unutmayın; Allah’ kullarına her zaman hediyeler gönderir fakat hediyesinin önünde hep duvar gibi bir engel vardır. Allah tarafından kendisine bir hediye gönderildiğine canı gönülden inananlar o engeli aşıp hediyesi ile bu fani dünya hayatına mutluluk ile devam ederler.

Armut piş ağzıma düş kolaylığına kaçanlar ise, önüne çıkan küçücük bir zorlukta Allah’ ın kendilerini azap çektirmek için dünyaya getirdiğini, hiçbir şey vermediğini, kendilerini yaratıp unuttuğunu düşünüp gaflete düşerler.

Dua ederler ama hemen olmasını beklerler halbuki her şeyin ne zaman nasıl olacağını Allah’ tan başkası bilemez. İyi görünen de şer olabileceği gibi şer görünende de iyilik olabilir, bunu Allah’ tan başkası bilemez. Allah dualarımı kabul etmedi demek Allah’ ı sınamaktır ki, bizi hatırlamadığımız yoktan var eden Allah sınanmaların dışındadır. O sınanamaz. Ancak o seni sınava tabi tutabilir, tutar; sen geçersin ya da kalırsın.

Allah kendisini kullarından hiçbir zaman uzaklaştırmaz, kullar; Şeytan’ın güzel bir manzara içerisine saklanmış virüs misali dünyanın kısa zamanlı düşük arkasında kendilerine sonsuz kötülükler getirecek zevkleri uğruna kendilerini Allah’ tan uzaklaştırırlar.

Allah’ a inan, dua et, hediyen için bir engel vardır o senin sınavındır, aş, Allah hiçbir şey yokken yarattığı senden yana sırtını bir an olsun dönmez, sende seni hiçbir şey yokken var eden Allah’ ın hikmetinden bir an olsun şüphe etme, Allah senin hediyeni o engelin arkasına bırakmıştır!

Allah de ötesini bırak arka kapak