Allah

Başlangıç, Dan Brown

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Ne zaman başladık?

Neden bir sonumuz var?

Ezeli olmayan, baki olan Yaratıcı neden kısa süreliğine dünya üzerinde yar alacak bizi, sonsuza kadar yok edip, sonsuza kadar cennet ile ödüllendireceğini veya sonsuza kadar cehennem ile cezalandıracağını söylüyor?

Yoksa kendi kendimize mi bu hale evrimleştik?

Din gerekli mi?

Din gerekli ise neden gerekli?

Neden çok fazla din var?

Bazı dinlerin Allah tarafından gönderilen kitapları varken, bazı dinlerin düşünce akımı gibi olması ama içeriklerinin benzer olması neden?

İnsanın, bir başka canlının hayatına değer vermesi bütün dinlerin ortak noktası değil mi?

Bu kadar dine ne gerek var?

Dinler gerçek mi, kandırmacadan mı ibaret?

Din denilen kurallar bütününü biz insanlar mı onca tecrübeden sonra oluşturduk?

Din adı altında nasihat verenlerin, yasaklar koyanların; kendileri neden kurallara riayet etmiyor; günah işleme ama yine de cennete gitme ayrıcalıkları mı var?

Gibi soruları hepimiz hem kendimize hem de sohbet ortamlarında sormuşuzdur.

Dan Brown, BAŞLANGIÇ kitabında, Robert Langdon karakterini, başlangıcımızı ve sonumuzun ne olacağını çözümleyen ve bunu bütün dünyaya ilan edecek olan, ama ilan etmeden önce öldürülen bir bilim adamının sırrını ortaya çıkarmak için nefes kesen bir kovalamacanın içerisine atıyor…

RABB’in İçin Sabret, Uğur Koşar

Mevlana ne de güzel açıklıyor; “sonucunda mükafatı; eşi benzeri olmayan ve bütün isteklerinin ama bütün isteklerinin kabul edileceği bir cennet olacak o ki! Sen ey insanoğlu insan şu üç günlük dünyada sınav kolay mı olacak sandın?” diye dünya hayatının zorlu bir sınav olduğunu…

Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez.

Liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı, kamu personeli seçme sınavı, ehliyet sınavı, İngilizce yeterlilik sınavı… Şu anda bile hayatımızda bütünüyle sınavlara boğulmuş durumdayız.

Bir çocuk, daha gördüklerini algılamaya başladığı ilk andan itibaren ebeveynleri tarafından, aman diğer çocuklardan bir adım önde olsun diye kreş denen yerlerden başlıyor çocuğunun sözde geleceğini garanti altına alacak, meçhul geleceğinde gireceği sınavlara hazırlamaya. En az bir yabancı dil bilsin, en saygın üniversitelere gitsin, en iyi gelir getiren mesleğe sahip olsun gibi gibi gibi…

Ezberlesin, hayır ezberlemesin öğrensin yaw, çözüm geliştirsin, klasik sınavlara da hazır olsun, en kısa zamanda çözümü geliştirmek zorunda olduğu test tekniğine de; farklı kaynaklardan çalış, daha çok soru çöz daha çok…  Bir soru bir sorudur! Bir doğru soruyla bile binlerce öğrencinin önüne geçebilirsin, bir yanlış soru ile binlerce öğrencinin arkasına düşebilirsin!

Ama bir küçük günah binlerce kişinin arkasına düşürebileceği gibi insanı, bir küçük sevapta insanı binlerce kişinin önüne geçirebilir.

Yanlışa tahammül yok. “Ben sana bunca emeği bunca masrafı boşuna mı yaptım.”

O kursa git, bu kursu bitir, şu kursu tamamla… Ne kadar çok sertifikaya ya da EĞİTİLMİŞTİR belgesine sahip olursan işe girme şansın o kadar artar.

Tıpkı yarış atı gibi; hadi oğlum, koş kızım, yürü be haydi…

Ben seni boşuna mı yarattım diyor oysa RABB.

İnsanın kendi dünyasını kurtarma çabalaması bir bakıma!

Allah ise kullarının günahı ne kadar büyük olursa olsun, kulunun gönülden bir tövbesine kulunu yeni doğmuş bebek saflığına eriştirecek kadar hazinesi geniş.

Peki ya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “gerçek hayat insan öldükten sonra başlar” hadisinde belirttiği üzere biz insanoğlu insanlar gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyoruz kendimizi.

Dilediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde veya gerçekleşmesi geciktiğinde nasıl sabırsızlanıyoruz, sinirleniyoruz, sağa sola saldırıyoruz, küsüyoruz…  15 – 20 sene sonraki o da ne olacağı belli olmayan halimize nasıl sabrederek o dersleri çalışıp sınav üstüne sınava girebiliyoruz.

Ama başımıza küçük bir musibet dahi gelse; her şeyde beni buluyor yaw, bu ne biçin bir kör talihtir, kadersizim diye sızlanırız.

Gözünü bitiş çizgisine çevirmiş, kafasında 1. olacağım diye kendini sürekli dürten, 5000 metre koşucusunun son metrelerine bakalım, kan ter içerisinde, kasları laktik asitle tıka basa dolmuş, yüzü kıp kırmızı, burun ve ağız hareketlerinden artık havanın akciğerlerine yetersiz geldiğini görebiliyorsunuz ve adeta halk arasında bir tabir var ya götünden soluma diye ona şahit oluyorsunuz. Bu kadar zorlamaya rağmen bitiş çizgisini ilk geçen olduğunda hedefine ulaşmış olmanın vücuduna verdiği gevşeme ile kendini bırakıyor yere, gülümseme, gözyaşı ile birlikte hıçkırıklar ağzından çıkıyor.

Aylarca, yıllarca çalıştı çabaladı, yarışa kadar, yemeğinden tutun uykusuna kadar her şeyine dikkat etti, yarış başladı, yarış bitti, madalyasını taktılar, artık birinciydi. Tüm çabalara değmişti, tüm sıkıntıların mükafatı alınmıştı. Neşe içerisinde evinin yolunu tuttu, hatırı sayılı para verdiler, reklam anlaşmaları imzaladı, araba aldı, ev aldı kendine…

Dünyalıktı bunlar, yarışı kazanan insan, yarışı kazananın kazandığını ilan eden insan, yarışı kazanana kazandırdığının karşılığı bir şeyler veren yine insan…

Ama kimse ölümsüzlük vermedi değil mi şimdiye kadar!

Ya da sonsuza kadar ne istersen vereceğim diyen birini göreniniz oldu mu hiç?

Peki ya her şeyin yaratıcısı Allah’ın peygamberleri ile kitapları ile vadettiğine bakalım; CENNET, EBEDİYEN, SONSUZ MÜKAFAT, NE İSTERSEN İSTEDİĞİN ANDA.

Peki, bu mükafat için Allah’ın sınavlarına ne kadar tahammülümüz var!

Hem sınav sonucunda hem dünya hayatı içindeyken insanoğlu insana mükafat veriyor hem de üstüne CENNET’i, SONSUZ MÜKAFAT’ı vadediyor.

Peki, varlığımızın tek sahibi Allah’ın bize uyguladığı sınavlarında ne yapıyoruz?

Rabbin için sabret arka kapak

Allah de Ötesini Bırak

Sen, seni yoktan var eden Allah’ a sığınmazsın da, Hz. Muhammed ( S.A.V. ) aracılığı ile gönderdiği Kuranı Kerim’ deki buyruklarını dinlemezsin de psikologlarda, psikiyatristlerde mi medet ararsın!

Unutmayın; Allah’ kullarına her zaman hediyeler gönderir fakat hediyesinin önünde hep duvar gibi bir engel vardır. Allah tarafından kendisine bir hediye gönderildiğine canı gönülden inananlar o engeli aşıp hediyesi ile bu fani dünya hayatına mutluluk ile devam ederler.

Armut piş ağzıma düş kolaylığına kaçanlar ise, önüne çıkan küçücük bir zorlukta Allah’ ın kendilerini azap çektirmek için dünyaya getirdiğini, hiçbir şey vermediğini, kendilerini yaratıp unuttuğunu düşünüp gaflete düşerler.

Dua ederler ama hemen olmasını beklerler halbuki her şeyin ne zaman nasıl olacağını Allah’ tan başkası bilemez. İyi görünen de şer olabileceği gibi şer görünende de iyilik olabilir, bunu Allah’ tan başkası bilemez. Allah dualarımı kabul etmedi demek Allah’ ı sınamaktır ki, bizi hatırlamadığımız yoktan var eden Allah sınanmaların dışındadır. O sınanamaz. Ancak o seni sınava tabi tutabilir, tutar; sen geçersin ya da kalırsın.

Allah kendisini kullarından hiçbir zaman uzaklaştırmaz, kullar; Şeytan’ın güzel bir manzara içerisine saklanmış virüs misali dünyanın kısa zamanlı düşük arkasında kendilerine sonsuz kötülükler getirecek zevkleri uğruna kendilerini Allah’ tan uzaklaştırırlar.

Allah’ a inan, dua et, hediyen için bir engel vardır o senin sınavındır, aş, Allah hiçbir şey yokken yarattığı senden yana sırtını bir an olsun dönmez, sende seni hiçbir şey yokken var eden Allah’ ın hikmetinden bir an olsun şüphe etme, Allah senin hediyeni o engelin arkasına bırakmıştır!

Allah de ötesini bırak arka kapak