
Karar Verme Becerisi Nasıl Geliştirilir?
Karar verme becerisi nasıl geliştirilir? Belirsizlikte daha net düşünmek, seçenekleri tartmak ve pişmanlığı azaltmak için uygulanabilir bir yaklaşım.
Bazı kararlar, verildiği anda değil; günlerce ertelendiği için insanı yorar. İş değiştirip değiştirmemek, bir ortaklığa girmek, bitmiş gibi görünen ilişkiyi sürdürmek, yeni bir eğitime para ve zaman ayırmak… Çoğu zaman sorun seçeneklerin azlığı değildir. Sorun, yanlış seçim yapma ihtimalinin zihinde gereğinden fazla yer kaplamasıdır. Peki, karar verme becerisi nasıl geliştirilir? Daha çok düşünerek mi, daha çok bilgi toplayarak mı, yoksa korkuya rağmen hareket etmeyi öğrenerek mi?
Cevap biraz hepsinde, ama hiçbiri tek başına yeterli değil. İyi karar vermek, her seferinde kusursuz sonucu bulmak değildir. Eldeki bilgiyle, kendi değerlerinle ve o anın gerçekleriyle makul bir seçim yapabilmektir.
Karar vermek ile sonucu kontrol etmek aynı şey değildir
Bir öğrenci bölüm seçer, mezun olduğunda sektör değişir. Bir girişimci pazarda gerçek bir ihtiyaç gördüğünü düşünür, fakat ekonomik koşullar hesabını bozar. Bir yönetici doğru kişiyi işe alır gibi görünür, sonra ekip dinamiği beklenmedik biçimde değişir.
Bu örneklerin ortak noktası şu: Karar anında geleceğin tamamı görünmez. Buna rağmen çoğumuz kararlarımızı yalnızca sonuçlarına göre yargılarız. İşe yaradıysa “doğru karar”, işe yaramadıysa “yanlış karar” deriz. Oysa bazen kötü sonuç, kötü kararın değil kötü koşulların ürünüdür. Bazen de iyi sonuç, aceleci ve riskli bir kararın şanslı tesadüfüdür.
Bu ayrımı kurmak özgüveni şişirmek için değil, muhakemeyi güçlendirmek için gerekir. Çünkü her olumsuz sonuçta kendini beceriksiz ilan eden kişi, sonraki kararda daha çok donar. Her olumlu sonuçta kendini yanılmaz sanan kişi ise gereksiz risk almaya başlar.
Daha sağlıklı soru şudur: “Bu kararı verirken elimdeki bilgiyi, riskleri ve önceliklerimi yeterince dürüst değerlendirdim mi?”
Karar verme becerisi nasıl geliştirilir: Önce kararın türünü ayır
Her karar aynı ağırlıkta değildir. Ama zihin, bazen öğle yemeği seçimiyle kariyer değişikliğini aynı alarm sistemiyle ele alır. Bu yüzden küçük meselelerde yorulur, büyük meselelerde ise tükenmiş halde kalır.
Kararları kabaca ikiye ayırmak işe yarar. İlki geri döndürülebilir kararlardır: Bir kursa başlamak, bir toplantı formatını denemek, bir projeye sınırlı bütçe ayırmak gibi. Bunlarda mükemmel analiz beklemek çoğu zaman ertelemenin kibar adıdır. Denersin, gözlemlersin, gerekirse düzeltirsin.
İkincisi geri dönüşü zor veya maliyetli kararlardır: Büyük bir borca girmek, ortaklık sözleşmesi imzalamak, şehir değiştirmek, işten ayrılmak gibi. Burada hız değil, hazırlık değerlidir. Fakat hazırlık da sonsuz araştırma demek değildir. Bir noktadan sonra yeni bilgi, kararı iyileştirmek yerine kaygıyı beslemeye başlar.
Kendine şunu sor: “Bu kararın hatasını düzeltmenin maliyeti nedir?” Cevap düşükse daha küçük bir deneme yap. Cevap yüksekse kararın finansal, duygusal ve zamansal bedellerini ayrı ayrı düşün. Hayatındaki her kapının tek yönlü olduğunu sanmak da, her şeyin kolayca geri alınabileceğini sanmak da yanıltıcıdır.
Bilgi toplamak başka, bilgiye saklanmak başka
Araştırma yapmak akıllıcadır. Fakat bazı insanlar araştırmayı karar vermenin aracı değil, karar vermemek için sığınak haline getirir. Onuncu video, yirminci yorum, üçüncü arkadaş görüşü geldikten sonra hâlâ netleşmiyorsan eksik olan şey büyük ihtimalle bilgi değildir.
Belki de kararın bir bedeli vardır ve sen o bedeli üstlenmek istemiyorsundur. Bu son derece insani bir durumdur. Ancak bunu “Biraz daha araştırayım” cümlesinin arkasına saklamak, belirsizliği ortadan kaldırmaz. Sadece uzatır.
Bilgi toplarken üç soruyla sınır koyabilirsin: Bu bilgi kararımı gerçekten değiştirebilir mi? Bu bilgiyi güvenilir bir kaynaktan mı alıyorum? Karar vermek için hangi minimum bilgiye ihtiyacım var?
Örneğin iş kurmayı düşünüyorsan, herkesin girişimcilik hikâyesini dinlemek yerine hedef müşterinle konuşmak daha değerlidir. Yeni bir işe geçmeyi düşünüyorsan, şirketin sosyal medya görüntüsünden çok rolün sorumluluklarını, yöneticinin çalışma tarzını ve gelir-gider dengen üzerindeki etkisini anlaman gerekir. Bilgi, kararın merkezine yaklaştıkça kıymetlenir.
Duyguları susturmaya değil, isimlendirmeye çalış
“Duygularla karar verme” tavsiyesi ilk bakışta mantıklı gelir. Fakat insan duygusuz bir hesap makinesi değildir. Üstelik duygular çoğu kez önem verdiğin şeyi haber verir. Korku, bir risk gördüğünü söyleyebilir. Öfke, bir sınırının ihlal edildiğini gösterebilir. Heyecan, gerçekten istediğin bir ihtimali işaret edebilir.
Sorun duygunun varlığı değil, direksiyonu tek başına ele geçirmesidir.
Bir karar öncesinde “Ne hissediyorum?” sorusundan sonra “Bu duygu bana hangi bilgiyi veriyor, hangi bilgiyi vermiyor?” diye sor. İş teklifini kabul etmekten korkuyor olabilirsin. Bu, teklifin kötü olduğunu kanıtlamaz; alıştığın düzeni bırakmanın zor olduğunu gösterebilir. Bir ortakla çalışmaya çok hevesli olman da onunla değerlerinin, çalışma disiplininin ve para anlayışının uyumlu olduğunu kanıtlamaz.
Duyguyu bastırmak yerine ona isim vermek, kararı berraklaştırır. “İçime sinmedi” cümlesi bazen önemli bir sezgidir, bazen de geçmişte yaşanmış bir hayal kırıklığının gölgesi. İkisini ayırmak için sezginin altını biraz kazımak gerekir.
Seçenekleri değil, ölçütleri netleştir
Karar veremeyen insanların çoğu seçenek eksikliğinden değil, ölçüt eksikliğinden zorlanır. İki iş teklifi arasında kalırsın ama senin için maaş mı, öğrenme alanı mı, esneklik mi, unvan mı, ekip kültürü mü daha önemli olduğu net değildir. Böyle olunca her yeni ayrıntı dengeleri yeniden bozar.
Önce bir kararın hangi ölçütlerle değerlendirileceğini yazmak faydalıdır. Büyük kararlar için dört başlık çoğu zaman yeterli olur: değerlerin, gerçek ihtiyaçların, risklerin ve fırsat maliyetin.
Değerlerin, kendine saygını koruyarak yaşayabileceğin alanı belirler. Gerçek ihtiyaçların, romantik beklentileri ayıklar. Riskler, kaybetmeyi göze alabileceğin şeyi gösterir. Fırsat maliyeti ise bir seçeneğe “evet” dediğinde diğerinden neyi vazgeçtiğini hatırlatır.
Burada zor ama değerli bir gerçek var: Her iyi karar bir şeyden vazgeçmeyi içerir. Hem yüksek gelir, hem sınırsız boş zaman, hem sıfır stres, hem de hızlı yükseliş vaat eden seçeneği aramak çoğu zaman pazarlama metinlerinde işe yarar; hayatta değil. Olgun karar, kusursuz seçeneği değil, bedelini bilinçle taşıyabileceğin seçeneği bulmaktır.
Karar kası küçük seçimlerde çalışır
Karar verme becerisi, sadece hayatının dönüm noktalarında kullanılacak bir yetenek değildir. Günlük hayatta verdiğin küçük kararlarla şekillenir. Sürekli başkalarının onayını beklemek, en basit tercihlerde bile fikrini ertelemek, yapılacaklar listesini önceliklendirmeden güne başlamak bu kası zayıflatır.
Bunun tersi de geçerli. Her gün küçük ama bilinçli seçimler yapmak, kendine güvenini somutlaştırır. Bugün hangi işi önce yapacağına karar verip ona sadık kalmak, bir davete neden hayır dediğini dürüstçe söylemek, harcama yapmadan önce “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” diye durmak… Bunlar küçük görünür. Ama insanın kendi hayatı üzerindeki etkisini hissetmesini sağlar.
Bir de karar günlüğü tutmayı dene. Özellikle önemli bir seçimde, kararının nedenlerini, korkularını, beklentilerini ve varsayımlarını birkaç cümleyle yaz. Sonuç ortaya çıktığında sadece “iyi mi oldu, kötü mü oldu?” diye bakma. Hangi varsayımın doğru çıktığını, hangi riski küçümsediğini, hangi sinyali gereğinden fazla büyüttüğünü incele.
Bu çalışma insanı geçmişe takılı bırakmaz. Tam tersine, kendi düşünme biçimini tanıtır. Bir süre sonra aynı hatayı farklı isimlerle tekrarladığını ya da aslında sandığından daha sağlıklı kararlar verdiğini fark edebilirsin.
Bazen karar vermek, beklemeyi seçmektir
Harekete geçmek kıymetlidir ama her hızlı karar cesaret değildir. Bazı durumlarda beklemek, veri toplamak, duygunun yatışmasını görmek veya karşı tarafın tutarlılığını izlemek en akıllı hamledir. Özellikle öfkeliyken, yoğun baskı altındayken ya da kaybetme korkusuyla pazarlık yaparken verilen kararlar sonradan ağır gelebilir.
Fakat beklemek ile sürüncemede bırakmak arasında ince bir çizgi vardır. Beklemenin bir amacı ve bitiş tarihi olmalı. “Üç hafta içinde bütçemi çıkaracağım, iki kişiyle daha konuşacağım ve sonra karar vereceğim” demek beklemektir. “Bir ara bakarım” demek ise çoğu zaman kararın sorumluluğunu gelecekteki haline devretmektir.
Belirsizlik rahatsız edicidir. Ama her rahatsızlıktan kaçmak, hayatı başkalarının kararlarına göre yaşamakla sonuçlanabilir. Ailenin beklentisi, çevrenin alkışı, sektörün modası veya herkesin yaptığı şey senin için doğru olanı otomatik olarak belirlemez.
Bir sonraki önemli kararında kendine şunu sor: “Ben bu seçimi gerçekten istiyor muyum, yoksa yanlış yapmaktan korktuğum için en az eleştirilecek seçeneğe mi yöneliyorum?”
İyi karar, geleceği garanti etmez. Ama insanı kendi hayatının seyircisi olmaktan çıkarır.





No Comment! Be the first one.