yorum eleştiri

Unvansız Lider, Robin Sharma

CEO, direktör, müdür, şef, amir veya şirketinizin organizasyonunda yöneticiye ne isim verilmişse ve o koltuklarda sizden başkaları varsa bu durum onların lider olduğu sizin de olamayacağı anlamına gelmemektedir.

Bir şirket insan bedenine benzer; güvenlik görevlisinden, temizlik personeline, çaycısından, birim çalışanlarına, sorumlusundan müdürüne… kadar her bir çalışanını bu bedenin bir uzvu olarak düşünmeliyiz. Bir organda ortaya çıkan maraza nasıl ki tüm bedeni etkisi altına almaktadır; şirketin en altında çalışanında oluşacak bir sorunda tüm şirkette etkisini göstermektedir.

Unvansız liderden kasıt; bir işi gerçekleştirmek için bir makama sahip olman gerekmediğidir. Yani müdür olamayabilirsin bunun bir sürü sebepleri vardır. Bu sebeplere girmeyeceğim. Reailite çeşitli faktörlerden dolayı senin müdür olamadığın ve senin bir müdüre sahip olduğundur ama bu senin yaptığın işi müdürün gibi yapamayacağın anlamına gelmemektedir.

Eğer kendini, o sahip olduğun görevin konusunda yetenekli görüyorsan ki; böylesindir elinden gelenin en iyisini sanki bir yöneticiymiş yapmaya çalışacaksın.

…

Bütün amacın şu olmalı;

Eğer bir güvenlikçi isen şirket içindeki çalışanların güvenliklerini en iyi şekilde sağlayacaksın ki çalışanlar korkuya kapılıp işlerini yarım yamalak yapmasınlar,

Eğer bir temizlikçi isen şirketi öyle temizleyecek öyle toparlayacaksın ki çalışanlar işe yeniden geldiklerinde, şirkette sanki ilk günleriymiş gibi, şevk ile gelip çalışmaya başlasınlar,

Eğer bir çaycı isen öyle güzel çay yapacaksın ki; tam içinden çıkılması muhtemel görünmeyen bir proje esnasında çayın o düşünüre ilham olacak,

Şirketin asli görevlerinden kendisine düşen payı prosedürlerle belirlenen sorumlu, sınırlarının dışına ne kadar çıkabiliyorsa çıkacak ve görevini yerine getirecek… keza birim amiri de aynısını yapacak, müdürü de, direktörü de, ceo suda, şirketin yönetiminin en üst kademesinde bulunan çalışanı da ve hatta şirketin sahibi de…

Ve şirketin sahibinden tutun en alt kademesi olarak görünen çoğu zaman adı dahi hatırlanmayan çalışanı da dahil olmak üzere herkes diğer çalışanın da kendisi gibi bir insan olduğunu asla aklının ucundan çıkarmayacak.

Şirketin daha iyi duruma gelmesi için herkes bir birlerine nasıl ne şekilde yardımcı olabiliyorlarsa da o şekilde yardımcı olmayı ihmal etmeyeceklerdir.

…

Ferrarisini Satan Bilge ile haklı şöhrete kavuşan liderlik uzmanı Robin SHARMA’nın Unvansız Lider adlı bu son kitabından aklımdan kalanları yazmaya devam ederim ama yazı artık özet olmaktan çıkar ve kitabın kendisi olur diye yazmıyorum:)

Aşağıda kitabın kendi tanıtımını, kitap hakkında yapılan yorumları ve Robin SHARMA’nın kim olduğuna dair kısa bir bilgi notunu okuyabilirsiniz.

unvansız lider

unvansız lider arka kapak

Robin SHARMA

RABB’in İçin Sabret, Uğur Koşar

Mevlana ne de güzel açıklıyor; “sonucunda mükafatı; eşi benzeri olmayan ve bütün isteklerinin ama bütün isteklerinin kabul edileceği bir cennet olacak o ki! Sen ey insanoğlu insan şu üç günlük dünyada sınav kolay mı olacak sandın?” diye dünya hayatının zorlu bir sınav olduğunu…

Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez.

Liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı, kamu personeli seçme sınavı, ehliyet sınavı, İngilizce yeterlilik sınavı… Şu anda bile hayatımızda bütünüyle sınavlara boğulmuş durumdayız.

Bir çocuk, daha gördüklerini algılamaya başladığı ilk andan itibaren ebeveynleri tarafından, aman diğer çocuklardan bir adım önde olsun diye kreş denen yerlerden başlıyor çocuğunun sözde geleceğini garanti altına alacak, meçhul geleceğinde gireceği sınavlara hazırlamaya. En az bir yabancı dil bilsin, en saygın üniversitelere gitsin, en iyi gelir getiren mesleğe sahip olsun gibi gibi gibi…

Ezberlesin, hayır ezberlemesin öğrensin yaw, çözüm geliştirsin, klasik sınavlara da hazır olsun, en kısa zamanda çözümü geliştirmek zorunda olduğu test tekniğine de; farklı kaynaklardan çalış, daha çok soru çöz daha çok…  Bir soru bir sorudur! Bir doğru soruyla bile binlerce öğrencinin önüne geçebilirsin, bir yanlış soru ile binlerce öğrencinin arkasına düşebilirsin!

Ama bir küçük günah binlerce kişinin arkasına düşürebileceği gibi insanı, bir küçük sevapta insanı binlerce kişinin önüne geçirebilir.

Yanlışa tahammül yok. “Ben sana bunca emeği bunca masrafı boşuna mı yaptım.”

O kursa git, bu kursu bitir, şu kursu tamamla… Ne kadar çok sertifikaya ya da EĞİTİLMİŞTİR belgesine sahip olursan işe girme şansın o kadar artar.

Tıpkı yarış atı gibi; hadi oğlum, koş kızım, yürü be haydi…

Ben seni boşuna mı yarattım diyor oysa RABB.

İnsanın kendi dünyasını kurtarma çabalaması bir bakıma!

Allah ise kullarının günahı ne kadar büyük olursa olsun, kulunun gönülden bir tövbesine kulunu yeni doğmuş bebek saflığına eriştirecek kadar hazinesi geniş.

Peki ya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “gerçek hayat insan öldükten sonra başlar” hadisinde belirttiği üzere biz insanoğlu insanlar gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyoruz kendimizi.

Dilediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde veya gerçekleşmesi geciktiğinde nasıl sabırsızlanıyoruz, sinirleniyoruz, sağa sola saldırıyoruz, küsüyoruz…  15 – 20 sene sonraki o da ne olacağı belli olmayan halimize nasıl sabrederek o dersleri çalışıp sınav üstüne sınava girebiliyoruz.

Ama başımıza küçük bir musibet dahi gelse; her şeyde beni buluyor yaw, bu ne biçin bir kör talihtir, kadersizim diye sızlanırız.

Gözünü bitiş çizgisine çevirmiş, kafasında 1. olacağım diye kendini sürekli dürten, 5000 metre koşucusunun son metrelerine bakalım, kan ter içerisinde, kasları laktik asitle tıka basa dolmuş, yüzü kıp kırmızı, burun ve ağız hareketlerinden artık havanın akciğerlerine yetersiz geldiğini görebiliyorsunuz ve adeta halk arasında bir tabir var ya götünden soluma diye ona şahit oluyorsunuz. Bu kadar zorlamaya rağmen bitiş çizgisini ilk geçen olduğunda hedefine ulaşmış olmanın vücuduna verdiği gevşeme ile kendini bırakıyor yere, gülümseme, gözyaşı ile birlikte hıçkırıklar ağzından çıkıyor.

Aylarca, yıllarca çalıştı çabaladı, yarışa kadar, yemeğinden tutun uykusuna kadar her şeyine dikkat etti, yarış başladı, yarış bitti, madalyasını taktılar, artık birinciydi. Tüm çabalara değmişti, tüm sıkıntıların mükafatı alınmıştı. Neşe içerisinde evinin yolunu tuttu, hatırı sayılı para verdiler, reklam anlaşmaları imzaladı, araba aldı, ev aldı kendine…

Dünyalıktı bunlar, yarışı kazanan insan, yarışı kazananın kazandığını ilan eden insan, yarışı kazanana kazandırdığının karşılığı bir şeyler veren yine insan…

Ama kimse ölümsüzlük vermedi değil mi şimdiye kadar!

Ya da sonsuza kadar ne istersen vereceğim diyen birini göreniniz oldu mu hiç?

Peki ya her şeyin yaratıcısı Allah’ın peygamberleri ile kitapları ile vadettiğine bakalım; CENNET, EBEDİYEN, SONSUZ MÜKAFAT, NE İSTERSEN İSTEDİĞİN ANDA.

Peki, bu mükafat için Allah’ın sınavlarına ne kadar tahammülümüz var!

Hem sınav sonucunda hem dünya hayatı içindeyken insanoğlu insana mükafat veriyor hem de üstüne CENNET’i, SONSUZ MÜKAFAT’ı vadediyor.

Peki, varlığımızın tek sahibi Allah’ın bize uyguladığı sınavlarında ne yapıyoruz?

Rabbin için sabret arka kapak