uğur koşar

Allah Sizin Sahibinizdir

Uğur Koşar’ın bundan önceki kitaplarını büyük bir keyif ile okumuş birisi olarak, “Allah Sizin Sahibinizdir” kitabının nerede o eski Uğur Koşar kitapları dedirten, seçilen konunun iyi olmasına rağmen yazılan şeylerin edebi olmadığını söyleyebilirim.

Kitabı okurken yaşadığım ve beni etkileyen anımı paylaşmak isterim; satmayı düşündüğüm ve gelişimi için uzun zaman harcadığım ruhunaelfatiha.com adlı sitemin gelişimini, diğer asli işlerimle birlikte götürmek artık beni yorduğundan durdurma kararı almak üzereydim; o ana kadar ne olduysa oldu, satılacaksa bu haliyle başka bir şey eklemeden satılsın diye bir düşünce içimde belirdi. Tam bu düşünceyi aktif hale getirecektim ki Uğur Koşar’ın Allah Sizin Sahibinizdir kitabını okuyordum ve kitaptaki; “sana umutsuzluk vesvesesi veren Şeytandır” manasına gelen yere gelmiştim… Almak üzere olduğum kararı ve kitaptaki bu öğretiyi karşı karşıya getirdim… Düşündüm ve Uğur Koşar’ın anlatısının mantıklı olduğu kanaatine vardım. Dedim ki kendi kendime; “Şeytanın vesveselerine uymayacağım, projeme projem benden satın alınana kadar devam edeceğim!”

Yorulmadan hiç bir şey olmuyor!

Allah Uğur Koşar aracılığı ile bana bir işaret göndermişti bende o işaret ile yoluma devam ediyorum..

Allah öğretilerinden dolayı Uğur Koşar’dan razı olsun ama,

Keşke Uğur Koşar, Allah Sizin Sahibinizdir kitabındaki anlatılarını aceleye getirmiş bir halde değilde daha edebi bir dille yazmış olsaydı:(

Allah De Ötesini Bırak 2

Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) Allah’a Nasıl Dua Ederdi?

Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, yaşlılıktan, katı kalplilikten, gafletten, düşkünlükten, zilletten kuşkusuz sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fasıklıktan, ayrılık ve ihtilaftan, nifaktan, gösterişten ve riyadan sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, alaca hastalığından ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.

Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, işitilmeyen ve kabul olmayan duadan, doymayan nefsten ve ürpermeyen kalpten yalnız sana sığınırım.

Allah’ım kuşkusuz ben tembellikten, yaşlılıktan, günah işlemekten, borçlanmaktan, kabir fitnesinden ve azabından, cehennem fitnesi ve azabından, zenginliğin fitnesinin şerrinden sana sığınırım. Fakirliğin fitnesinden kuşkusuz sana sığınırım. Deccal’in fitnesinden kuşkusuz sana sığınırım.

Allah’ım! Senin gazabından rızana, cezandan affına sığınırım; senden yine sana sığınırım. Seni gerektiği gibi asla övmem. Sen kendi nefsini övdüğün gibisin.

Allah’ım, sen benim Rabb’imsin, senden başka ilah yoktur. Beni yaratan sensin ve ben senin kulunum. Gücüm yettiğince sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini ve günahımı kabul ediyorum. Beni bağışla; çünkü günahları senden başka bağışlayacak yoktur.

Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) ve sahabeleri bir aradayken yaşadıkları bir olay Allah’ın merhametinin yüceliğine çok güzel bir örnektir.

Bir gün Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) saadet meclisinde oturuyormuş. Mescide bir esir grubu getirilmiş. O sırada Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını görmüş. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyormuş.

Kadın daha sonra kendi yavrusunu bulmuş ve bağrına basmış. Doymak bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyormuş. Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) bu manzara karşısında iyice dolmuş. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağı ile anındakilere kadını işret ederek “Şu kadını görüyor musunuz?” demiş.

Sahabeler hep bir ağızdan: “Evet Ya Rasulallah” görüyoruz demişler…

Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) “Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?” diye sormuş.

Sahabeler “Hayır Ya Rasulallah” demişler.

Bunun üzerine Hz. Muhammed (Allah’ın selamı üzerine olsun) şunu söylemiş:

“Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez.”

Anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az!

RABB’in İçin Sabret, Uğur Koşar

Mevlana ne de güzel açıklıyor; “sonucunda mükafatı; eşi benzeri olmayan ve bütün isteklerinin ama bütün isteklerinin kabul edileceği bir cennet olacak o ki! Sen ey insanoğlu insan şu üç günlük dünyada sınav kolay mı olacak sandın?” diye dünya hayatının zorlu bir sınav olduğunu…

Allah kullarına kaldıramayacakları yük yüklemez.

Liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı, kamu personeli seçme sınavı, ehliyet sınavı, İngilizce yeterlilik sınavı… Şu anda bile hayatımızda bütünüyle sınavlara boğulmuş durumdayız.

Bir çocuk, daha gördüklerini algılamaya başladığı ilk andan itibaren ebeveynleri tarafından, aman diğer çocuklardan bir adım önde olsun diye kreş denen yerlerden başlıyor çocuğunun sözde geleceğini garanti altına alacak, meçhul geleceğinde gireceği sınavlara hazırlamaya. En az bir yabancı dil bilsin, en saygın üniversitelere gitsin, en iyi gelir getiren mesleğe sahip olsun gibi gibi gibi…

Ezberlesin, hayır ezberlemesin öğrensin yaw, çözüm geliştirsin, klasik sınavlara da hazır olsun, en kısa zamanda çözümü geliştirmek zorunda olduğu test tekniğine de; farklı kaynaklardan çalış, daha çok soru çöz daha çok…  Bir soru bir sorudur! Bir doğru soruyla bile binlerce öğrencinin önüne geçebilirsin, bir yanlış soru ile binlerce öğrencinin arkasına düşebilirsin!

Ama bir küçük günah binlerce kişinin arkasına düşürebileceği gibi insanı, bir küçük sevapta insanı binlerce kişinin önüne geçirebilir.

Yanlışa tahammül yok. “Ben sana bunca emeği bunca masrafı boşuna mı yaptım.”

O kursa git, bu kursu bitir, şu kursu tamamla… Ne kadar çok sertifikaya ya da EĞİTİLMİŞTİR belgesine sahip olursan işe girme şansın o kadar artar.

Tıpkı yarış atı gibi; hadi oğlum, koş kızım, yürü be haydi…

Ben seni boşuna mı yarattım diyor oysa RABB.

İnsanın kendi dünyasını kurtarma çabalaması bir bakıma!

Allah ise kullarının günahı ne kadar büyük olursa olsun, kulunun gönülden bir tövbesine kulunu yeni doğmuş bebek saflığına eriştirecek kadar hazinesi geniş.

Peki ya Hz. Muhammed (s.a.v.)’in “gerçek hayat insan öldükten sonra başlar” hadisinde belirttiği üzere biz insanoğlu insanlar gerçek hayata ne kadar hazırlayabiliyoruz kendimizi.

Dilediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde veya gerçekleşmesi geciktiğinde nasıl sabırsızlanıyoruz, sinirleniyoruz, sağa sola saldırıyoruz, küsüyoruz…  15 – 20 sene sonraki o da ne olacağı belli olmayan halimize nasıl sabrederek o dersleri çalışıp sınav üstüne sınava girebiliyoruz.

Ama başımıza küçük bir musibet dahi gelse; her şeyde beni buluyor yaw, bu ne biçin bir kör talihtir, kadersizim diye sızlanırız.

Gözünü bitiş çizgisine çevirmiş, kafasında 1. olacağım diye kendini sürekli dürten, 5000 metre koşucusunun son metrelerine bakalım, kan ter içerisinde, kasları laktik asitle tıka basa dolmuş, yüzü kıp kırmızı, burun ve ağız hareketlerinden artık havanın akciğerlerine yetersiz geldiğini görebiliyorsunuz ve adeta halk arasında bir tabir var ya götünden soluma diye ona şahit oluyorsunuz. Bu kadar zorlamaya rağmen bitiş çizgisini ilk geçen olduğunda hedefine ulaşmış olmanın vücuduna verdiği gevşeme ile kendini bırakıyor yere, gülümseme, gözyaşı ile birlikte hıçkırıklar ağzından çıkıyor.

Aylarca, yıllarca çalıştı çabaladı, yarışa kadar, yemeğinden tutun uykusuna kadar her şeyine dikkat etti, yarış başladı, yarış bitti, madalyasını taktılar, artık birinciydi. Tüm çabalara değmişti, tüm sıkıntıların mükafatı alınmıştı. Neşe içerisinde evinin yolunu tuttu, hatırı sayılı para verdiler, reklam anlaşmaları imzaladı, araba aldı, ev aldı kendine…

Dünyalıktı bunlar, yarışı kazanan insan, yarışı kazananın kazandığını ilan eden insan, yarışı kazanana kazandırdığının karşılığı bir şeyler veren yine insan…

Ama kimse ölümsüzlük vermedi değil mi şimdiye kadar!

Ya da sonsuza kadar ne istersen vereceğim diyen birini göreniniz oldu mu hiç?

Peki ya her şeyin yaratıcısı Allah’ın peygamberleri ile kitapları ile vadettiğine bakalım; CENNET, EBEDİYEN, SONSUZ MÜKAFAT, NE İSTERSEN İSTEDİĞİN ANDA.

Peki, bu mükafat için Allah’ın sınavlarına ne kadar tahammülümüz var!

Hem sınav sonucunda hem dünya hayatı içindeyken insanoğlu insana mükafat veriyor hem de üstüne CENNET’i, SONSUZ MÜKAFAT’ı vadediyor.

Peki, varlığımızın tek sahibi Allah’ın bize uyguladığı sınavlarında ne yapıyoruz?

Rabbin için sabret arka kapak

Kendini Bilen RABbini Bilir

Daha öncesinde Allah de ötesini bırak, bana Allah yeter ve yüzleşme kitaplarını okuduğum Uğur Koşar bu kitabında kendisine sorulan sorulardan seçtiği sorulara cevap vermiş.

Türkiye insanının neleri merak ettiklerini, canlı yayınlarda, gazete köşelerinde sordukları saçma, cevabını öğrenseler dahi hayatlarında bir şeye yaramayacak sorulardan az çok biliyoruz.

Kitap “benim diğer herkes gibi olmamam, benim ben olmam lazım, benim kendimi bulmam, benim kendime gelmem lazım, benim bir kere yaşadığım hayatım sona erdiğinde adı sanı üzerinde yazı yazmasa kim olduğu bilinmeyecek mezarlardakinden farklı olması lazım” düşüncesini bayağı bayağı kafanıza çakıyor.

Fakat diğer kitaplara nazaran bu kitapta Uğur Koşar egosu yüksek bir insan gibi yazmış kitabı.

Evet, soruların bazısı gerçekten aptalca, içi boş ama o sorulara Uğur Koşar’ın verdiği “ben düşünmüyorum, ben düşünmem, ben çocuk gibiyim, ben anı yaşarım, ben sorulara düşünmeden cevap yazıyorum, hayat beni nereye akıtırsa oraya gidiyorum…” şeklinde vermiş olduğu cevaplar sorunun mantıksızlığına çok sinirlendiğini gösterirken kendi BENlik düşüncesini ön plana çıkarmış.

Uğur Koşar hadi olduğu hali ile yazıyor kitaplarını diyeyim, eyvallah fakat düşünmeden nasıl kitapların ismini buluyor anlamadım. O zamanda şunu diyecektir bir sabah uyandım beynimde bir şimşek kitabın ismi ve bende kitabın ismine göre yazdım kitabı ya da kitabı bitirdim uykuya geçtim bir anda gözlerim açıldı şlak işte kitabın ismi.

Sayın Uğur Koşar senin de bir Osho, Gandhi, Robin Sharma gibi kişisel yön verme alanında dünyanın önde gelen isimlerinden birisi olmanı isterim fakat karşındaki insana ben şöyle yapıyorum ben böyle yapıyorum ben… diyerek egosunu tatmin etmeye çalışan birisi havasını veriyorsun. Öğretilerin ile bu kitapta bu yaptığın tam zıt herkesin kendi hayatı var herkes sen gibi olamaz.

Bırakın uyumayı kendinizi dinlenmiş farz edin, bırakın giyinmeyi süslü görünmeyi deriniz var zaten olduğunuz gibi görünün, bırakın işe gitmeyi para size koşa koşa gelsin, bırakın her şeyi nasıl olsa sende mezara gireceksin bende niye dünyalık bir şey ile cebelleşelim kiJ

Daha kendisini tanıyamamış kendini bilmez, Allah’ın kendisine bahşettiğinden ne kadar haberdar olacak, yaratıcısını ne kadar bilecekte anacakta yaşayacak. (Bu sözüm Uğur Koşar’a değil)

Böyle kendini sadece aynada görmüş fakat ne olduğunu tanıyamamış kendisini yüce bir gücün yarattığını ve özel olduğunu farkındalığına varamamış bir insan yaşadığından ne kendisini, ne de çevresindekileri mutlu edebilir.

kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar, kendini bilen rabbini bilir Uğur Koşar, Uğur Koşar kendini bilen rabbini bilir, Uğur Koşar’ın kendini bilen rabbini bilir kitabı, değerlendirme, eleştiri, yorum, kendini bilen rabbini bilir değerlendirme, kendini bilen rabbini bilir eleştiri, kendini bilen rabbini bilir yorum, kendini bilen rabbini bilir kitabı değerlendirmesi, kendini bilen rabbini bilir kitabı eleştirisi, kendini bilen rabbini bilir kitabı yorum

değerlendirme, eleştiri, kitap, uğur koşar, yorum, kendini bilen rabbini bilir

kendini bilen rabbini bilir arka kapak

Yüzleşme, Uğur KOŞAR

Bu kitapta bir evlat olarak sen varsın, bu kitapta baban var annen var, bu kitapta anne veya baba isen sen varsın, bu kitapta evladın var, bu kitapta kardeş olarak sen varsın, bu kitapta kardeşin var, bu kitapta arkadaş olarak sen varsın, bu kitapta arkadaşların var, bu kitapta bir çalışan olarak sen varsın, bu kitapta amirin var, bu kitapta patron olarak sen varsın, bu kitapta çalışanların var, bu kitapta en mucize varlık olan sen varsın, bu kitapta farkına varamadığın SENin hayat hikâyesi var.

Bu kitap tam da sana hitap ediyor, bu kitap tüm insanlara hitap ediyor, bu kitap senin gerçekle yüzleşmeni sağlıyor, bu kitap sana süslenerek aktarılan doğru bildiğin gerçeklerin yalan olduğunu ispatlıyor.

Bu kitabı bir evlat olarak oku, bu kitabı anne baba isen oku evladına/evlatlarına okut, bu kitabı kardeş olarak oku, kardeşine/kardeşlerine okut, bu kitabı arkadaş olarak oku arkadaşına/arkadaşlarına okut, bu kitabı bir çalışan olarak oku, bu kitabı bir patron olarak oku, bu kitabı herkes okusun!

Ama sadece okuma; kendinin farkına var.

Uğur KOŞAR’ın ya da bu kitabın reklamı değil bu yazdıklarım. Kendisi ile hiçbir alış verişim yok. Sadece o kadar beğendim mi kitabı ve kitapta kendimi öyle bir buldum ki onun için yazıyorum. Allah razı olsun Uğur KOŞAR’dan ve keşke daha önce bu kitap çıksaydı da daha önce okusaydım. Ama belki de hiçbir faydası olmazdı.

Neyse bu kitabı okuyana kadar zaten hayattan bir sürü tecrübe kazandım.

Şimdi tecrübeleri fırsata çevirme zamanı.

Kitaptan notlarıma aldığım bazı önemli vurgulamalar.

Mutsuz insan yoktu sadece mutlu olacağına inanmayan insan vardır.

Seni kendini köle hissettiğin sürece karşındaki her kimse kendini bir kral olarak görecektir.

Çaresiz kaldığın zamanlarda kendine çare bulabilirsin, bu insan olmanın bir özelliğidir.

Önemli olan yaşamın sana sundukları değil senin ona yüklediğin anlamdır.

yüzleşme arka kapak

Bana Allah Yeter

Annemin anlattığı bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; dervişlerden biri yolculuk ederken köyün merasında hayvanlarını otlatan genç bir çoban ile karşılaşmış; sohbet etmişler, genç çoban her hangi bir yerde bilindik tarzda eğitim görmemiş birisiymiş,, genç çoban azığından çıkardığı yiyeceklerini Derviş  ile paylaşmış… Derken namaz vakti gelmiş bakmış genç çoban abdest alıyor, bu durum çok hoşuna gitmiş Dervişin, yan yana namaza durmuşlar, genç çoban biraz yüksek ses ile söylüyormuş ne söylediklerini, derviş çobanın söylediklerine ucundan kıyısından kulak misafiri olmuş, çoban aynen şunu diyormuş ve şöyle kılıyormuş namazını;

Ayakta duruyormuş; huzuruna geldim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Rükuya gittiğinde; huzurunda eğildim Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Kalktığında; kalktım Allah’ım, biraz bekliyormuş…

Secdeye vardığında; yattım Allah’ım biraz bekliyormuş…

Sonunda; sen benim namazımı kabul et Allah’ım…

Her rekatta bunu tekrar ediyormuş. Namazdan sonra Derviş genç çobana;

Namaz kılman hoşuma gitti fakat dikkat ettim bir şeyler söylüyorsun, namaz surelerini bilmiyor musun? Demiş.

Genç çoban da; annem bana böyle öğretti demiş, Derviş namaz surelerini söylemiş, öğretmeye çalışmış fakat çoban bir sürü kere tekrar tekrar tekrar sormuş, Derviş de bıkmadan usanmadan tekrar tekrar tekrar söyleyerek, öğretmeye çalışıyormuş… vakit biraz geçince Derviş müsaade isteyerek ayrılmış çobanın yanından…

Dervişin köye gidebilmesi için nehri geçmesi gerekiyormuş, bir sandala binmiş tam nehrin ortasında iken arkasından gelen bir ses duymuş, hocam hocam hocam bu şöyle miydi? diye arkasına bir dönmüş Derviş bir de ne görsün genç çoban sandala doğru, su üzerinden batmadan koşarak geliyor… Derviş genç çobana demiş ki; oğlum sen bildiğin şekilde devam et; Çünkü o kadar içten kılıyorsun ki Allah senin namazlarını kabul ediyor.

Çok hoşuma gitmişti bu hikaye sizinle de paylaşmak istedim.

Allah zorunluluktan kaynaklanan gösteriş istemiyor, Allah kullarının kendisini kalpten gelerek anmasını istiyor!

Uğur KOŞAR’ı hiç tanımazken D&R mağazasında en çok satanlar bölümünde “Allah de ötesini bırak” ( kitap yorumunu https://www.kitaposkop.com/2014/01/allah-de-otesini-birak/ adresinde okuyabilirsiniz. ) isimli kitabı dikkatimi çekmişti, aldım okudum. Çok hoşuma gitti, yalın bir anlatımı, din tarihinden konusu ile alakalı hikayeleri bir araya getirerek aklınızdan an olsun çıkaramayacağınız öğretilere sahip olmamı sağladı.

Sonrasında bu kitabı aldım; “Allah bana yeter”  kitabı da aynı etkiyi yapmayı başardı üzerimde!

Günümüzün kargaşa dolu, hep daha fazlasını arzulayarak buna ulaşmak için mücadele halinde olduğumuz dünyanın, gerçeğine döndüğümüzde aslında bazen ne kadar boşa kendi kendimizi hırpalıyoruz… Dünya malına sahip olurken neleri neleri kaybediyoruz Uğur KOŞAR bunu anlatıyor.

Bu kitapta bulacağınız özetle şu; Allah’tan istediğinizi O’nun 99 güzel ismini anlamlarına uygun kullanarak, ezbere kaçmadan, ne istediğinizi iyice düşünerek isteyin, çünkü Allah’ın yarattığı hiçbir varlık size yardım edemez size yardım edecek bir tek güç vardır O’da sizi yaratan Allah’ın ta kendisidir.

Sevgiliye neler neler düşünülüyor değil mi; zamane sabileri de zamane sübyanları da bir birlerine bir birlerine karşı hissettikleri duygularını anlatabilmek için bir sürü şairin, yazarın çeşit çeşit kitaplarını karıştırıyorlar, internetin altını üstüne getiriyorlar ve kendilerini en iyi ifade edecek sözleri seçiyorlar, ya da kelime dağarcıkları ve bilgileri nispetince ne hissediyorlarsa onu biraz da abartarak belki de terk edip gidecek olan kendileri gibi fanilere anlatmaya çalışıyorlar; yapılmasın demiyorum ama peki bizi hiç terk etmeyen terk etmeyecek bizim yaratıcımız olan ezeli ebedi Allah için ağzımız ne söylüyor.

Bana Allah Yeter Arka Kapak

Allah de Ötesini Bırak

Sen, seni yoktan var eden Allah’ a sığınmazsın da, Hz. Muhammed ( S.A.V. ) aracılığı ile gönderdiği Kuranı Kerim’ deki buyruklarını dinlemezsin de psikologlarda, psikiyatristlerde mi medet ararsın!

Unutmayın; Allah’ kullarına her zaman hediyeler gönderir fakat hediyesinin önünde hep duvar gibi bir engel vardır. Allah tarafından kendisine bir hediye gönderildiğine canı gönülden inananlar o engeli aşıp hediyesi ile bu fani dünya hayatına mutluluk ile devam ederler.

Armut piş ağzıma düş kolaylığına kaçanlar ise, önüne çıkan küçücük bir zorlukta Allah’ ın kendilerini azap çektirmek için dünyaya getirdiğini, hiçbir şey vermediğini, kendilerini yaratıp unuttuğunu düşünüp gaflete düşerler.

Dua ederler ama hemen olmasını beklerler halbuki her şeyin ne zaman nasıl olacağını Allah’ tan başkası bilemez. İyi görünen de şer olabileceği gibi şer görünende de iyilik olabilir, bunu Allah’ tan başkası bilemez. Allah dualarımı kabul etmedi demek Allah’ ı sınamaktır ki, bizi hatırlamadığımız yoktan var eden Allah sınanmaların dışındadır. O sınanamaz. Ancak o seni sınava tabi tutabilir, tutar; sen geçersin ya da kalırsın.

Allah kendisini kullarından hiçbir zaman uzaklaştırmaz, kullar; Şeytan’ın güzel bir manzara içerisine saklanmış virüs misali dünyanın kısa zamanlı düşük arkasında kendilerine sonsuz kötülükler getirecek zevkleri uğruna kendilerini Allah’ tan uzaklaştırırlar.

Allah’ a inan, dua et, hediyen için bir engel vardır o senin sınavındır, aş, Allah hiçbir şey yokken yarattığı senden yana sırtını bir an olsun dönmez, sende seni hiçbir şey yokken var eden Allah’ ın hikmetinden bir an olsun şüphe etme, Allah senin hediyeni o engelin arkasına bırakmıştır!

Allah de ötesini bırak arka kapak