Stefan Zweig

Dürtü, Stefan Zweig

Her Türk asker doğar,

Vatan sana canım feda,

Bin çocuğum olsa binini de bu vatana şehit veririm,

Beni de askere alsalar seve seve giderim…

Kimin, neyin uğruna,

Kimin kararı ile, ne için?

Sultanların, Padişahların, Komutanların mantıklı idealleri, savunma amacı ile ve birlikte savaşta cephede olduğu zamanlar için evet,

Ama nasıl bir evet?

Ben asker miyim?

Hayır!

“Ama devlet sana askerlik yaptırdı” diyebilirsiniz; “Yemin ettin?”

Evet, yemin ettim. “Seve Seve Hayatımı Feda Edeceğime….”

12 ay askerlik yaparak, mesleği askerlik olanların eline su dökebilir miyim!

Peki o zaman bende şu soruyu sorayım; “Devletimiz, bana, niye beni yetiştirdiği mesleğimi yaptırmıyor?”

Korunaklı barınaklarda “Öl” emri vermek kolay, nasıl olsa onların kaybedecekleri bir sevgili, bir evlat, bir baba, bir anne miyiz ki!

…

Stefan Zweig’in bu kitabını okuyan, asker olmayan herkes, işte vatan için kendisini bir şey zannedenlerin emri ile ölmek için savaş cephesi mi yoksa geride bırakacaklarım mı diye kendinize sorular soracaksınız.

…

Savaş bize uzak mı peki; coğrafi konum ve politikamıza bakınca seferberlik görev emrine herkes hazırlıklı olmalı.

…

Allah cephede vatan nöbeti tutan askerlerimize zeval vermesin.

Olağanüstü Bir Gece, Stefan Zweig

Olağanüstü Bir Gece kitabı Stefan Zweig’in arka arkaya okuduğum beşinci kitabı ve bu kitaptan sonra artık Stefan Zweig’in ve yazarlığı hakkında yorum yapabilirim…

Hani sevgi, nefret, heyecan, korku, pişmanlık gibi içinde bulunduğumuz ve karşımızdaki kişiye anlatmak istediğimiz durumlarımız olur, hemen anlatmak zorunda hissederiz kendimizi, ama anlatmaya başlayınca bir de bakarız ki; ne gerekli kelimeler bulabiliyoruz ne de bulabildiğimiz kelimelerden durumumuzu anlatır cümleler kurabiliyoruz… Kısa süreli bir analiz yapan beynimiz de yaşadığımız o olağanüstü şey ile anlattığımız arasında hiç bir derinlik bulamıyor… Ve bir süre sonrada kendi kendimize “ben bunu mu yaşadım lan” deyiverip, şimdi anlatacak ne vardı bu durumu, rezil ettin bak kendini şeklinde kendi durumumuzun, aslında anlatışımızdan kaynaklı olarak basitliğine inanıyoruz. Devam etmeyerek, “aman canım önemli bir şey değil” zaten deyiverip anlatmayı bırakırız… Karşımızdaki de zaten anlatışımızdan kaynaklı olarak bizim anlatışımızdaki anlatamayışımızdan, olayı niçin bu kadar ivedilikle anlatmaya çalıştığımızı anlamaya çalışmaya çoktan başlamıştır…

Stefan Zweig ise; o an bir insan içinde bulunduğu durumda, duygusal, fiziksel, kimyasal, biyolojik ne yaşıyorsa onu aynen yazıya dökmeyi başarıyor. Okurken bir kitap okuduğunuzu unutarak, olayı bizzat yaşayan kitabın kahramanı o kişi aynen siz oluyorsunuz.

Okuduğum bütün kitaplarında kitabın içerisindeki kişi sanki benmişim gibi gerçek dünyadan koparak bir kitap okuduğumu unuttum. Sanki kitabı elimde tutmuyordum da (eskiden bir çizgi film vardı şimdi ismini hatırlamıyorum orada ki gibi) kitabı açarken açılan kapıdan içeri ben giriyordum ve olayı bizzat ben yaşıyordum. Kitapların son sayfasını çevirdiğimde ise sanki kitabı bitirmişim gibi değil de, sanki geçmişte benim yaşadığım bir anıymış gibi bir hisse kapılıyordum, öyle ki kitabı elimde görmesem o olayı kendim yaşadığıma bile yemin edebilirdim…

…

Bu kitaba ait yorumuma sıra gelince yorum yerine kitaptan çıkarabildiğim ders başlıklarını yazayım;

Bir musibet bin nasihatten iyidir,

Şeytanla anlaşma yapılmaz,

Kötülük kötülüğü doğurur,

Hayatta tesadüflere yer yoktur,

Kimse kimseden üstün değildir,

Herkes diğer herkesin de hayatından sorumludur,

Hayatın hakkını vererek yaşıyorum diyebilen insan, içinde bulunduğu çevredekiler kim olursa olsun kendi insanlığından ödün vermeden, envai çeşit maskeler takmadan yaşayabilen insandır.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig

“Platonik aşk” tanımına uygun olarak hiç aşık oldunuz mu?

Bana “platonik aşk” da ne diyebilirsiniz?

“Platonik aşk”ı Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı kitabındaki anlatımından daha iyi anlatabilecek başka bir yazı olabileceğini düşünmüyorum.

Yapma ya diyebilirsiniz?

Hadi siz bana anlatın bakalım!

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig

Bir kadının yaşamından yirmi dört saat derken; sabah 07.00!da kalkar, elini yüzü yıkar, kahvaltı hazırlar, dişlerini fırçalar, elbise dolabını açıp sabah daha önce yaptıklarının toplamından daha uzun bir süre ne giyeceği konusunda düşünür, saçlarını tarar, makyajını yapar, giydiği kıyafetine uygun çantasını alır ayakkabısını girer…. öğle… akşam… gece… yatak… sevişme… uyku sabah saat:07.00 Anlatılmıyor tabi ki:)

Kitabın ismi biraz garip olmuş. Daha açıklayıcı bir isim bulunabilirdi. Neyse bu isim bulmaya şimdilik kafa yormayacağım.

Daha önce ne okuduğum ne de izlediğim bir şeyde kumar bağımlılığının, kumar tutkusunun zararlarının ve kaçırttığı fırsatların Stefan Zweig’in Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat adlı bu kitabındaki kadar etkileyici anlatıldığına şahit olmamıştım.

Alkış alkış alkış.

Kitaptan çıkartılabilecek diğer bir öğreti: yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğün birilerine karşı Allah’a dua et, et ama kendininde o kişiye yapabileceğin bir şey varsa yap; Vicdanın rahat olsun.

Ve tutku’yu şöyle anlatıyor Stefan Zweig bu kitabında…

Tutku; senin kim olduğunu, ne olduğunu, geçmişinden ve hayatından neler kaybedebileceğinin bilincinde belki de bir hiçin peşinden sürükleyen senin hissettiğin tüm eksikliklerini tamamlayan duygudur!

Satranç, Stefan Zweig

Ne kadar gariptir ki söz konusu can olunca; birileri sanki ölümsüzmüş gibi canlarını korumak için küçük bir baskıda dahi her bildiklerini ifşa edip vatanını şerefini haysiyetini satarken, birileri de dozu giderek artan fiziksel ve psikolojik baskılara rağmen kendi savunma mekanizmaları ile buna karşı koymaktadırlar.

Stefan Zweig tarafından yazılan bu kitap ne farklı satranç taktikleri veren ne de satranç nasıl oynanır öğreten kitaptır. Bu kitap kendi çıkarları için insanları konuşturmak adına akla hayale gelmeyen psikolojik ve fiziksel yöntemler kullanan Nazilerin baskılarına ve içine düşürüldüğü yalnızlığa satranç öğrenerek, kendi kendine bir bedende iki ayrı kişi olarak karşı koyan bir adamın hikayesini anlatmaktadır.

Ama kitaptan çıkartılacak sonuç her şeyin fazlasının zarar olduğu yönündedir.

Ve bir not daha: yenilen pehlivan güreşe doymaz!

Korku, Stefan Zweig

Bir suç mu işledin?

Bir kabahatin mi var?

İçin içini kemirip duruyor mu?

Sol taraftaki meleğin yazdıklarından omzuna ağırlık mı çöktü?

Birilerinin daha yaptıklarından haberdar olduğunu mu seziyorsun?

Günah sırlarının açığa çıkmasından korkar mı oldun?

Ama korkunun ecele faydası yok.

Eteğindekilerin dökülmesini sadece erteleyebilirsin ama mani olmazsın!

En iyisi gerçeği özgür bırak.

Rahatla…

Stefan Zweig tarafından; günah, sır, suçluluk, korku, itiraf kelimelerinin bir araya getirilerek “gerçek seni özgür bırakır” nasihati verilen harika bir kitap.