liderlik

Paranın Peşinden Koşan Yorulur, Değer Üreten Kazanır

💬 Günün Sözü

“Para hedef olduğunda tükenirsin; değer hedef olduğunda para seni bulur.”

📖 Mini Hikâye

Aynı caddede iki restoran açıldı.

İlk restoranın sahibi her sabah tek bir soruyla güne başlıyordu:

“Bugün nasıl daha fazla para kazanırım?”

İkinci restoranın sahibi ise farklı bir soru soruyordu:

“Bugün buradan çıkan insanlar, ayrılırken yüzlerinde bir tebessüm taşıyacak mı?”

İlk restoran sürekli kampanya yaptı.

Fiyat indirdi.

Reklam verdi.

İkinci restoran ise yemeğin kalitesine, çalışanların ilgisine ve müşterilerin deneyimine yatırım yaptı.

Yıllar geçti.

İlk restoran müşteri aramaya devam etti.

İkinci restoran ise rezervasyonsuz masa bulmanın zor olduğu bir yere dönüştü.

Çünkü insanlar sadece para harcamaz.

Kendilerine değer veren yerlere tekrar gitmek ister.

🧠 Psikolojik Değerlendirme

İnsanlar satın aldıkları ürünü zamanla unutabilir.

Ancak kendilerine nasıl hissettirdiğini unutmazlar.

İyi bir deneyim, güven oluşturur.

Güven sadakati doğurur.

Sadakat ise reklam bütçesinden daha güçlü bir büyüme motorudur.

Başarılı girişimciler kasalarını değil, insanların hayatına kattıkları değeri büyütmeye odaklanırlar.

🌱 Hayat Dersi

Kâr, doğru yapılan işin ödülüdür.

Amaç hâline geldiğinde kısa sürede tükenebilir.

Değer üretmek ise hem insanlara hem de işletmene uzun ömür kazandırır.

Bugünün Sorusu

Bugün müşterilerinin hayatını gerçekten kolaylaştıran, güzelleştiren veya hızlandıran ne yaptın?

İşini Büyütmek İstiyorsan, Kendini Değil Sistemlerini Çoğalt

“İşini büyütmek istiyorsan, kendini değil sistemlerini çoğalt.”

Bir fırın ustası vardı.

Mahallenin en güzel ekmeğini yapıyordu.

Sabah dörtte kalkıyor, hamuru yoğuruyor, pişiriyor, kasaya bakıyor, siparişleri dağıtıyordu.

Herkes onu çalışkanlığıyla tanıyordu.

Yıllar geçti.

Hâlâ aynı dükkândaydı.

Aynı sokakta başka bir girişimci ise farklı bir yol seçti.

İlk yıl tariflerini yazdı.

İkinci yıl çalışanlarını eğitti.

Üçüncü yıl süreçlerini standartlaştırdı.

Dördüncü yıl ikinci şubesini açtı.

İlk girişimci işi için yaşıyordu.

İkincisi ise işini, kendisi olmadan da çalışabilecek şekilde tasarlıyordu.

Birçok girişimci, işi en iyi kendisinin yaptığına inanır.

Bu düşünce kısa vadede kaliteyi koruyabilir.

Ancak uzun vadede büyümeyi sınırlar.

Sistem kurmak, kontrolü kaybetmek değildir.

Tam tersine; bilgiyi, kaliteyi ve başarıyı kişilere değil süreçlere emanet etmektir.

İşletmeler, kahramanlarla değil, güçlü sistemlerle büyür.

Kendi yokluğunda duruyorsa…

O bir iş değil, bir meslektir.

Sen olmadan da çalışabiliyorsa…

İşte o zaman gerçek bir işletme kurmuşsun demektir.

Bugün yaptığın hangi işi bir süreç hâline getirerek yarın bir başkasına devredebilirsin?

İnsanların Kıyafetini Değil, Karakterini Konuştuğumuz Gün Gelişeceğiz

Geçtiğimiz günlerde Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin

spor yaparken tayt giyerek bisiklet sürmesi kamuoyunda tartışma konusu oldu.

CHP Kars Milletvekili ve aynı zamanda kendisi bir Avukat olan İnan Akgün Alp, bu görüntüleri eleştirerek devlet makamının ağırlığıyla bağdaşmadığını ifade etti. Tartışmaların ardından vali, Cumhurbaşkanı’nın takdiriyle görevden alındı.

Bu olayın siyasi boyutunu bir kenara bırakalım.

Çünkü bu tartışma bana çok daha önemli bir gerçeği hatırlattı.

İnsanlar çoğu zaman birinin ürettiği değeri konuşmak yerine, görünüşünü konuşmayı tercih ediyor.

Çünkü görünüşü eleştirmek kolaydır.

Bir insanın yaptığı işi değerlendirmek bilgi ister.

Karakterini değerlendirmek zaman ister.

Ülkesine kattığı değeri değerlendirmek araştırma ister.

Ama kıyafetini eleştirmek…

Bunun için ne emek gerekir ne de bilgi.

Oysa başarılı insanlar enerjilerini insanların dış görünüşüne değil; fikirlerine, çalışmalarına ve ortaya koydukları sonuçlara harcar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kürek çekerken çekilmiş fotoğrafına bakıyorum.

Bir devlet adamı…

Ama aynı zamanda spor yapan, üreten, kendini geliştiren, hayatın içinde olan bir insan.

Bugün onun kıyafetini değil; kurduğu Cumhuriyet’i konuşuyoruz.

Çünkü zaman, görünüşü değil; eserleri hatırlıyor.

Hayatta da böyledir.

İnsanlar bir süre nasıl giyindiğinizi konuşabilir.

Ama yıllar sonra sizi hatırlatacak olan; karakteriniz, ürettikleriniz ve geride bıraktığınız iz olacaktır.

Kişisel gelişim bazen yeni bir kitap okumakla, film izlemekle, eğitim almakla başlamaz.

Bazen de başkalarını yargılamayı bırakıp kendimize şu soruyu sormakla başlar:

“Bugün başkasının hayatını konuşmak için harcadığım zamanı, kendimi geliştirmek için kullansaydım; yarın nerede olurdum?”

Çünkü insanın hayatını değiştiren şey, başkalarının kıyafeti değil; kendi zihniyetidir.

Kadınlar Önden Film Yorumu: Liyakat mı, Önyargı mı?

Kariyerinde ilerlemek isteyen ancak hak ettiği fırsatları bulamayan kadın ya da erkek fark etmeksizin her çalışanın kendinden bir şeyler bulabileceği, eğlenceli olduğu kadar düşündürücü bir film.

Film, erkek egemen iş dünyasında yeteneklerine rağmen yeterince değer görmeyen bir kadının hikâyesini anlatırken, aynı zamanda güç dengelerinin değiştiği bir dünyada rollerin nasıl tersine dönebileceğini mizahi ve ironik bir dille gözler önüne seriyor.

Bir tarafta kadın çalışanların potansiyelini görmezden gelen yöneticiler, diğer tarafta ise benzer önyargılarla karşılaşan erkek çalışanlar var. Film bu karşıtlığı kullanarak önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Sorun gerçekten kadınlar mı, erkekler mi; yoksa gücü eline geçirenlerin liyakati ikinci plana atması mı?

Kadınlar Önden, iş hayatındaki fırsat eşitsizliklerini anlatırken izleyiciyi yalnızca güldürmüyor; empati kurmaya da davet ediyor. Çünkü çoğu zaman insanlar, karşı tarafın yaşadığı zorlukları ancak roller değiştiğinde fark edebiliyor.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında filmin en değerli mesajı şu: Başarıyı cinsiyetler üzerinden değil, yetkinlik, emek ve katkı üzerinden değerlendirmek gerekir. Bir kurumda en doğru kişinin yükselmesi sadece o çalışan için değil, ekip, şirket ve hatta toplum için de en sağlıklı sonuçları doğurur.

Sonuç olarak Kadınlar Önden, kadın-erkek rekabetinden çok, önyargılarla liyakat arasındaki mücadeleyi anlatan; empati kurmanın ve insanları etiketleriyle değil yetenekleriyle değerlendirmenin önemini hatırlatan keyifli bir kişisel gelişim filmi.

Kadınlar Önden filmini https://www.netflix.com/tr/title/81001524 adresinden izleyebilirsiniz.

Başarı mı İstiyorsun? O Zaman Bu Gerçeği Kabul Et: Kimse Senin Yerine Yapmayacak

“Bir işi doğru yapmak istiyorsan, kendin yap.”
– Napoleon Bonaparte

Bir yönetici düşün…

Ekibine sürekli iş veriyor ama sonuçlardan memnun değil.
Herkesi suçluyor.

“Kimse işini düzgün yapmıyor” diyor.

Bir gün fark ediyor…

Aslında sorun ekipte değilmiş.
Sorun, kontrolü tamamen bırakmasındaymış.

O günden sonra işleri sahiplenmeye başlıyor.

Ve sonuçlar değişiyor.

Psikolojide buna iç kontrol odağı (internal locus of control) denir.

İnsanlar ikiye ayrılır:

  • dış etkenleri suçlayanlar
  • sorumluluk alanlar

Sorumluluk alan kişiler,

hayatlarını daha fazla kontrol edebilir.

Başarı başkalarına bırakılmaz.

Sahiplenilir.

Hayatında değişmesini istediğin ne varsa,
ilk adımı sen atmalısın.

Hayatında başkalarından beklediğin ama aslında senin yapman gereken ne var?

Unvansız Lider, Robin Sharma

CEO, direktör, müdür, şef, amir veya şirketinizin organizasyonunda yöneticiye ne isim verilmişse ve o koltuklarda sizden başkaları varsa bu durum onların lider olduğu sizin de olamayacağı anlamına gelmemektedir.

Bir şirket insan bedenine benzer; güvenlik görevlisinden, temizlik personeline, çaycısından, birim çalışanlarına, sorumlusundan müdürüne… kadar her bir çalışanını bu bedenin bir uzvu olarak düşünmeliyiz. Bir organda ortaya çıkan maraza nasıl ki tüm bedeni etkisi altına almaktadır; şirketin en altında çalışanında oluşacak bir sorunda tüm şirkette etkisini göstermektedir.

Unvansız liderden kasıt; bir işi gerçekleştirmek için bir makama sahip olman gerekmediğidir. Yani müdür olamayabilirsin bunun bir sürü sebepleri vardır. Bu sebeplere girmeyeceğim. Reailite çeşitli faktörlerden dolayı senin müdür olamadığın ve senin bir müdüre sahip olduğundur ama bu senin yaptığın işi müdürün gibi yapamayacağın anlamına gelmemektedir.

Eğer kendini, o sahip olduğun görevin konusunda yetenekli görüyorsan ki; böylesindir elinden gelenin en iyisini sanki bir yöneticiymiş yapmaya çalışacaksın.

…

Bütün amacın şu olmalı;

Eğer bir güvenlikçi isen şirket içindeki çalışanların güvenliklerini en iyi şekilde sağlayacaksın ki çalışanlar korkuya kapılıp işlerini yarım yamalak yapmasınlar,

Eğer bir temizlikçi isen şirketi öyle temizleyecek öyle toparlayacaksın ki çalışanlar işe yeniden geldiklerinde, şirkette sanki ilk günleriymiş gibi, şevk ile gelip çalışmaya başlasınlar,

Eğer bir çaycı isen öyle güzel çay yapacaksın ki; tam içinden çıkılması muhtemel görünmeyen bir proje esnasında çayın o düşünüre ilham olacak,

Şirketin asli görevlerinden kendisine düşen payı prosedürlerle belirlenen sorumlu, sınırlarının dışına ne kadar çıkabiliyorsa çıkacak ve görevini yerine getirecek… keza birim amiri de aynısını yapacak, müdürü de, direktörü de, ceo suda, şirketin yönetiminin en üst kademesinde bulunan çalışanı da ve hatta şirketin sahibi de…

Ve şirketin sahibinden tutun en alt kademesi olarak görünen çoğu zaman adı dahi hatırlanmayan çalışanı da dahil olmak üzere herkes diğer çalışanın da kendisi gibi bir insan olduğunu asla aklının ucundan çıkarmayacak.

Şirketin daha iyi duruma gelmesi için herkes bir birlerine nasıl ne şekilde yardımcı olabiliyorlarsa da o şekilde yardımcı olmayı ihmal etmeyeceklerdir.

…

Ferrarisini Satan Bilge ile haklı şöhrete kavuşan liderlik uzmanı Robin SHARMA’nın Unvansız Lider adlı bu son kitabından aklımdan kalanları yazmaya devam ederim ama yazı artık özet olmaktan çıkar ve kitabın kendisi olur diye yazmıyorum:)

Aşağıda kitabın kendi tanıtımını, kitap hakkında yapılan yorumları ve Robin SHARMA’nın kim olduğuna dair kısa bir bilgi notunu okuyabilirsiniz.

unvansız lider

unvansız lider arka kapak

Robin SHARMA