Kağıttan Kentler

İlk Aşk, John Green

Aşkı formülize edemezsiniz;

Çevrenizde bir arkadaşınız ile karşılaşırsınız; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır sizi.

Aynı arkadaşınızı birkaç zaman sonra başkası ile görürsünüz; tanıştırayım der “bu benim aşkım” diye tanıştırır yine…

Ama aşk bu değil ki; daldan dala atlamak, çeşit çeşit çiçeklere konmak değildir ki aşk!

Aşk bir tanedir, aşk bir tanesinedir, aşk diğer tek kişi ile yaşanılan kuvvetli bir sevgi bağıdır.

Şu huyun hoşuma gitmiyor, bu işi böyle böyle yapma, şu hareketin var ya sana yakışmıyor vb. gibi tabirlerden uzaktır aşk.

Karşındakini her şeyi kabullenmek yok ise aşkta ortalıklarda yoktur.

Saçı şöyle bu renk olsun, boyu bu kadar olsun, ten rengi böyle olsun, işi olsun, şu işler elinden gelsin, birazda… işte böyle birisi çıkarsa aşık olurum diyor birileri!

Ama bu pazardan kurbanlık seçmekten farksız ki; aşk kalıplara sığdırılamaz ki!

Hem aşkı görebileceğin şeylerde algılayamazsın; aşk kalbin içerisindedir.

Aşk; biyolojik olarak farklı olsalar da, iki kişinin diğerinde de hayatta kalabilmesidir,

Aşk; bir araya gelen iki kişinin güzel bir amaç uğruna girdikleri kimyasal bir tepkimedir.

Aşk bir tanedir.

Aşk beklenmesi gerekir.

Aşk bir kere söylenir.

Aşk büsbütün hissedilene kadar aşkla ilgili hiçbir şey söylenmez.

…

Kendin gibi, hiçbir şey değiştirmek zorunda kalmadan; rahatça yaşayabileceğin birisini bulduğunda söyle aşkını, o senin birin olsun, yeganen olsun… dünyalar senin olsun.

Aman dikkat et; bir sürü insanın yaptığı gibi aşkın adına leke sürme.

ilk aşk, arka kapak

Kağıttan Kentler

En basitinden şöyle anlatayım; kolunda milyon dolarlık saat, altında milyon dolarlık arabası ile ekranlara çıkıp arkasında bom boş duran araziyi göstererek burada bir şehir kuracağım diyen adı malum büyük oynayan müteahhit ve benzeri girişimcilerin projeleri eğer hiç başlanmadan veya biraz başlanıp da tamamlanamadan kendi haline terk ediliyorsa bu tür yerlere kağıt üzerinde kaldıkları için Kağıttan Kentler denir.

Şimdilerde bu tür yapılar daha ortada hiçbir şey yokken maket üzerinden satıldığı için bence maketten kentlerde denilebilir.

Biz kendi hayatımızı yaşamaya çalışırken çevremizdeki insanlar da kendi hayatlarını yaşamaya çalışıyorlar, hadi yedi milyarın üzerinde insanın yaşadığı dünyamızda herkes ile ilgilenemeyiz ama dost diyebileceğimiz bir arkadaşımız için öylece oturur durur muyuz yoksa bir şeyler yapmak için gayret mi gösteririz?

“Dost dediğin kara günde belli olur “atasözümüz bu soruya cuk oturacak cevabı kendi kendine verir.

Çevrenize bakınca ne kadar bina görüyorsunuz; çok çok çok

Komşuluğunuza bakınca kaç kişiyi tanıyorsunuz; çok çok az

Bir apartmanın bir dairesinde bir cenaze olsa bile diğer dairesinde yaşayan eğlenebiliyor. Oysa eski zamanlarda böyle miydi? Sessizlik korunarak, düğün varsa o bile ertelenerek acını bizde yaşıyoruz, yasını bizde tutuyoruz gösterilirdi! Gittikçe yozlaşıyoruz, yalnızlaşıyoruz.

Günümüzün şahane harita programlarından en popüleri olan Google Earth programından bir bakın şehrinize bir sürü bina göreceksiniz; yalnızsanız, acınız sadece sizin acınızsa gerçek bir kentte mi yaşıyorsunuz, kağıttan bir kentte mi yaşıyorsunuz? Siz karar verin, farkı var mı?