Yeni Yöneticiler İçin Liderlik Rehberi İlk 90 Gün

Yeni Yöneticiler İçin Liderlik Rehberi İlk 90 Gün
0

Bir gün aynı masada oturduğun insanlara görev dağıtmaya başlarsın. Dün birlikte yakınan ekip arkadaşın, bugün senden karar bekler. Terfi haberi sevindiricidir ama ilk toplantıda havadaki küçük değişimi fark edersin: Artık söylediklerin yalnızca fikir değildir; işin yönünü, insanların zamanını ve bazen moralini etkiler.

Yeni yöneticiler için liderlik rehberi denince çoğu kişinin aklına daha iyi konuşmak, daha kararlı görünmek veya ekibi motive etmek gelir. Bunların payı vardır. Fakat ilk yönetim deneyimindeki asıl kırılma şudur: İşini iyi yaparak değer üretmekten, başkalarının iyi iş yapabileceği ortamı kurarak değer üretmeye geçersin.

Bu geçiş sanıldığı kadar romantik değildir. Çünkü yönetici olduğunda her işi en iyi yapan kişi olmaktan vazgeçmen gerekebilir. Bu, yetersizleşmek değil; sorumluluğun biçim değiştirmesidir.

Yönetici olunca işin neden değişir?

İyi bir uzman çoğu zaman problemi kendi becerisiyle çözer. Hızlıdır, güvenilirdir, ayrıntıyı bilir. Bu özellikler onu yöneticiliğe taşıyabilir. Ne var ki yöneticilikte aynı refleks, bir süre sonra ekibin gelişimini yavaşlatabilir.

Örneğin ekipten biri hazırladığı sunumu getirir. Sen eksikleri görür, dosyayı ondan daha hızlı düzeltebileceğini bilirsin. Bilgisayarı alıp işi kendin tamamlamak kısa vadede mantıklı görünür. Sunum kurtulur, toplantı da aksamaz. Fakat bu davranış sürekli tekrarlanırsa ekip şunu öğrenir: Zor iş gelince yöneticim devralır. Sen de şunu öğrenirsin: Her şey bana bakıyor.

İki taraf için de yorucu bir düzen doğar. İnsanlar sorumluluk almak yerine onay bekler, yönetici ise yetişemediği işler için ekibine kızar. Oysa mesele çoğu zaman insanların isteksizliği değil, yöneticinin onlara bıraktığı alanın belirsizliğidir.

Liderlik, bütün cevapları veren kişi olmak değildir. Doğru soruların sorulabildiği, hataların saklanmadığı ve sorumluluğun havada kalmadığı bir çalışma düzeni kurmaktır.

İlk 90 günde otorite değil güven inşa et

Yeni bir yöneticinin en anlaşılır kaygısı otoritedir. Fazla yakın davranırsam ciddiye alınır mıyım? Çok soru sorarsam bilgisiz görünür müyüm? Sert olmazsam sınırlar kaybolur mu?

Bu soruların arkasında genellikle aynı korku vardır: Kontrolü kaybetmek. Ancak otorite ile korku aynı şey değildir. İnsanlar senden çekindikleri için sessiz kalabilir; bu, sana güvendikleri anlamına gelmez. Hatta sorunları geç haber vermelerinin, fikirlerini saklamalarının ve yalnızca güvenli görünen işleri seçmelerinin nedeni bu olabilir.

İlk 90 günde yapabileceğin en güçlü şeylerden biri, herkesi hızlıca değerlendirmeye çalışmak yerine çalışma biçimini anlamaktır. Ekipte kim neyi iyi yapıyor? Kim hangi konuda desteğe ihtiyaç duyuyor? Hangi kararlar gereksiz yere bekliyor? İnsanlar hangi konuları toplantıda söylemeyip koridorda konuşuyor?

Buradaki amaç herkese hoş görünmek değildir. Adil ve öngörülebilir olmaktır. Bir çalışanın fikrine katılmayabilirsin. Talebini reddedebilirsin. Performansıyla ilgili zor bir geri bildirim de verebilirsin. Fakat gerekçeni açıkça ortaya koyar, aynı standardı herkese uygular ve sözünle davranışın arasında mesafe bırakmazsan güven oluşur.

Güven, büyük vaatlerden çok küçük tutarlılıklarla büyür. Toplantıda not aldığın bir konuyu takip etmek, dönüş sözü verdiğin kişiye dönmek, başkasının emeğini sahiplenmemek, bilmediğin yerde biliyormuş gibi yapmamak… Bunlar küçük görünür. Ekip ise tam olarak bunları izler.

Önce dinlemek pasiflik değildir

Bazı yeni yöneticiler ilk haftalarda değişim yapmazsa etkisiz görüneceğini düşünür. Bu yüzden süreci, rolleri, toplantıları ve öncelikleri aynı anda değiştirmeye kalkar. Bazen gerçekten değişim gerekir. Fakat teşhis koymadan yapılan değişim, yalnızca hareket üretir.

Bir ekibin aksayan tarafı toplantı sayısı olmayabilir; karar alma yetkisi belirsiz olabilir. Verim düşüklüğünün sebebi çalışanların disiplinsizliği değil, birbirini bozan hedefler olabilir. İnsanların isteksiz görünmesinin altında da uzun zamandır karşılığı verilmeyen emek bulunabilir.

Dinlemek, karar vermeyi ertelemek değildir. Kararının gerçek zemine basmasını sağlamaktır. İlk günlerde şu üç sorunun cevabını aramak iyi bir başlangıçtır: Bu ekipten ne bekleniyor, ekibin işini en çok ne zorlaştırıyor ve benim hangi davranışım işleri kolaylaştırabilir?

Yeni yöneticiler için liderlik rehberi: Netlik yaratmak

Ekipler çoğu zaman motivasyon eksikliğinden değil, netlik eksikliğinden yorulur. Herkes çok çalışıyor olabilir ama hangi işin önce geldiği, kararın kimde olduğu ve iyi işin neye benzediği belirsizse çaba dağılır.

Netlik, her adımı tarif etmek demek değildir. Tam tersine, insanları mikro yönetimden koruyan şey netliktir. Hedef belliyse, sınırlar anlaşılmışsa ve karar alanı tanımlıysa çalışan kendi yöntemini bulabilir.

Bir görev verirken yalnızca yapılacak işi söylemek yerine dört noktayı açıklamayı dene: Beklenen sonuç nedir, bunun neden önemli olduğunu biliyor muyuz, karar alma alanı nerede başlıyor ve ne zaman birlikte kontrol edeceğiz? Bu yaklaşım basit görünür ama sonradan çıkan pek çok yanlış anlaşılmayı azaltır.

Örneğin birine müşteri sunumu hazırlamasını söylemek başka, sunumun amacı yeni bütçe onayı almak, ana mesajı şu olmalı, fiyat pazarlığına girme yetkin yok ve perşembe günü taslağı birlikte gözden geçireceğiz demek başkadır. İkinci örnekte çalışan hem daha özgür hem daha sorumludur.

Netlik aynı zamanda hayır diyebilme cesaretidir. Ekibinin kapasitesi sınırlıyken her yeni talebe evet dersen, kimseyi memnun etmiş olmazsın. Sadece öncelik çatışmasını çalışanlarının omzuna bırakırsın. Bazen yöneticinin görevi işleri ekibe dağıtmak değil, gereksiz işleri kapının dışında tutmaktır.

Geri bildirim verirken kişiliğe değil davranışa bak

Yönetimin zor taraflarından biri, memnun olmadığın bir durumu konuşmaktır. Pek çok kişi bu konuşmayı geciktirir. Sorun büyür, sabır azalır, sonunda biriken öfke tek bir görüşmeye boşalır. Karşı taraf da neyi, ne zaman yanlış yaptığını anlamakta zorlanır.

Etkili geri bildirim yumuşak olmak zorunda değildir; somut olmak zorundadır. Sen sorumsuzsun demek yerine, son iki teslim tarihinin haber verilmeden geçtiğini ve bunun diğer ekiplerin planını etkilediğini söylemek daha dürüsttür. Çünkü kişiliğe hüküm vermek yerine gözlemlenebilir davranışı konuşursun.

Aynı ilke övgü için de geçerlidir. Harikasın gibi genel bir cümle iyi niyetlidir ama öğretici değildir. Kriz anında müşteriye erken bilgi verdiğin için beklenti doğru yönetildi demek, hangi davranışın değerli olduğunu gösterir. İnsanlar neyin takdir edildiğini anladıklarında bunu tekrarlama ihtimalleri artar.

Elbette her hata aynı şekilde ele alınmaz. Yeni başlayan birinin beceri eksiğiyle, deneyimli bir çalışanın sorumluluğu sürekli başkasına atması aynı konu değildir. Birinde eğitim ve eşlik gerekebilir, diğerinde daha açık bir sınır. Adalet, herkese aynı cümleyi kurmak değil; duruma uygun ve tutarlı davranmaktır.

Kontrol etme isteğini tanı

Yeni yönetici için en sinsi tuzaklardan biri, yardım ile müdahale arasındaki çizgiyi kaçırmaktır. İşler senin standartlarında çıkmadığında devreye girmek istersin. Bazen bu gereklidir. Özellikle yüksek riskli bir karar, müşteri ilişkisi ya da geri dönüşü zor bir hata varsa yönetici seyirci kalamaz.

Ama her ayrıntıya müdahale etmek, kalite hassasiyeti değil, kaygı yönetimi de olabilir. Kendine şu soruyu sormak işe yarar: Bu işe karışıyorum çünkü sonuç gerçekten riskli mi, yoksa benim yöntemimden farklı olduğu için mi rahatsız oluyorum?

Bu soru kolay değildir. Çünkü yöneticilik, egonun da sınandığı bir roldür. Senin kadar iyi yapılmayan bir işi izlemek sabır ister. Fakat ekip üyelerinin kendi kararlarının sonuçlarını görmesine hiç izin vermezsen, onların muhakeme kası gelişmez. Her şeyi sen düzelttiğinde ekip kısa vadede rahatlar, uzun vadede sana bağımlı hale gelir.

Delegasyon, işi terk etmek değildir. Beklentiyi belirlemek, uygun noktada destek vermek ve sonucu birlikte değerlendirmektir. İşin sahibi belli olmalıdır. Aksi halde delegasyon adı altında yapılan şey, yalnızca belirsiz iş devridir.

Kendi davranışın ekibin görünmez kuralıdır

Yöneticiler çoğu zaman kültürü şirketin değerleri, toplantı düzeni veya ekip ritüelleri üzerinden anlatır. Oysa kültür, en çok baskı altındayken gösterdiğin davranışta görünür.

Hata olduğunda kimi suçluyorsun? Kötü haberi getiren kişiye nasıl karşılık veriyorsun? Gece geç saatte mesaj atıp hemen yanıt bekliyor musun? Başarıyı anlatırken ekibinin adını anıyor, başarısızlıkta sorumluluğu sahipleniyor musun?

Ekip, söylemlerden çok bu anlardan öğrenir. Sakin kalman gereken yerde öfkeye teslim olursan, insanlara risk alabileceklerini anlatmanın etkisi azalır. Herkesin iş-yaşam dengesini savunup sürekli erişilebilir olmayı beklersen, gerçek kuralın ne olduğu anlaşılır: Söylenen değil, yapılan.

Bu yüzden yöneticilik biraz da kendini yönetme işidir. Yorgunken karar vermemeyi, sinirliyken mesaj atmadan önce beklemeyi, bilmediğinde uzmanına danışmayı öğrenmek zayıflık değildir. Gücün gösterisi değil, sorumluluğun pratiğidir.

İlk yöneticilik deneyiminde kusursuz olmayı hedeflemek gereksiz bir yük. Ekibin senden hatasız bir makine olmanı beklemez. Daha çok şunu görmek ister: Hata yaptığında bunu fark eden, savunmaya geçmeden düzelten ve aynı yanlışı alışkanlığa dönüştürmeyen biri misin?

Bugün yönettiğin insanlara kendini ispatlamaya mı çalışıyorsun, yoksa onların iyi iş çıkarabileceği bir alan mı açıyorsun?

Liderlik, önden yürümek kadar bazen bir adım geri çekilip başkasının büyümesine yer açmaktır.

Choose your Reaction!
Leave a Comment

Your email address will not be published.

Son Yazılar
Etkinlik Takvimi
Pts
Sal
Çar
Per
Cum
Cts
Paz
P
S
Ç
P
C
C
P
28
29
30
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
1
Yaklaşan Etkinlikler
Topluluğa Katıl

Fikirlerini paylaş, yeni insanlarla tanış ve birlikte üret.

Ücretsiz üye ol

Grupları keşfet →

En Çok Okunanlar

Görüntülenme verileri biriktikçe liste otomatik güncellenir.