sinema

Jüri 2 Film Yorumu: Adalet Mahkemede mi, Vicdanda mı Başlar?

12 Angry Men – 12 Öfkeli Adam filmini izlediyseniz, Jüri 2’yi izlerken hikâyenin ruhuna yabancılık çekmezsiniz. İzlemediyseniz de mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü her iki film de adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanın vicdanında da verildiğini anlatıyor.

12 Öfkeli Adam’da, verdikleri karar sonucunda bir insanın idam edilip edilmeyeceğine karar verecek olan 12 jüri üyesini izliyoruz. Hepsinin yetişmesi gereken işleri, dönmesi gereken hayatları ve kişisel öncelikleri vardır. Çoğu için dava, bir insanın hayatından çok bir an önce sonuçlanması gereken bir dosyadan ibarettir. Ancak içlerinden biri, “Bir insan bu kadar kolay suçlu ilan edilemez.” diyerek süreci sorgulamaya başlar ve olayların yönü tamamen değişir.

Jüri 2 ise benzer bir vicdan muhasebesini çok daha kişisel ve karmaşık bir noktaya taşıyor. Bu kez mesele yalnızca bir sanığın suçlu olup olmadığı değil; gerçeği bilen bir insanın kendi vicdanıyla nasıl mücadele edeceğidir.

Film boyunca izleyiciye sürekli şu soru yöneltiliyor: Hukuken doğru olan ile vicdanen doğru olan her zaman aynı şey midir?

Jüri 2’nin en güçlü tarafı da burada ortaya çıkıyor. Film, adalet kavramını kanun maddelerinin ötesine taşıyarak insan karakterini sorguluyor. Çünkü bazen en zor kararlar, herkesin gözü önünde verilenler değil; kimsenin görmediği yerde verilenlerdir.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında film, dürüstlüğün ve karakterin gerçek anlamını hatırlatıyor. İnsanların çoğu doğruyu söylemenin kolay olduğu zamanlarda dürüst olabilir. Asıl mesele, yanlışın size avantaj sağladığı bir durumda bile doğruyu savunabilmektir.

Jüri 2 bana şu düşünceyi hatırlattı: Adalet, yalnızca mahkemelerin verdiği kararlarla değil, insanların vicdanlarında verdikleri kararlarla da ayakta kalır. Çünkü kimsenin görmediği yerde bile eğriye “eğri”, doğruya “doğru” diyebiliyorsanız, adalet önce sizin için anlam kazanmıştır.

Sonuç olarak Jüri 2, bir suç hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor. İzleyiciyi “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusuyla baş başa bırakan, vicdan, sorumluluk ve adalet üzerine düşündüren etkileyici bir film.

Adile Naşit Filmi Yorumu, Bir Gülüşün Ardındaki Mücadele

Türk sinema ve televizyon tarihinin unutulmaz isimlerinden biri olan Adile Naşit’in başarıya giden yolculuğunu izlerken sadece bir sanatçının hikâyesine değil, hayata dair önemli derslere de tanık oluyoruz.

Dışarıdan baktığımızda Adile Naşit denince aklımıza hep gülen yüzü, neşesi ve insanın içini ısıtan enerjisi geliyor. Ancak film bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: İnsanların dışarıya gösterdiği yüz ile iç dünyalarında yaşadıkları çoğu zaman aynı değildir. Bir insanı gerçekten tanımak için onu uzaktan izlemek yetmez; dinlemek, anlamaya çalışmak ve kalbine dokunmak gerekir.

Film boyunca dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri ise özgüvenin başarıdaki rolü oldu. Hayatta birçok insan size “Senden olmaz” diyebilir. Ancak başarı çoğu zaman başkalarının size biçtiği sınırları değil, sizin kendinize çizdiğiniz hedefleri takip etmenizle gelir. Adile Naşit’in hikâyesi, “Ben yaparım” diyebilme cesaretinin insanı ne kadar ileri taşıyabileceğinin güzel bir örneği.

Film aynı zamanda yeteneğin doğru kişiler tarafından fark edilmesinin önemini de gösteriyor. Bazen insanların önüne çıkan engeller, yeteneksizlikten değil yanlış insanların değerlendirmesine maruz kalmaktan kaynaklanıyor. Gerçek değer, işi bilen ve gerçekten karar verme yetkisine sahip kişiler tarafından görüldüğünde ortaya çıkıyor.

Bir başka dikkat çekici mesaj ise dostluk üzerine. Hayatın iyi günlerinde yanınızda olan insan çoktur. Ancak gerçekten dost dediğiniz kişi, en zor zamanlarınızda sizi yalnız bırakmayandır. Film, dostluğun sözlerle değil, zor günlerde verilen destekle anlam kazandığını hatırlatıyor.

Sonuç olarak Adile Naşit, yalnızca bir biyografi filmi değil; özgüven, azim, dostluk, empati ve insanları yargılamadan önce anlamaya çalışmak üzerine güçlü mesajlar veren bir hayat dersi niteliğinde. Filmi izlerken bir sanatçının başarı hikâyesinden çok, insanın kendi potansiyeline inanmasının ve vazgeçmemesinin ne kadar değerli olduğunu hissediyorsunuz.

Not: Filmi, Adile Naşit ve dönemin birçok usta sanatçısını canlandırmanın ne kadar zor bir iş olduğunu düşünerek izlerseniz, filmde anlatılmak isteneni daha iyi anlarsınız.

Ölüme Koşan Adam’ın Rahatsız Eden Sorusu; Hayatta Kalmak İçin Ölümü Göze Alır mıydın?

Şöyle bir yarışmaya katılır mıydın?

Öyle bir yarışma ki sonunda büyük ihtimalle öleceksin.

Çoğumuz hiç düşünmeden:

“Hayır.”

deriz.

Peki ya sevdiğin bir insanın yaşaması için gereken parayı bulamıyor olsaydın?

Çocuğunun, eşinin ya da annenin tedavisi için gerekli ilacı karşılayamıyor olsaydın?

O zaman cevabın aynı kalır mıydı?

İşte film tam da bu sorunun peşinden gidiyor.

Aslında Ölüme Koşan Adam yalnızca ölümcül bir yarışmayı anlatmıyor.

İnsanların çaresizlik karşısında neleri göze alabileceğini anlatıyor.

Bugün çoğumuz fiziki olarak ölümcül bir yarış pistinde koşmuyor olabiliriz.

Ama ay sonunu getirme kaygısı, kredi kartı borçları, geçim sıkıntısı ve sürekli daha fazlasını üretme baskısı altında yaşayan milyonlarca insan da farklı bir yarışın içinde değil mi?

Filmin “Dünya Peşindeyken 30 Gün Hayatta Kal” sloganı da, 30 günde bir ücret/maaş alanların durumu için ayrı bir ironi niteliğinde!

Filmin en rahatsız edici tarafı burada başlıyor.

Çünkü kendimizi özgür zannederken ne kadar özgür olduğumuzu sorgulamaya zorluyor.

Günümüz dünyasında ekranlar hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda.

Televizyonlar, telefonlar, sosyal medya platformları ve artık yapay zekâ ile üretilen içerikler…

Bunların hepsi bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırırken aynı zamanda düşüncelerimizi etkileyebilme gücüne de sahip.

Bu yüzden karşımıza çıkan her bilgiyi doğru kabul etmek yerine sorgulamak zorundayız.

Kim söylüyor?

Neden söylüyor?

Bu bilgiden kim fayda sağlıyor?

Bunları sormayı bıraktığımız gün, başkalarının düşüncelerini kendi düşüncemiz sanmaya başlarız.

Film bana şunu hatırlattı:

Bir toplumun en büyük gücü, aynı şeyi düşünen insanlar değil; farklı düşünceleri sorgulayabilen insanlardır.

Bu yüzden sadece çoğunluğun ne dediğine değil, farklı düşünen insanların neden farklı düşündüğüne de kulak vermek gerekir.

Çünkü tarih boyunca birçok doğru fikir, ortaya çıktığında çoğunluk tarafından reddedilmişti.

Ölüme Koşan Adam yalnızca aksiyon dolu bir bilim kurgu filmi değil.

İnsan hayatının değeri, ekonomik eşitsizlikler, medya etkisi ve bireysel özgürlük üzerine düşündüren sert bir toplumsal eleştiri.

Film bittiğinde kendinize şu soruyu sormanız muhtemel:

Gerçekten özgür seçimler mi yapıyorum, yoksa bana sunulan seçenekler arasından seçim yaptığımı mı sanıyorum?

Maymun Adam, Monkey Man

Maymun Adam, Monkey Man film fragmanı;

Hukuk adamlarının, kolluk kuvvetleri mensuplarının, din konusunda ileri gelenlerin; zengin ve makam sahiplerine torpil geçtiği bir ülkede yaşadığını…

Aklıma ne hikmetse, sizin de aklınızdan geçirdiğin Türkiye’miz geldi.

Ve yıllardır atalarının yerleştiği, tapusu size ait olan yerlerden; maden çıkarılacak, yol geçirilecek, baraj yapılacak, kentsel dönüşüme girecek gibi bahanelerle sürüldüğünüzü, karşı gelen sevdiklerinizin de gözdağı vermek maksadı ile hunharca öldürüldüğünü veya kamu görevlisine mukavemetten hapse atıldığını düşün!

Sen varlığını nasıl devam ettirebilirsin?

İntikam duygusu ile değil mi?

Peki hukuk adamlarının, kolluk kuvvetlerinin, din konusunda ileri gelenlerin, zenginlerin, makam sahiplerinin hep bir birini koruyup kolladığı bir düzene tek başına nasıl girip nasıl intikam almayı düşünüyorsun?

Onlar gibi de olamazsın!

  • Yakınlaşma için stratejini belirleyeceksin,
  • Bütün olasılıkları gözden geçireceksin,
  • Kendini sürekli geliştireceksin,
  • Senin durumunda olan sadece sen değilsin; senin gibileri de bir araya getireceksin, unutma iki birden büyüktür
  • Her adımını ilmek ilmek işleyeceksin,
  • Zamanını kollayacaksın,
  • Zamanı gelince ise asla tereddüt etmeyeceksin!

Maymun Adam, Monkey Man filmi

Hint mitolojisinin ve Hinduizm‘in sevilen tanrılarından olan, yarı maymun yarı insan şeklinde tasvir edilen ve fiziksel gücün, azmin ve bağlılığın bir sembolü olarak görülen Hanuman’dan ilham almaktadır.

Hanuman’ı https://www.dinvemitoloji.com/2018/03/hanuman.html adresinde daha detaylı okuyabilirsiniz.

Maymun Adam, Monkey Man filmi;

Geçimini sağlamak için maymun maskesi ile dövüş yapan, aynı zamanda da intikam ateşi hiç sönmeyen, oyunculuğunu çok beğendiğim Dev Patel tarafından canlandırılan bir kişinin sisteme başkaldırısını konu edinmiştir.

Posterdeki yazınında ayrıca anlamlı ve hoşuma gittiğini belirtmeden geçemeyeceğim:

One small ember can burn down everything.

Bir küçük köz her şeyi yakabilir!

En İyiye Aday Bir Filmdir Hayatımız

İzleyip yorumlamadıklarımda var tabi ki; 1860 film ve dizi izleyip sitelerimde yorumlamışım.

Birilerinin bakış açısı ile olaylara farklı gözle bakıp kendime bir şeyler kattığım film/dizi sayısı kaçtır bunlar içerisinde?

Taş çatlasın 300,

Geri kalan zaman kaybı!

Neden izledim peki?

Zaman geçsin!

Bu ne bonkörlük!

Sanki ömrüm sonsuzmuş gibi!

Hâlbuki hepimizin hayatı, en iyi filmler için verilen Oscar ödüllerine aday birer başyapıt.

Allah’ın karşılaşmamızı kesinlikle istediği olaylar ile kararı bize bıraktığı olayların sonucunda yaşadıklarımız, karşılaşacaklarımız EN İYİ SENARYO

Hayatımızın devamında nasıl yaşayacağımız EN İYİ KURGU

Bir erkek için kendisi, kadın için ise bütünleyicisi diğer yarısı EN İYİ ERKEK OYUNCU

Bir kadın için kendisi, erkek için ise bütünleyicisi diğer yarısı EN İYİ KADIN OYUNCU

Baba, erkek kardeş, erkek dostlar EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

Anne, kız kardeş, kadın dostlar EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Diğerlerinin gözünde benim hayatım EN İYİ YABANCI FİLM

Ben nasıl bu hale geldim EN İYİ BELGESEL

…

Ne zaman, nerede, ne ve/veya kimin ile karşılaşılacağı belli olmayan,

Tekrarsız,

Hiç bir tahminin tam olarak tutmayacağı sürprizleri ile

Doğumumuzdan ölümümüze kadar senaryomuzu layığı ile yaşayıp,

Geleceğimizi kurgulamakla,

Rolümüzün hakkını vererek oynamakla,

Çevremizdekilerin rollerinin hakkını vermelerini sağlamakla,

Yönetmekle yükümlüyüz!

En kötü filmlere de ödül veriliyor tabi ki; ben en kötü filmler için verilen Altın Ahududu ödülünün adaylığını dahi istemiyorum.

En iyi olması gereken tek film kendi filmimiz.

Herkesin kendi isminde bu film.

Öyle bir film olmalı ki bizim filmimiz,

Film bittiğinde herkes bizi ayakta “HELAL OLSUN” diyerek alkışlamalı.

DEHAYDE

Kübra

Çağatay Ulusoy’un canlandırdığı Gökhan karakteri Mesih,

Gökhan’ın akıllı telefonundaki SoulTouch uygulamasındaki Kübra isimli kullanıcı Cebrail rolünde.

Kübra, Gökhan’a, SEN FARKLISIN diye başladığı sohbette Kuranı Kerim’den ayetler ile Allah’ın emirlerini hatırlatıyor…

Bir insan, aslında hiç olmadığı bir karakter olduğuna nasıl inandırılır?

Olmadığı ama inandırıldığı karakter gibi nasıl hareket ettirilir?

Bu hareketin sürekliliği nasıl sağlanır?

İnsan algıları nasıl manipüle edilir?

İnsanlar nasıl düşünmeden biat ettirilir?

Uçurumdan birisi atladı diye diğerleri de nasıl atlar?

Diye düşünenlerdenseniz bu diziyi izleyin; en yakınınızdakilerde dahil, günümüz insanlarının düşüncelerinin nasıl değiştirildiğinin idrakına varacaksınız ve sorunların kökenini keşfedeceksiniz.

Cahillik en büyük hastalıktır!

Dini cahillik ise pandemik bir salgındır!

Knowledge Unit Based Reasonig Automaton’ı çözerseniz filmi anladınız demektir.

Kübra dizisini https://www.netflix.com/title/81681294 adresinden izleyebilirsiniz.

Benim Puanım: 10 / 10

IMDB Puanı: 6,4 / 10

Yönetmen: Durul Taylan, Yağmur Taylan

Senaryo: Afşin Kum, Rana Mamatlıoğlu, Bekir Baran Sıtkı

Ülke: Türkiye

Tür: Dram, Gerilim, Dini, Bilim Kurgu, Psikolojik

Vizyon Tarihi: 18 Ocak 2024

Dil: Türkçe

Müzik: Hedonutopia

Oyuncular: Çağatay Ulusoy, Aslıhan Malbora, Ahsen Eroğlu, Nazan Kırılmış, Cihan Talay, Aytek Sayan, Ahmet Mümtaz Taylan, Ferit Kaya, Murat Garibagaoglu