adalet

Deniz Göktaş Olayı; Eleştiri Hoş Olmayabilir, Ama Gereklidir

Son günlerde stand-up sanatçısı İmran Deniz Göktaş’ın gösterisindeki bazı ifadeler nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamalarıyla gözaltına alınması gündemde.

Merak ettim ve gösteriyi baştan sona izledim.

Dikkatimi çeken şey, gösterinin tamamından ziyade birkaç dakikalık kesitlerin sosyal medyada dolaşıma sokulması oldu. Oysa bir konuşmayı, bir filmi ya da bir gösteriyi değerlendirirken bütünü görmek, parçalar üzerinden hüküm vermekten çok daha sağlıklıdır.

Eleştiri bazen rahatsız eder. Mizah ise çoğu zaman rahatsız ederek düşündürür. Ancak rahatsız olmak ile şiddeti çağrıştıran ifadeler kullanmak arasında büyük bir fark vardır. Fikirlere karşı fikir üretmek yerine insanları hedef gösteren söylemler, topluma fayda sağlamaz; yalnızca kutuplaşmayı derinleştirir.

Bir dönem televizyonlarda yayınlanan Olacak O Kadar, Güler Misin Ağlar Mısın? ve benzeri yapımlarda siyasetçiler sık sık mizahın konusu olurdu. Karikatüristler de dönemin iktidarını ve muhalefetini sert biçimde eleştirirdi. Bu eleştiriler her zaman hoş karşılanmasa da, demokratik toplumlarda mizahın ve eleştirinin kamusal tartışmanın doğal bir parçası olduğu kabul edilirdi.

Bu nedenle Winston Churchill’in şu sözü bugün de düşündürücüdür:

“Eleştiri hoş olmayabilir, ancak gereklidir.”

Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: Bir eleştiriye neden bu kadar öfkeleniyoruz? O eleştiriyi susturmak mı istiyoruz, yoksa gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz?

Bu tartışmalar bana yakın zamanda kamuoyuna yansıyan başka bir açıklamayı da hatırlattı. Şırnak Üniversitesi Rektörü Abdurrahim Alkış, akrabalarına ve yakın çevresine yönelik görevlendirmeleri savunurken bunu dini bir gerekçeyle açıklamıştı.

Oysa inancımızda akrabaya iyilik yapmak elbette önemli bir değerdir. Bunun yanında adalet de vazgeçilmez bir ilkedir.

Kur’an-ı Kerim’de geçen şu ayet bu dengeyi açıkça ortaya koymaktadır:

“Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisâ Suresi, 58. ayet)

Aynı surenin 36. ayetinde ise akrabaya, komşuya, yoksula ve ihtiyaç sahiplerine iyilik edilmesi öğütlenmektedir. Bu iki ilke aslında birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. İyilik yapmak başka bir şeydir; kamu görevlerini liyakat ve adalet ilkesiyle yürütmek ise başka bir sorumluluktur.

Toplum olarak belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, sadece hoşumuza giden sözleri değil, bizi rahatsız eden düşünceleri de sükûnetle dinleyebilmektir.

Çünkü eleştiriyi düşmanlık olarak görmeye başladığımız gün, konuşmayı bırakırız. Konuşmayı bıraktığımız gün ise birbirimizi anlamayı da bırakırız.

Farklı düşünebiliriz. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Ama adalet, liyakat, ifade özgürlüğü ve karşılıklı saygı hepimizin ortak zemini olmalıdır.

Bir toplumun gücü, herkesin aynı şeyi söylemesinden değil; farklı düşüncelerin güven içinde dile getirilebildiği, eleştirilerin nefretle değil akıl ve nezaketle karşılandığı bir ortam oluşturabilmesinden gelir.

Jüri 2 Film Yorumu: Adalet Mahkemede mi, Vicdanda mı Başlar?

12 Angry Men – 12 Öfkeli Adam filmini izlediyseniz, Jüri 2’yi izlerken hikâyenin ruhuna yabancılık çekmezsiniz. İzlemediyseniz de mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü her iki film de adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, insanın vicdanında da verildiğini anlatıyor.

12 Öfkeli Adam’da, verdikleri karar sonucunda bir insanın idam edilip edilmeyeceğine karar verecek olan 12 jüri üyesini izliyoruz. Hepsinin yetişmesi gereken işleri, dönmesi gereken hayatları ve kişisel öncelikleri vardır. Çoğu için dava, bir insanın hayatından çok bir an önce sonuçlanması gereken bir dosyadan ibarettir. Ancak içlerinden biri, “Bir insan bu kadar kolay suçlu ilan edilemez.” diyerek süreci sorgulamaya başlar ve olayların yönü tamamen değişir.

Jüri 2 ise benzer bir vicdan muhasebesini çok daha kişisel ve karmaşık bir noktaya taşıyor. Bu kez mesele yalnızca bir sanığın suçlu olup olmadığı değil; gerçeği bilen bir insanın kendi vicdanıyla nasıl mücadele edeceğidir.

Film boyunca izleyiciye sürekli şu soru yöneltiliyor: Hukuken doğru olan ile vicdanen doğru olan her zaman aynı şey midir?

Jüri 2’nin en güçlü tarafı da burada ortaya çıkıyor. Film, adalet kavramını kanun maddelerinin ötesine taşıyarak insan karakterini sorguluyor. Çünkü bazen en zor kararlar, herkesin gözü önünde verilenler değil; kimsenin görmediği yerde verilenlerdir.

Kişisel gelişim açısından bakıldığında film, dürüstlüğün ve karakterin gerçek anlamını hatırlatıyor. İnsanların çoğu doğruyu söylemenin kolay olduğu zamanlarda dürüst olabilir. Asıl mesele, yanlışın size avantaj sağladığı bir durumda bile doğruyu savunabilmektir.

Jüri 2 bana şu düşünceyi hatırlattı: Adalet, yalnızca mahkemelerin verdiği kararlarla değil, insanların vicdanlarında verdikleri kararlarla da ayakta kalır. Çünkü kimsenin görmediği yerde bile eğriye “eğri”, doğruya “doğru” diyebiliyorsanız, adalet önce sizin için anlam kazanmıştır.

Sonuç olarak Jüri 2, bir suç hikâyesinden çok daha fazlasını anlatıyor. İzleyiciyi “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusuyla baş başa bırakan, vicdan, sorumluluk ve adalet üzerine düşündüren etkileyici bir film.

Kuranı Kerim’de Adalet Ayetleri

Kuranı Kerim’de Adalet Ayetleri

  • Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (EN’ÂM suresi 115. ayet)
  • Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma. (NİSA suresi 105. ayet)
  • Sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.” (ŞÛRÂ suresi 15. ayet)
  • Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür. (HÛD suresi 112. ayet)
  • Onlar, yalanı çok dinleyen, çokça haram yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. (MÂİDE suresi 42. ayet)
  • Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı (ölçüyü) indirdik ki, insanlar adaleti yerine getirsinler…….. (HADÎD suresi 25. ayet)
  • Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele. (ÂLİ IMRÂN suresi 21. ayet)
  • De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) doğrultun. Dini Allah’a has kılarak O’na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’RAF suresi 29. ayet)
  • Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (NİSA suresi 135. ayet)
  • Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe sevketmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (MÂİDE suresi 8. ayet)
  • Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir. (NAHL suresi 90. ayet)
  • Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. (MÜMTEHİNE suresi 8. ayet)
  • Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. (FURKÂN suresi 72. ayet)
  • Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir. (MEÂRİC suresi 33. ayet)
  • Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin. (BAKARA suresi 42. ayet)
  • Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın’. Yoksa bilmeden bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz. (HUCURÂT suresi 6. ayet)
  • Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah’a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. (TALÂK suresi 2. ayet)
  • Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline. (CÂSİYE suresi 7. ayet)
  • Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline! (MUTAFFİFÎN suresi 1. ayet)
  • Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir. (İSRÂ suresi 35. ayet)
  • Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın. (BAKARA suresi 188. ayet)
  • “İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (ŞUARA suresi 183. ayet)
  • Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir. (NİSA suresi 29. ayet)
  • Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (NÛR suresi 23. ayet)
  • ……Şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir. (BAKARA suresi 283. ayet)
  • Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur. (NİSA suresi 112. ayet)
  • Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt vermektedir! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (NİSA suresi 58. ayet)

Bizim Mevzumuz “Gerçek Adalet”

Bir şeyler için “gerçek” sıfatını kullanmayı ayıp görenlerdenim.

Gerçek sevgi,

Gerçek aşk,

Gerçek arkadaş,

Gerçek dost,

Gerçek vatansever,

Gerçek Türk,

Gerçek Müslüman….

Gerçek Gerçek.

Gerçek Adalet.

Türk adaletine güvenin diyorlar?

Dışarıda onlarca suçu tek başına gerçekleştirmiş su makinelerinin gezmesine izin veren,

Yöneticilere, yöneticiliklerine, içinde bulunduğu duruma saydırmış, sövmüş düşüncesini belirtmiş insanları içeri alan adalet sistemine nasıl güvenebilirim?

Gerçek Türk adaletine tabi ki güvenirim ama Araplaştırılmış, yönetici kimse ona yaranmaya dayanan, biat kültürü adalet anlayışına karşıyım.

Bir tek adalet vardır o da Gerçek Adalet’tir.

Tüm mücadelemiz Gerçek sıfatından arındırılmış Adalet içindir.

İthal Hakem Ne Demek?

Öncelikle belirteyim; bu yazının amacı size ithal ve hakem kelimelerini tek tek açıklamak değil!

Önce VAR, yani maç devam ederken, orta hakemin açısının doğru karar vermesini engellediği, ama bu sırada kayıt yapan bir sürü kameranın çektiği görüntüleri yorumlasın da, hak yerini bulsun, kimsenin hakkı yenilmesin diye yurt dışından, Türk olmayan hakemleri ithal ettik.

Şimdi de Galatasaray Fenerbahçe maçı için Slovenya’dan hakem Slavko Vincic’i getirtiyoruz.

Bunda ne var diyebilirsiniz?

Bu olayda çok şey var;

Her biri 11 kişiden oluşan 2 takımın, yani 22 kişinin 1 topu kovalayarak karşıdakinin kalesine atmaya çalıştığı bir oyunda bile adaletli karar veremiyoruz demek.

Taraf tutuyoruz demenin ispatı bu!

Bir oyunda bile taraf tutmadan karar veremiyorken, bir haksızlık ile karşılaştığımızda, hukuk karşısında nasıl adalet bekleyeceğiz?

Yazık değil mi?

İşçiler ithal, futbolcular ithal, hakemler ithal…

Biz ne ara bu kadar kalitesiz olduk!

Futbol Oynamayı Bile Beceremiyoruz

Futbol oynamayı bile beceremiyoruz;

İki taraf tarafından oynanan,

Galibiyet,

Mağlubiyet veya

Beraberlik

Üç sonucu olan,

Sahada 22 kişinin

1 topun peşine koşturduğu ve direkler arasındaki fileye topu geçirmeye çalıştığı bir oyunu bile hakkaniyetli oynamayı beceremiyoruz!

Kondisyonu yüksek! futbolcularımız top peşine koşmak yerine küçük bir temasta çim yatak gibi görüp üzerine uzanmakta,

Hakemlerimiz tarafsız değil; takımın büyüklüğüne göre karar kalmakta, ki yurtdışından ithal VAR hakemi bile getirttik,

Ne Futbol Federasyonunun ne Hakem Federasyonunun yaşananlar umurunda,

Futbol MUŞ gibi oynadığımız ve düzgün adil oynayıp/oynatamadığımız için de ne Avrupa Şampiyonalarında  ne de Dünya Şampiyonalarında varlığımız var.

Yazık.

Biz nasıl bir ülke olduk böyle!!!?

Yazmasam Olmaz

Vicdansız,

Empati yoksunu,

Hurafelere dayalı,

Gerçek dışı,

Kanıtsız,

Cahilce,

Taraflı,

Yalaka,

Yandaş,

Sorumsuz,

Suçlayıcı

Dışlayıcı,

Ayrıştırıcı,

Yıkıcı,

Reklamın iyisi kötü olmaz anlayışı ile

Paylaşım yapanlara şahit olunca,

Ben yazmasam olmaz!

Türkiye’nin Vergi Yüzsüzleri

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 01 Kasım 2024 tarihinde, 5 milyon TL üzeri borcu olan mükelleflerin listesini, kendi sitesinde, arama fonksiyonu olmayan bir formatta yayınladı.

Yani yayınlanmış olmak için yayınlandığı belliydi.

Aranabilir formata dönüştürerek vergiyuzsuzleri.com adresinde il il excel listesi olarak yayınladık.

39.270 mükellefin, 968 milyar TL vergi borcu bulunuyordu.

Vatandaşına kemer sıktıran yönetimin, bazı mükelleflere gelince ne kadar rahat davrandığının göstergesiydi.

Yer yerinden oynamalıydı.

Ya 5 milyon TL altında olup yıllarca ödenmeyenler,

Ya vergi borcu silinenler…

Kıt kanaat çalışan ama yine de Türkiye’m de  Türkiye’m diyen vatandaşına reva görünen bu mu?

Kula Köleler Sahipsiz Köpeklerden Daha Tehlikelidir

Sahipsiz köpekler değil Kula Köle olan insanlar daha tehlikelidir.

Kula Köle insan kendisinin hak edip etmediğine bakmaz; kendisine verileni kabul eder ve kaybetmemek için her şeyi yapar!

Kula Köle insan cahildir, aklının ucundan ne yapacağını düşünmek geçmez, düşünmeden itaat eder!

Oy ver der sahibi; oy verir!

Atıl der sahibi; atılır!

Döv der sahibi; döver!

Öldür der sahibi; öldürür

…

Sözüm meclisten dışarı…

KULA KÖLE OLUNMAZ!

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık, Kingdom of the Planet of the Apes

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık, Kingdom of the Planet of the Apes filminde,

Akıllanan maymunlar ile zeka geriliği yaşayan insanların mücadelesi aynı anda konu edilerek bir ironi oluşturuluyor.

Nedir bu ironi?

Akıllanan maymunlardan güçlü,

Hitabet sanatı iyi olanı,

Kendisinden önce maymun birliğini kurarak, maymunların hayatlarını daha iyi olmasını sağlamak için tecrübeler ile oluşturulmuş, her maymunun uyması gerekli olan ama sadece sözlü olan din gibi kuralları kendi hedefleri doğrultusunda kullanarak kendisini kral ilan eder,

Kendisine biat edenler ile birlikte bir krallık oluşturur.

Kendi dışındakileri hizmetkar, köle olarak kullanmaya,

Güçlendikçe daha da saldırganlaşmaya, kendisine biat etmeyenleri yok etmeye, kimse karşı koyamasın diye silahlanmaya, silahlarını daha da ölümcül yapmaya başlar…

Yani Kuranı Kerimde de yazdığı gibi;

Güçlenen ve güç yüzünden kibre kapılanlar için ne olduysa buna adım atar.

İşte bu film; Kuranı Kerim’de, İncil’de, Tevrat’ta bir sürü kez azgınlığa ulaşan insanoğlunun başına gelen durum maymun insan ironisi ile anlatılıyor.

Hatta, zeka geriliği yaşamayan bir insanın, zeka geriliği yaşayan insanların hallerini görmesine ve kendisinin hayatta kalmasını sağlayanın maymunlar olmasına rağmen, yine güç ile insanlar dışındakileri ilk fırsatta ortadan kaldırmaya çalışacağını söylemesi de bu ironiye adeta tuzla biber oluyor.

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık, Kingdom of the Planet of the Apes film fragmanı:

Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık, Kingdom of the Planet of the Apes filmi için;

Benim Puanım: 7 / 10

IMDB Puanı: 7,1 / 10

  • Cennet için de Cehennem için de öbür dünyayı neden bekliyoruz? Dünya iyiler için cennet, kötüler için cehennem olmalıdır. Bunu sağlayacak olan da adalet ile yine insanoğlunun kendisidir!

Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper

Jason Statham’ın başrolünde oynadığı Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper filmi gerçekte mesleği arıcılık olan birisinin başından geçenleri anlatmıyor.

Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper filmi bir arı/arıcılık belgeseli de değil.

Arıcı: Ölüm Kovanı adı ile filmde, toplumun düzenini sağlamak için, zaman kavramı olmadan son nefeslerine kadar çalışan, topluluğunun huzuru ve devamı için kendi hayatını an tereddüt etmeden feda edebilen, yeri geldiğinde kusurlu yavrular dünyaya getirdiği için kraliçesini bile kusurlu görerek gözünü kırpmadan kimseden emir almayı gerek görmeyerek kendi inisiyatifi ile öldürebilen arıların yaşam biçimine göre hareket eden gizli bir örgüte atıfta bulunuluyor.

Telefon, internet dolandırıcılığı ile bir takım soysuzlar, vatanlarına sonuna kadar bağlı, devleti için var gücü ile çalışmış memurları, “adınız terör listesinde yer alıyor” gibi yalanlarla korkutarak birikimlerinin alındığı, “şu kadar TL kazandınız”, “şunu kazandınız” ama bize para yollamanız lazım diyerek insanların hayalleri için biriktirdiği paraların alındığı, bitkoin, forex, ponzi yöntemi ile insanların oturdukları koltuklarından kalkmadan daha çok kazanma arzularından faydalanılarak dolandırıldığı bir sürü olaya denk geldik, gelmeye de devam ediyoruz…

İşte burada benim aklıma takılan soru hep şu olmuştur; arayan numara belli, biz bir telefon hattı alırken her türlü bilgimizi e-devlet üzerinden veriyoruz, nasıl oluyor da o numaralar kimsenin olmuyor. Operatörlerin belli bir süre nereden arandığı bilgisi de dahil her türlü veriyi tutma zorunluluğu da var. Neden yakalanamıyor. Operatörden veya üst kademelerden dolayı dokunulmazlıkları mı var?

İşte kamu adına vatandaşının korumakla görevli kolluk kuvvetleri bir iş yapamıyorsa iş, silahlı veya silahsız savaşma sanatları eğitimini almış bizim ülkeden örnek verirsek Bordo Bereliler, SAT’lar, SAS’lar gibi askerlerimize, polislerimize kalıyor…

Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper filmindeki gibi Dehayde görev başına.

İnsanların bir kaç kuruşunu çalarak borç batağına sürükleyen, dolandıran, uyuşturucu bağımlısı yapan, seks kölesi olarak çalıştıran, organ mafyasına satan soysuzlara, güvenlik kuvvetleri beceremiyorsa yada engelleniyorsa birilerinin Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper filmindeki arıcı gibi hadlerini bildirmesi lazım.

Bu sırada da engel olmaya çalışan güvenlik kuvvetleri olursa, suçlu ile iş birliğinden hakkında soruşturma açılmalı.

Arıcı: Ölüm Kovanı, The Beekeeper film fragmanı:

Benim Puanım: 8 / 10

IMDB Puanı: 6,4 / 10