Neden Kendimizi Başkalarıyla Kıyaslarız?

Neden Kendimizi Başkalarıyla Kıyaslarız?
0

Bir arkadaşın terfi haberini gördüğünde, sınıf arkadaşının kurduğu şirketi duyduğunda ya da sosyal medyada tanımadığın birinin “hayatını yoluna koymuş” gibi görünen karelerine baktığında içinden geçen o kısa cümleyi bilirsin: “Ben neredeyim?” Neden kendimizi başkalarıyla kıyaslarız sorusunun yanıtı, yalnızca kıskançlıkta ya da özgüven eksikliğinde saklı değil. Kıyaslama, zihnin dünyadaki yerimizi anlamak için kullandığı eski bir ölçme biçimidir.

Sorun, kıyaslamanın varlığı değil; hangi verilerle, hangi niyetle ve hangi bedelle yapıldığıdır. Başkasının sonucu ile kendi başlangıcını karşılaştırdığında, zihnin sana gerçeği değil, eksikliği anlatır. Üstelik bunu çoğu zaman çok ikna edici bir ses tonuyla yapar.

Kıyaslama önce hayatta kalma meselesiydi

İnsan tek başına yaşamaya göre evrilmedi. Bir grubun içinde kabul görmek, kaynaklara ulaşmak, güvenlik sağlamak ve itibar kazanmak uzun süre doğrudan hayatta kalmayla ilgiliydi. Bu yüzden çevremizdeki insanların ne yaptığını izlemek anlamsız bir merak değildi. Kim daha güçlü, kim daha yetkin, kim daha fazla söz sahibi? Bu soruların cevabı, grubun içindeki konumumuzu belirliyordu.

Bugün bir toplantıda fikrin görmezden gelinmesi fiziksel bir tehdit yaratmıyor. Ama beden ve zihin, sosyal dışlanma ihtimalini hâlâ ciddiye alabiliyor. İş arkadaşının aldığı övgü, senin görünmez kaldığın duygusunu tetikleyebiliyor. Bir yaşıtının ev alması, kendi hayatının geride kaldığına dair bir kanıt gibi görünebiliyor.

Burada tuhaf olan şu: Zihnimiz hâlâ yakın çevremizle kıyaslanacak şekilde çalışırken, ekranlar bize aynı anda binlerce insanın seçilmiş anını sunuyor. Bir zamanlar köyün en becerikli insanıyla kendini ölçen kişi, şimdi dünyanın her yerinden girişimci, sanatçı, sporcu ve içerik üreticisiyle yarışıyormuş gibi hissedebiliyor. Ölçüm aracı büyüdü, ama insanın taşıyabileceği psikolojik yük aynı kalmadı.

Neden kendimizi başkalarıyla kıyaslarız: Belirsizliğe tahammül edemediğimiz için

Kendi hayatımızı değerlendirmek zor iştir. “İyi gidiyor muyum?” sorusunun net bir puanı yoktur. Daha çok para kazanmak mı ilerlemedir, daha sakin yaşamak mı? Büyük bir ekip yönetmek mi başarıdır, sevdiğin işte ustalaşmak mı? Kendi ölçütlerini kurmak emek ister; çünkü önce neyi gerçekten önemsediğini dürüstçe anlaman gerekir.

Başkalarıyla kıyaslamak bu belirsizliği kısa süreliğine azaltır. Onların maaşı, unvanı, takipçi sayısı, diploması, evi veya ilişkisi bir cetvel gibi görünür. Cetvelin güven verici bir tarafı vardır: Sayı nettir. Fakat hayatın anlamlı taraflarının çoğu sayıya sığmaz.

Örneğin kariyerinin başındaki bir çalışan, kendisinden iki yıl önce işe başlayan arkadaşının daha yüksek maaş almasını haksızlık olarak okuyabilir. Belki gerçekten ücret adaletsizliği vardır ve bu kıyas, haklı bir pazarlık ihtiyacını görünür kılar. Belki de arkadaşının rolü, sorumluluğu, pazarlık becerisi veya aldığı riskler farklıdır. Kıyaslama burada kötü bir duygu değil, araştırılması gereken bir işarettir.

Asıl risk, işareti hükme çevirmektir. “O benden önde” cümlesi çok hızlı biçimde “Ben yetersizim” cümlesine dönüşebilir. Oysa iki cümle arasında devasa bir fark vardır. Birincisi gözlem iddiasıdır, ikincisi kimlik kararıdır.

Ekranda gördüğümüz şey hayatın tamamı değildir

İnsanlar genellikle sonuçlarını sergiler, tereddütlerini değil. Yeni iş duyurulur; reddedilen başvurular görünmez. Açılan şirket anlatılır; aylarca gelmeyen müşteri, bozulan ortaklık, ertelenen maaşlar çoğu zaman anlatılmaz. Mutlu bir tatil paylaşılır; o tatilden önceki gerilimli konuşmalar paylaşılmaz.

Bu, insanların mutlaka sahte olduğu anlamına gelmez. Herkes hayatının tamamını yayınlamak zorunda da değildir. Fakat sen kendi hayatının mutfağını, başkasının vitriniyle karşılaştırırsan yanlış bir sonuca varırsın. Vitrin düzenlenmek için vardır; mutfak ise dağılır, temizlenir, yeniden dağılır.

Bazen kıyaslama yalnızca sosyal medyada olmaz. Aile masasında, okul koridorunda, şirketin kahve alanında da yaşanır. “Kuzenin şunu yaptı”, “Senin yaşında ben çoktan…”, “Onun ekibi daha hızlı büyüyor” gibi cümleler, insanı kendi ritminden koparabilir. Bu cümlelerin bir kısmı iyi niyetle söylenir. Yine de iyi niyet, yanlış ölçütün zararını her zaman azaltmaz.

Her kıyaslama zararlı değildir

Kıyaslamayı tamamen bırakmak gerçekçi de değil, gerekli de değil. Doğru kullanıldığında kıyaslama öğrenmeyi hızlandırır. Bir yöneticinin daha iyi geri bildirim veren bir meslektaşını izlemesi, bir öğrencinin çalışma düzeni güçlü bir arkadaşından yöntem öğrenmesi ya da girişimcinin başarılı bir iş modelini incelemesi gelişimin parçasıdır.

Fark şurada ortaya çıkar: Karşındaki kişi senin değerinin hakemi mi, yoksa öğrenebileceğin bir kaynak mı? İlkinde küçülürsün, ikincisinde merak edersin. İlkinde “Neden ben değilim?” dersin. İkincisinde “Bunun arkasında hangi beceri, hangi alışkanlık, hangi koşul var?” diye sorarsın.

Bu ayrım kolay görünür ama duygusal olarak zordur. Çünkü bazı başarılar yalnızca başkasının başarısı değildir; bizim ertelediğimiz ihtimalleri de yüzümüze vurur. Arkadaşının yazdığı kitabı görünce rahatsız oluyorsan, belki onun kitabıyla ilgili değilsindir. Belki uzun süredir yazmak istediğin halde başlamadığın şeyle karşılaşmışsındır.

Kıskançlığı hemen bastırmak yerine bilgi olarak ele almak bu yüzden daha işe yarar. “Bu kişide tam olarak ne beni huzursuz etti?” sorusu, bazen bastırılmış bir arzuyu ortaya çıkarır. O arzu her zaman takip edilmek zorunda değildir. Ama tanınmayı hak eder.

Kıyasın gizlediği adaletsizlikler

Kendimizi herkesle aynı çizgiden başlıyor sanarak değerlendirmeye yatkınız. Oysa insanlar aynı ailede büyümez, aynı sağlık koşullarına sahip olmaz, aynı ekonomik güvenceyle risk almaz, aynı ilişki ağlarına erişmez. Birinin cesaret diye sunduğu kararın arkasında güçlü bir maddi destek olabilir. Başkasının temkinli görünmesinin arkasında ise taşıdığı gerçek sorumluluklar bulunabilir.

Bu farkları hatırlamak mazeret üretmek değildir. Tam tersine, daha dürüst bir değerlendirme yapmaktır. Liyakati savunmak, herkesin eşit imkânlara sahip olduğunu varsaymak demek değildir. Emek önemlidir; fakat emeğin hangi koşullarda verildiğini görmeyen bir başarı hikâyesi eksik kalır.

Kendi şartlarını hesaba katmak, kendine acımakla aynı şey değildir. Elindeki imkânları, sınırlılıkları ve seçimlerinin bedelini açıkça görmek demektir. Böylece “Neden onun hayatını yaşamıyorum?” sorusundan, “Kendi koşullarımla daha iyi ne inşa edebilirim?” sorusuna geçebilirsin.

Kıyaslamayı daha dürüst bir araca çevirmek

Kendini birileriyle kıyaslarken önce ölçtüğün şeyi netleştir. Başkasının görünür sonucu mu dikkatini çekti, yoksa o sonuca götüren beceri mi? Eğer beceriyse, onu parçalarına ayırabilirsin. Daha iyi konuşmak, daha tutarlı üretmek, daha cesur pazarlık etmek ya da daha disiplinli çalışmak gibi somut alanlar öğrenilebilir.

Ardından zaman çizelgesine bak. Karşındaki insanın hangi noktada olduğunu gerçekten biliyor musun? On yılın emeğini, üç aylık kendi çabanla karşılaştırıyor olabilirsin. Ya da senin sahip olduğun ama sıradanlaştığı için fark etmediğin bir avantaj, onun için hâlâ uzak bir hedef olabilir.

Bir başka işe yarar soru da şudur: Bu kıyas bende hareket mi doğuruyor, utanç mı? Hareket doğuruyorsa dikkatle kullan. Utanç doğuruyorsa biraz uzaklaşmak, ekran süresini azaltmak ya da o kişiyi bir süre takip etmemek zayıflık değildir. Her bilgiye sürekli maruz kalmak olgunluk göstergesi sayılmaz.

Kendine ait birkaç ölçüt belirlemek de zihni toparlar. Bunlar başkalarına anlatılacak hedefler olmak zorunda değil. Bu ay işinde hangi beceriyi geliştirdin? Hangi zor konuşmayı ertelemeden yaptın? Hangi konuda daha az savruldun? Verdiğin sözlerden hangisini tuttun? İnsan kendi gelişimini yalnızca büyük dönüm noktalarıyla ölçtüğünde, her sıradan günü başarısızlık sanmaya başlar.

Başkasının başarısı senin ihtimalini azaltmaz. Ama senin dikkatini, enerjini ve cesaretini sürekli kendi hayatından çekip alabilir. Mesele, gözünü kapatmak değil; baktığın yerde ne aradığını bilmektir.

Bugün seni en çok rahatsız eden kıyas hangisi? Belki o duygu sana yetersiz olduğunu değil, hayatında daha dürüstçe bakman gereken bir yön bulunduğunu söylüyordur.

Kendi ölçünü kurmak, yarıştan kaçmak değil; hangi yarışın sana ait olduğuna karar vermektir.

Choose your Reaction!
Leave a Comment

Your email address will not be published.

Son Yazılar
Etkinlik Takvimi
Pts
Sal
Çar
Per
Cum
Cts
Paz
P
S
Ç
P
C
C
P
29
30
31
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
1
2
Yaklaşan Etkinlikler
Topluluğa Katıl

Fikirlerini paylaş, yeni insanlarla tanış ve birlikte üret.

Ücretsiz üye ol

Grupları keşfet →

En Çok Okunanlar

Görüntülenme verileri biriktikçe liste otomatik güncellenir.