Karar Verirken Duyguları Yönetmenin Yolları

Karar Verirken Duyguları Yönetmenin Yolları
0

Bazı kararlar, verildiği anda değil, üzerinden birkaç gün geçince ağırlaşır. Öfkeyle gönderilen bir istifa e-postası, yalnız kalma korkusuyla sürdürülen bir ilişki, kaçırma endişesiyle yapılan bir yatırım ya da suçluluk duygusuyla kabul edilen bir iş yükü… O anda kararın mantığı varmış gibi görünür. Sonra insan kendine şu soruyu sorar: “Bunu gerçekten ben mi istedim, yoksa o anki duygum mu benim yerime karar verdi?” Karar verirken duyguları yönetmek tam da bu ayrımı yapabilme becerisidir.

Duygular kararlarımızın düşmanı değildir. Hatta çoğu zaman önemli bir sinyal taşırlar. Korku, risk olduğunu söyleyebilir. Öfke, sınırının ihlal edildiğini gösterebilir. Heyecan, uzun süredir ihmal ettiğin bir ihtimali işaret edebilir. Sorun, duygunun varlığı değil; direksiyona tek başına oturmasıdır.

Duygular neden kararları bu kadar etkiler?

İnsan kendini rasyonel bir canlı olarak görmekten hoşlanır. Excel tablosu açar, artı ve eksi listesi yapar, birkaç kişiden fikir alır. Fakat kararların önemli bir bölümü önce bedende hissedilir, sonra zihin tarafından gerekçelendirilir. Bir teklif içini sıkıyorsa, bazen bunun nedenini saatler sonra açıklayabilirsin. Bir insana hemen güveniyorsan, bunu “enerjisi iyi geldi” gibi belirsiz bir cümleyle anlatırsın.

Bu belirsizlik duyguların değersiz olduğunu göstermez. Sadece onların ham veri olduğunu gösterir. Ham veri işlenmeden kullanıldığında yanıltıcı olabilir.

Örneğin bir yöneticinin, toplantıda fikrine itiraz eden çalışanına sert davranması kolayca “disiplin” diye açıklanabilir. Oysa asıl mesele, yöneticinin otoritesinin sarsıldığı hissine kapılması olabilir. Bir girişimcinin iyi bir ortaklık teklifini reddetmesi de bazen titizlikten değil, geçmişte yaşadığı bir hayal kırıklığının tekrarından korkmasından kaynaklanır.

Duygu, gerçeğin kendisi değildir. Gerçeğe dair kişisel deneyiminin verdiği tepkidir. Bu fark küçük görünür ama karar kalitesini değiştirir.

Karar verirken duyguları yönetmek, bastırmak değildir

“Duygusal davranma” sözü çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlardan sanki hiçbir şey hissetmeden karar vermeleri beklenir. Oysa duyguyu bastırmak, onu ortadan kaldırmaz. Sadece karar mekanizmasının görünmeyen bir yerine iter.

Bastırılmış öfke, gereğinden sert bir “hayır” olarak çıkabilir. Bastırılmış kaygı, bitmeyen erteleme biçimini alabilir. Bastırılmış kırgınlık, hiç konuşmadan uzaklaşmaya dönüşebilir. Duyguya izin vermeyen kişi, duygudan bağımsız hale gelmez. Yalnızca neyin kendisini yönettiğini görme şansını kaybeder.

Daha sağlıklı olan şudur: Duyguyu kabul et, adını koy, ama hükmünü hemen verme. “Şu an çok öfkeliyim” demek, “Bu insan kesinlikle kötü niyetli” demekten daha dürüst bir başlangıçtır. “Bu fırsat beni heyecanlandırıyor” demek de “Bu kesinlikle doğru fırsat” anlamına gelmez.

Aradaki mesafe, özgürlük alanıdır. O mesafede kendine bakma fırsatı doğar.

Duygunun adını koymak neden işe yarar?

İnsanlar çoğu zaman tek bir kelime kullanır: kötü hissediyorum. Fakat kötü hissetmek; utanç, kıskançlık, hayal kırıklığı, belirsizlik, yorgunluk, değersizlik korkusu veya yalnızlık olabilir. Her birinin senden istediği şey farklıdır.

Bir iş teklifini reddetmek üzereysen, kendine “Neden huzursuzum?” diye sorabilirsin. Belki teklif gerçekten değerlerinle uyuşmuyordur. Belki de yeni bir role geçmenin getireceği görünürlük seni korkutuyordur. İlk durumda geri çekilmek makul olabilir. İkinci durumda ise korku, kaçman gereken bir işaret değil, hazırlanman gereken bir eşik olabilir.

Duyguyu doğru adlandırmak, ona teslim olmak değildir. Sadece yanlış problem çözmeyi önler.

Bazı duygular özellikle kötü kararlar üretir

Her duygu aynı ölçüde riskli değildir. Asıl risk, yoğunluğun yükseldiği ve zaman algısının daraldığı anlardır. Öfkeliyken karşı tarafın niyetini olduğundan daha kötü yorumlarız. Kaygılıyken ihtimalleri felaket senaryolarına çeviririz. Aşırı heyecanlıyken maliyeti, emeği ve geri dönüş ihtimalini küçümseriz.

Bir de kıtlık duygusu vardır. “Bu son şansım”, “Böyle bir insanı bir daha bulamam”, “Bu işi şimdi almazsam geride kalırım” düşüncesi, insanı aceleye iter. Oysa gerçekten iyi kararların çoğu, panik duygusunu değil bilgi ihtiyacını büyütür. Aciliyet bazen gerçektir. Ama her acil görünen şey acil değildir; kimi zaman karşı tarafın takvimi, piyasadaki gürültü ya da kendi sabırsızlığın sana baskı yapıyordur.

Burada mesele duygusuzlaşmak değil, yüksek duygulu anlarda kararın türünü değiştirmektir. Geri dönüşü zor bir karar veriyorsan, kendine süre tanımak çoğu zaman zayıflık değil sorumluluktur. Bir gece beklemek her sorunu çözmez. Ama öfkenin ilk dalgası geçince aynı cümlenin, aynı teklifin veya aynı riskin nasıl göründüğünü anlamana yardım eder.

Duygu ile değer arasındaki farkı sor

İyi bir karar her zaman iyi hissettirmez. Bu, kişisel gelişim dünyasında sıkça atlanan ama hayatın içinden gelen bir gerçektir.

Sınır koymak suçluluk yaratabilir. Yeni bir işe başlamak kaygı verebilir. Uzun süredir yürümeyen bir ortaklığı bitirmek üzüntü doğurabilir. Buna rağmen karar, değerlerinle tutarlı olabilir. Tersine, herkes tarafından onaylanmak kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; fakat seni kendi önceliklerinden uzaklaştırabilir.

Bu yüzden karar anında yalnızca “Ne hissediyorum?” sorusu yetmez. Yanına şunu koymak gerekir: “Bu karar, nasıl biri olmak istediğim kişiyle uyumlu mu?”

Bu soru romantik bir iç ses arayışı değildir. Oldukça pratiktir. Dürüstlüğe önem veriyorsan, müşteriye veremeyeceğin sözü vermemek kısa vadede satış kaybettirebilir. Emeğe ve liyakate değer veriyorsan, sırf tanıdık olduğu için yanlış kişiyi işe almak işini kolaylaştırmaz. Değerler, duygusal hava değiştiğinde yönünü bulduran bir pusula gibi çalışır.

Elbette değerler de her soruya tek başına cevap vermez. Aile sorumluluğu, ekonomik gerçeklikler, sağlık, zaman ve fırsat maliyeti vardır. Bazen ideal olanla mümkün olan arasında seçim yaparsın. Fakat en azından hangi bedeli neden ödediğini bilirsin. Bu, sonradan pişman olmayacağın anlamına gelmez; pişmanlığının daha dürüst bir zemine oturacağı anlamına gelir.

Karardan önce küçük bir durak kur

Duyguların yükseldiği her anda uzun analizler yapamayabilirsin. Ama kısa bir durak kurabilirsin. Bu durağın amacı kararını geciktirmek değil, karar veren kişiyi tanımaktır.

Önemli bir e-posta göndermeden, para harcamadan, ilişkiyi bitirmeden ya da yeni bir taahhütte bulunmadan önce kendine üç cümle sor: “Şu an ne hissediyorum?”, “Bu duygu benden ne yapmamı istiyor?” ve “Yarın sabah aynı bilgilerin ışığında bunu yine yapar mıydım?”

Bu soruların cevabı her zaman net gelmez. Zaten amaç kusursuz netlik değildir. Ama düşünmeden tepki vermekle, belirsizliği fark ederek seçim yapmak arasında büyük fark vardır.

Bir başka yararlı yöntem, kararı iki ayrı sesle yazmaktır. İlkinde duygunun konuşmasına izin ver: “Bu teklifi kabul etmek istiyorum çünkü kendimi nihayet değerli hissedeceğim.” İkincisinde gözlemciyi çağır: “Bu teklifin çalışma koşulları ne, öğrenme alanı var mı, altı ay sonra hayatıma etkisi ne olur?” Bu iki sesin çatışması seni kararsız yapmaz. Tam tersine, kararının eksik taraflarını görünür kılar.

Başkalarının fikri ne zaman yardımcı olur?

Duygusal olarak yüklüyken birine danışmak faydalı olabilir. Ancak doğru kişiyi seçmek gerekir. Seni her koşulda onaylayan biri rahatlatır ama kör noktanı büyütebilir. Her fikrini küçümseyen biri ise seni daha savunmacı hale getirir.

İhtiyacın olan kişi, senin yerine karar veren değil; sorularıyla kararını sağlamlaştıran kişidir. “Bunu neden şimdi yapmak istiyorsun?”, “En kötü ihtimal ne?”, “Bu korku geçmişten mi geliyor, mevcut durumdan mı?” gibi sorular bazen tavsiyeden daha değerlidir.

Çünkü hayatının sorumluluğunu başkasına devretmek, karar vermenin kaygısını azaltır; sonucunun yükünü azaltmaz.

Kararlarının geçmişini incele

Duyguları yönetmek tek seferlik bir beceri değildir. Kendi karar örüntülerini tanımayı gerektirir. Bazı insanlar baskı altında hemen kabul eder. Bazıları reddetmeye meyillidir. Kimi insan fırsat görünce aşırı hızlanır, kimi insan kaybetme korkusuyla yıllarca bekler.

Geçmişte verdiğin üç önemli kararı düşün. Hangisinde duygun sana iyi bir şey söyledi? Hangisinde seni yanıltan şey, duygu değil o duyguyu mutlak gerçek sanman oldu? Bu ayrımı yaptığında, kendine karşı daha adil davranmaya başlarsın.

Çünkü mesele “Ben çok duygusalım” diye kendini etiketlemek değildir. Mesele, hangi koşullarda daha kolay savrulduğunu bilmektir. Kendini tanımak, her zaman sakin olmak demek değildir. Dalga geldiğinde yüzmeyi öğrenmektir.

Bir sonraki zor kararında, duygunu susturmaya çalışma. Onu dinle, sorgula ve yerine oturt. Sonra kendine şu soruyu sor: Bu kararı anlık rahatlamak için mi veriyorum, yoksa yarın yüzleşebileceğim bir hayat kurmak için mi?

Duyguların sesini duy; ama hayatının yönünü yalnızca onlar belirlemesin.

Choose your Reaction!
Leave a Comment

Your email address will not be published.

Son Yazılar
Etkinlik Takvimi
Pts
Sal
Çar
Per
Cum
Cts
Paz
P
S
Ç
P
C
C
P
28
29
30
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
1
Yaklaşan Etkinlikler
Topluluğa Katıl

Fikirlerini paylaş, yeni insanlarla tanış ve birlikte üret.

Ücretsiz üye ol

Grupları keşfet →

En Çok Okunanlar

Görüntülenme verileri biriktikçe liste otomatik güncellenir.